TURUNCU RENKLİ TEHLİKE!!!

Bülent BAŞARAN


Burjuva sınıfının çok uyanık ve akıllı bir sınıf olduğu konusunda haklarını teslim etmek gerekir. Ama bir o kadar da ahlaksız ve düzenbaz olduklarını da atlamamalıyız. Bu nedenle görece "cahil" olan işçi sınıfının onlarla mücadele ederken sürekli tuzaklarına yakalanmalarını normal karşılamak gerekir. Bu noktada sınıfın bu saf dillilikle hareket ederken gözünü açabilecek tek şey sınıfın partisidir. Onları bu tuzaklar konusunda önceden uyaracak ve doğru adımlar atmasını sağlayacak tek unsur, sınıfın içinde örgütlenmiş partidir.

Ama bizim ülkemizde sınıfın partisi iddiasında olan partiler, sınıfın içinde olmak yerine, onun önünde durmayı ve dışında kalmayı tercih ederler. Bu anlamda tıpkı burjuva partileri gibi reçeteler yazıp, "aaa, bir şey icat ettik, kurtuluşun yolunu bulduk, düşün peşimize" deme eğilimindeler. Oldukça düşman kazanabileceğim bu konuya girmek istemiyorum.

Tekrar kapitalistlerin attıkları hileli zarlara dönebiliriz.

Son dönemde bir "turuncu devrim" furyası var. Bu adı asıl olarak Ukrayna'da aldı. Turuncu renk, Arap coğrafyasında "bahara" dönüştü ve burada yapılanlara da "Arap Baharı" ismi verildi. Aslında birbirinden çok da farklı şeyler değiller. Ama tabi ki, Ukrayna'da yaşananların hem coğrafya hem de kültür farklılığından dolayı orijinal olduğunu kabul etmek lazım. Bir diğer taraftan da Latin Amerika'da muadili olan "turuncu" işlerin yapılmadığını söylersek yanlış olur.

Nedir turuncu devrim? Yada ben ondan ne anlıyorum? Kabaca bakacak olursak;
ABD bir ülkede ilk önce mevcut (kendisi ile işbirlikçi olmak kaydıyla) iktidarın güçlenmesi ve halkın çoğunluğunun desteğini alıp kabul görmesi için alabildiğine destekler. Paralar yağdırılır, övgüler düzülür ve parlatılır. Halkın gözünde iktidar olmazsa, o halkın da olmayacağı izlenimi verilir. İktidar sahipleri korkunç servetlere ve güce kavuşturulur. Bu sağlandıktan sonra, bu iktidar yavaş yavaş saldırganlaştırılır ve iktidar sahipleri tiran haline getirilir.

Zaman içinde bu duruma doğal bir muhalefet oluşabileceği gibi kurgusal bir muhalefet de oluşturulabilir. ABD bu defa el altından, oluşmuş yada yaratılmış bu popüler muhalefeti desteklemeye ve satın almaya başlar. Ve çoğunlukla da bunu başarır. Eski müttefik olan parlatılmış iktidar, artık anti demokratik birer despot ve insan haklarına saygısız bir diktatör olarak lanse edilir. Halk ondan kurtarılmalıdır. Bunu, desteklenen muhalefetin ise başarması zordur. Çünkü iktidar artık gayrı hukuki yöntemlere başvurmaya başlamıştır. İşte tam bu noktada o ülkeye "demokrasi, barış ve özgürlük" getirecek biri lazımdır. O da Amerika'dır.

Satın alınmış olan muhalefet Amerika'ya neredeyse açık çağrı yapar; "gelin bizi kurtarın ve iktidara bizi getirin" diye... ABD bu fırsatı kesinlikle kaçırmaz. O ülkede ayaklanmalar kışkırtılır, satın alınmış uluslararası medya aracılığıyla birin yanına bin katılarak bir bilgi kirliliği oluşturulur. Ve bu sayede uluslararası kamu oyunun da desteği sağlama alınır. Artık dünya ve bilmem nere halkı bu zalim diktatörden kurtulmalıdır. Ve ABD oraya askeriyle, tankıyla, topuyla "barış" götürür. Halk; iktidar ve muhalefet yanlıları olarak ikiye bölünür, uzun bir süre çatıştırılır, her yer bombalanır, taş taş üstünde kalmaz, ekonomi yerle bir edilir ve ülke artık paramparça bir hale getirilir. Sonra da ABD, bu parçalar arasındaki gerginlikleri kullanarak bir reorganizasyona girişir. Bu arada ülke ABD'ye önümüzdeki 100 yıl ödeseler bitmeyecek şekilde borçlandırılır. Tüm yer altı ve yer üstü kaynakları ABD'li şirketlere teslim edilir.

Bu işleyiş size Saddam'ı, Gaddafi'yi, Esad'ı ve son olarak Maduro'yu hatırlatmış olmalı... Sırada ise İran var. Bakarsanız İran'da da bir turuncu devrim beklentisi yüksek ve ABD oradaki muhalefetten de "gel bizi kurtar" demesini bekliyor. Ukrayna'da Zelenski de aynısını yaptı. Gitti Trump'a "Amca beni Ruslara karşı kışkırttın, sonra sahip çıkmadın, Rusya beni dövüyor, kurtar beni!" dedi. Fakat Trump'ın Rusya'yı karşısına almayacak kadar kurnaz olduğunu düşünemedi.

Evet dünyadaki bütün zalim rejimlerin ve hukuk dışı uygulamalarda bulunan liderlerin hamisi ABD'dir. Ama o ülkelerin muhalefetleri yanlış bir biçimde ABD'den ve iş ortağı emperyalistlerden "bizi kurtar" diye yardım dilenirse, sonu en belirgin Irak gibi olur.

Bu nedenle CHP başkanı Özgür Özel'in, Maduro'nun elleri kelepçeli resmini göstererek; "bu fotoğrafa iyi bak" demesini kınıyorum. Kimse Türkiye Devletinin hükümetini ve halkını, bir emperyalistin yapacaklarıyla tehdit edip, parmak sallayamaz. Bu çok talihsiz ve basiretsiz bir açıklama olmuştur. Türkiye halkının hükümetiyle bir sorunu varsa bunu kendi tarihsel, kültürel, siyasal, demokratik ve sınıfsal deneyimleriyle çözer.

AKP'ye oy vermiyorum ama Tayyip Erdoğan'ın kafasına çuval geçirilip ABD'ye yargılanmaya götürülmesini dileyecek, ima edecek ve buna seyirci kalacak ve karşı koymayacak kadar da şuursuz ve vatansız değilim. Bunu düşünmeyi bırakın, ima edecek yaklaşımları bile çok tehlikeli ve yanlış buluyorum. Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.