Muhalefetinden iktidarına, siyasetçisinden bürokratına, milletvekilinden belediye başkanına, hırsızından berduşuna, ahlaksızından utanmazına o kadar çok düşmanım var ki; çoğunu da tanımam bile. Horoz misali; polemiğe girmem yazar geçerim...
"Böyle yaşanır mı?" diye düşünenler vardır elbet.
Valla yaşanıyor işte. Bazı meslekler böyle. Gazetecilik, polislik, askerlik gibi...
Düşmanın yoksa işini iyi yapmıyorsundur.
Benimki biraz farklı sadece. İşini bedava yapanlardanım. Mesleğimi beleşe icrâ ediyorum anlayacağınız. Eşek yüküyle mayişli günleri artık hatırlamıyorum bile...
Tam "arkasından 40 iti havlatmayana kurt denmez" diyeceğim; "ne oldu MHP'li mi oldun?" derler diye vazgeçiyorum. İçinde kurt falan geçiyor ya, o sebeple...
Bu kadar düşmanla "içimde bir güvercin tedirginliği" deyip, ajitasyonun dibine vuracakken de bir gülme geliyor, vazgeçiyorum.
İşin aslı şu; çok şükür Tanrı kafamıza vura vura hayata soldan bakmayı, Kıble'nin içimize doğru olduğunu, "döndüm vicdanıma, vicdanım Kıblem" demeyi öğretti bize...
Kıblesi vicdanı olanı orduyla gelsen korkutamazsın.
Arkandan havlayan itlerin çetelesini tutmazsın.
Polemiğe girmez yazar geçersin...
YK-02/10/2026 Yavuz KARAKOÇ