Bülent Hakan ALTUNCU

Bülent Hakan ALTUNCU

OLAĞANÜSTÜ HAL ve SIKIYÖNETİM

OLAĞANÜSTÜ HAL ve SIKIYÖNETİM

Özgür Özel bugün babadan kalma bir şeyi olmayan, sadece maaşıyla geçinmeye çalışan sade, saf ve temiz yüzlü bir devlet memurunun 450 milyonluk gayrı menkullerinin listesini açıkladı.

Memur Akın Gürlek ise iddiaların yalan olduğunu söyleyip kendisine dava açacağını söyledi ve Özgür Özel’İ kendi kontrolü altındaki mahkemelere başvurmaya çağırdı. Özgür Özel için zor bir süreç başladı.

İddia edilen onlarca gayrımenkullerin fiyatları 85 milyondan başlıyor, en ucuzu ise 17,5 milyon. Biri hariç hepsi yalan olsa da bir devlet memurunun ek bir kazancı yoksa 17,5 milyonluk tek bir dairesinin olması bile imkansız bir şeydir günümüz şartlarında. Bu açıklamaların ardından ülkede yer yerinden oynaması, adalet bakanının bu haberin ardından saatler içinde yurt dışına kaçması gerekirdi.

12 Eylül öncesinde haberlerde çok sık duyulan ve halkı tedirgin eden iki terim vardı: Biri sıkıyönetim, diğeri olağanüstü hal.

Olağanüstü hal: Cumhurbaşkanının ilan edip TBMM’nin onayına sunulan, bazı hak ve özgürlüklerin geçici olarak sınırlandırıldığı, yönetimin sivil idarenin elinde olduğu bir durumdu.

Sıkıyönetim: Askeri otoritenin ön plan çıktığı, askeri mahkemelerin devreye girdiği, hak ve özgürlüklerin daha sert bir şekilde engellendiği bir durumdu.

İkisinin de kitap üzerinde gerekçeleri, uygulama yöntemi, uygulayıcıları her şey açık açık yazılı ve netti.

Her şeyin saydam hale getirildiği, her şeyin sorgulanabilir ve denetlenebilir olduğu, devletin en üst düzey yöneticilerinin kapalı kapılar ardından hiç bir iş çeviremediği şeffaf, devletin yargı, yürütme ve yasama görevlerinin hak, hukuk, adalet ve kamunun beklentilerine uygun bir şekilde daha hızlı çözümler üretildiği, basın ve ifade özgürlüğünün en üst düzeye getirildiği ( ben demiyorum bunları ilk başkanlık seçimi öncesi başkanlık sistemini savunanların söyledikleri şeylerdi bunlar) başkanlık sistemine geçildikten sonra…

Mahkemeleri canlı izleyeceğimizi sanıp mahkeme salonlarından basını geçtik, sanık yakınlarının avukatların bile kovulduğunu; devletin hantal işleyişinin başkanlık sistemi ile çok hızlı bir şekilde sonuç alınacak yapıya kavuşturulacağını umduğumuz sistemde Can Atalay gibi Tayfun Kahraman gibi, Selçuk Kozağaçlı gibi, Demirtaş gibi, Merdan Yanardağ gibi, İmamoğlu ve daha niceleri gibilerin iddianamelerinin değil günler içinde, aylar içinde bile değil yıllar içinde hazırlandığını bu “şeffaf ve demokratik” sistemde çok kez gördük.

12 Eylül öncesi her gün insanların öldürüldüğü bir terör ortamı vardı ve kah olağanüstü hal kah sıkı yönetim ilan ediliyordu. Şimdi ne öyle bir terör ortamı ne de öyle bir olağan üstü bir durum olmadığı halde hayatımızın her anında olağanüstü hal ve sıkıyönetim tedbirlerini izliyor ve yaşıyoruz. Ama bu sıkıyönetim sadece devletimizin gidişatından memnun olmayanlara uygulanıyor. Diğer yandan bu sıkı yönetim ve denetim, geliriyle varlığı arasında aklın erebileceği matematiksel orantı kurulamayan yetim hakkı yemiş, memleketin kanını emmiş yüz binlerce zengine asla uygulanmıyor.

Yıllardır olağan üstü bir hal içinde yaşıyoruz ve gerçekten sıkı yönetimin ve denetimin uygulanması gereken bir zamandayız. Fakat ne olağan üstü hal ilan edecek bir yürütme organımız, ne de sıkıyönetim ilan edecek bir ordumuz var. İşin daha kötü tarafı hiç bir terimin, kanunun, yönetmeliğin, kurumun tarif edilebileceği bir anlamı kalmadı bu başkanlık sisteminde.

Başkanlık sistemine geçtik ya ne siyasetten uzak askerimiz, polisimiz var; ne bağımsız karar verecek bakanlarımız, vekillerimiz, yargımız ne de kurum amirlerimiz, müdürlerimiz, müdür yardımcılarımız var. Varsa yoksa bir “Allahımız” var, ona inanır, ona sığınır, onun izniyle orucumuzu açarız. Hayırlı iftarlar!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.