Doğan ÖZGÜDEN
BABAM DEMİRYOLCU KADRİ ÖZGÜDEN'İ 43 YIL ÖNCE KAYBETMİŞTİK
BABAM DEMİRYOLCU KADRİ ÖZGÜDEN'İ
43 YIL ÖNCE KAYBETMİŞTİK
Çocukluğumda Anadolu bozkırındaki ara istasyonlarda ilkokul olmadığı için, ileri yaşlarımda siyasal sürgün yüzünden uzun yıllar ayrı düştüğüm sevgili babam Kadri Özgüden’i bundan 43 yıl önce, 9 Ekim 1983’te kaybetmiştik.
O da annem gibi muhacir bir ailenin çocuğuydu… 1905'te Makedonya’daki Rupişta, şimdiki adıyla Argos Orestiko’da doğmuştu. 1912’de patlak veren Balkan Savaşları, birçok Rumelili gibi onun ailesini de doğup büyüdükleri topraklardan kopartıp Anadolu’ya savurmuştu. Önce Ödemiş’e, daha sonra İstanbul’a yerleştirilmişlerdi.
Babam Kadri, çocukluk çağını Balkan savaşlarının ve onu izleyen zorunlu göçün, delikanlılık yıllarını da 1. Dünya Savaşı döneminde İstanbul'un işgalinin zorlukları içinde geçirmişti.

İstanbul’da ailenin geçimine yardımcı olabilmek için işportacılık, seyyar satıcılık yapmak zorunda kaldığından doğru dürüst bir eğitim de görememişti.
İşgal günlerinin babama kazandırdığı tek şey sonradan şampiyonluklar kazanacak seçkin bir boksör olmasına olanak sağlamasıydı.
Bir gün leblebi çekirdek sattığı Beyoğlu’nda, bir meyhaneden sarhoş çıkan dört beş yabancı subay, oradan geçmekte olan çarşaflı bir Türk kadınına sataşırlar. Kadın kendisini saldırganların elinden kurtarmaya çalışırken karşı taraftan gelmekte olan bir İngiliz subayı devreye girer, elindeki paketi babamın eline tutuşturduktan sonra birkaç yumrukla saldırganlara hadlerini bildirip kadını kurtarır, sonra paketini alıp hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder.
Bu olay babamı son derece etkiler. Asil bir savunma sporu olduğunu hiç dilinden düşürmediği boksu öğrenmek için ilk fırsatta bir kulübe yazılır.
Cumhuriyet döneminin artık başarıdan başarıya koşan bir boksördür. Ama hayatını kazanması, bir meslek sahibi olması gereklidir. Önce Bozüyük ormanlarındaki kereste atölyelerinde tesviyeci olarak çalışır, yurdun demir ağlarla örülmesi kampanyası başladığında da bir süre Ankara’da eğitim gördükten sonra Devlet Demir Yolları’na hareket memuru olarak girer, daha sonra istasyon şefliğine yükselir.
Artık gençlik yılları İç Anadolu’nun bozkırlarına adanmıştır. Demiryolcunun günlük yaşamı, hele ara istasyonlarda görevliyse, yalnızlık, monotonluk ve de tehlikelerle örülüdür. Ama görevli olduğu insansız ara istasyonlara kapanıp kalmaz, çevre köylerini dolaşır, yoksul Anadolu köylüsünün çileli yaşamını yakından tanır, o yaşamı paylaşır.
Duygularını şiire döker. Mesleki sorumluluklarından artan zamanını tamamen edebiyata ayırır. Artık başarılı bir boksör olduğu kadar son derece duygulu bir ozandır da… Sürekli okur. Özellikle dönemin büyük ozanları Yahya Kemal, Ahmet Haşim ve Nazım Hikmet’in şiirleri dilinden düşmez.
İşte bu köklü dönüşüm dönemindedir ki, İstanbul’a ailesini ziyarete gidişlerinden birinde karşılaşır annem Müveddet Hanım’la… Savaş öksüz ve yetimi olan annem, bir süreden beri İstanbul’daki akrabaları Feyzullah Çavuş’la Sabriye Hanım’ın konuğudur.
Büyük Balkan göçünün ikinci kuşağından Kadri Bey 27, Müveddet Hanım 18 yaşındadır. Karşılaşır karşılaşmaz da birbirlerine yanmışlardır. Kısa zamanda hayatlarını birleştirirler.
İdealist genç demiryolcu Anadolu’nun bozkırlarında artık yalnız değildir, karavagonlarda, drezinlerde istasyondan istasyona, kağnı üstünde, at eşek sırtında köyden köye birlikte koşacaklar, miras aldıkları Rumeli kültürünü Anadolu’nunkiyle harmanlayacaklardır.
Ben bu idealist ailenin Kalecik’in Irmak istasyonunda 27 Şubat 1936'da doğmuş ilk çocuğuyum. Benden sonra doğan kızkardeşim Türel çocuk yaşta zehirli sıtmadan öldü. Kızkardeşim Çiğdem Özgüden Kayseri'nin Gömeç ara istasyonunda 20 Şubat 1945'de doğdu.
Yaşam koşulları bizleri sık sık ayrı düşürdü. Babamın görevli olduğu ara istasyonlarda okul olmadığından ilkokulu okuyabilmek için daha 6-7 yaşlarında gurbetçi edildim.
2. Dünya Savaşı bittikten sonra babamın Ankara ve İzmir’de görevlendirildiği yıllarda beraber olabildiysek de, fırtınalı gazeteci ve sol militan yaşamı beni genç yaşımda ailemden yine ayrı düşürdü.
1971 darbesinden sonraki sürgün ise bir daha kavuşmamıza imkan tanımadı.
Ama çocukluk çağımda birlikte olabildiğim yıllarda, yaşamın tüm zorluklarına karşı ödün vermeksizin mücadele etmeyi öğreten annem Müveddet, bilinçlenme ufkumu ara istasyonlara taşıdığı kitaplar ve dergilerle açan babam Kadri’dir.
Sevgili babam, yaşamında yeterince beraber olamadığım sana yürek dolusu sevgi, kişiliğimin oluşmasına katkından dolayı teşekkür borçluyum.
Sonsuzluktaki ebedi yolculuğunda yıldızlar senin de yoldaşın olsun.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.