TABULAR ve KÖTÜRÜMLEŞEN DÜŞÜNCE DÜNYASI

Bülent BAŞARAN

TABULAR ve KÖTÜRÜMLEŞEN DÜŞÜNCE DÜNYASI

Kavram, olay ve olguları tartışılamaz hale getiren şeyleri "dogma-tabu" diye adlandırıyoruz. Sahip olunan tabular, toplumların tartışma, yeni fikirler üretme, sorgulama ve dolayısıyla da gelişmesinin önünde bariyerler oluşturuyor. Bu tabu; bir inanç, bir kahraman, bir düşünce yada siyasal bir ideoloji olabiliyor.

Genellikle dogma denince akla hep dini içerikli yaklaşımlar gelir. Bu anlamda "kutsal olan şeyler" birer tabu olarak korunur. Bunların tartışmaya açılması birer saldırı ve yıkıcı bir düşmanlık olarak algılanır. Uzun yıllar bizim ülkemizde de bu tür tabular, düşünsel ve entelektüel hayatın önünde aşılamaz birer dağ gibi durdu.

Toplumumuz, daha da beteri aydınımız bile bu tabulara boyun eğerek, onun peşin kabullerinin çerçevelediği ve izin verdiği ölçüde bir düşünsel ufka sahip oldular. Bu nedenle biz aydından daha çok yarı-aydın yetiştirdik. Bu yarı-aydın; sahip olduğu oyun alanı gereği sınırlılıklarının farkında, pragmatik, yer yer korkak ve ikiyüzlü bir tutum içinde oldu. Zülfi yâre dokunmadan kendisine ayrılan alanda "batıcılık" oynadı. Neden batıcılık oynadı? Çünkü bizde aydın olmakla batılı/batıcı olmak arasında tam bir korelasyon kuruldu. Toplumun neredeyse tamamını oluşturan doğu menşeili halkların kadim gelenekleri, inançları, düşünceleri ve yaşam şekilleri, "doğululuk", "muhafazakarlık" ve "gericilik" suçlamalarıyla toptan reddedildi.

Bu yapılırken öylesine ikiyüzlü bir tutum sergilendi ki, ibret alınacak cinstendir. Söylemler son derece "batılı", yaşamsal pratikler ise "doğulu" olarak kaldı. Kadın hakları savunuculuğunda mangalda kül bırakmayanlar; evleneceği kadında bekaret aradı, kızını ve karısını kişisel "namus" kavramının birer metası haline dönüştürdü. İslamcıları eleştirdi ama sokakta yemek yemeyi "inançlara saygısızlık" diye ayıpladı. Dindar insanlar potansiyel Cumhuriyet düşmanları olarak görülürken öte yandan "bizim dini ve manevi değerlerimize dokunulamaz" fetvaları savruldu. Zülfü Livaneli'nin anlatımıyla ne batıya yaranılabildi, ne de doğululuktan feragat edilebildi.

Düşünsel gelişmenin önündeki tabular zamanla o kadar yaygınlaştı ve etki alanı öylesine genişledi ki anlatılamaz. Din, vatan, bayrak, üniter yapı, dini önderler (halifeler-şeyhler vs), rejim ve hatta bir bütün olarak "resmi tarih" bir tabuya dönüştürüldü. Tabulara karşı sözde yarı aydınlar bile toplumun önüne tartışılamaz yeni tabular koydular. Böylece bu tabular, siyasal birer içerik kazandı. "Siz onu tartıştırmıyorsanız, ben de bunu tartıştırmıyorum" türünden bir fanatizm oluştu. İslamcılar, Aleviler, Laikler, Kemalistler ve hatta liberaller kendi tabularını icat ederek "siyasal alandaki tartışma alanını" iyice daralttılar.

Bugün gelinen noktada, kendinizce yapmış olduğunuz araştırmalara ve okumalara dayanarak bir düşüncenizi yada kafanızda oluşan bir soru işaretini açıklamaya çalıştığınızda, o konuda hiç bir okuma yapmamış "tabu seviciler" tarafından, "hain" yada "kahraman" ilan edilme tehlikesiyle karşı karşıyasınız. Siyaset cambazları, düşünsel tartışma alanlarının sınır çizgilerini fetiş haline getirdikleri tabularıyla belirlemiş durumdalar. Cumhuriyet, Kemalizm, İslam'ı geçtim İslam'ın aktörleri, belli cemaat şeyhleri, cinsel yönelimler, tarihsel kahramanlar ve benzeri bir çok kavramı ancak belli "kutsalizasyonları" kabul çerçevesinde tartışabiliyorsunuz. Bu da entelektüel alanda, ortalama aynı şeyleri söyleyen ve birbirini tekrar eden bir verimsiz, faydasız ve içeriksiz bir tartışma ortamının oluşmasına neden oluyor.

Ve geldiğimiz şu noktada gerçek aydın olmakla "felsefi anarşizm" arasında bir bağ oluşuyor. Çünkü diğer gruplar siyasal aidiyetleri nedeniyle farklı bir şey söylemekte korkuyorlar. Korkak biri aydın olamaz. Ama anarşistler her türlü düşüncelerini açıklamakta bir beis görmüyorlar. Çünkü onların bir siyasal otorite ve parti tarafından kabul ya da dışlanma gibi bir dertleri yok.

Deniz Göktaş bu anlamda benim için "anarşist" bir portre olarak karşımda duruyor. Ekrem İmamoğlu'nu diplomasız, tüm tuşlara aynı anda basan, paragöz bir müteahhit, şark kurnazı bir politikacı olarak nitelerken, Tayyip Erdoğan'ı kendini zaman içinde inşa eden bir diktatör olarak ilan ediyor. Bir taraftan İslamcılara "bir korku" öznesi olarak eleştiri getirirken, seküler Kemalistleri de hayatın gerçeklerinden kopmuş, elitist bir "hayalci-lümpen" grup olarak tanımlıyor. Mustafa Kemal'i bir çok işini yarım bırakmış, kötü bir inşaat müteahhiti olarak betimliyor. Kendisini mahkeme kapısında saatlerce bekleyen 78 yaşında bir adama "sal artık partiyi" derken, Özel cephesinden de hiç bir umudunun olmadığını, onlardan da bir şey olmayacağını ortaya koyuyor. İşte bu tutum tam anlamıyla "felsefi anarşizmi" temsil ediyor. Z kuşağı denen olgu aslında Deniz Göktaş şahsında hepsi aynı noktada konumlanmış durumdalar. Hepsi özünde birer anarşistler.

Ve son olarak gelelim, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e... Aslında o farkında olmadan bu ülkenin aydınlarına bir tartışma alanı açtı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, öncesi ve sonrası olmayan müstakil bir devlet midir? Yoksa Osmanlı monarşisine kendi paşaları tarafından yapılan bir askeri darbe sonucu yapılan bir rejim değişiminin ifadesi midir? Biliyorum hemen kılıçlar çekilecek ama bunu tartışmak kimseyi öldürmez. Hatta velev ki, Atatürk'ün yaptığı şeyin bir askeri darbe olduğunun kabul edilmesi, onun yaptıklarını değersizleştirmez. Ne zaman ki, siyasal tabularımızdan kurtularak her düşünceyi ve farklı bakış açısını, yeni ve doğru bir şeyler ortaya koymak ve sorgulamak için birer fırsata çevirirsek o zaman gelişeceğiz. Tartışalım, delillerimizi ve düşüncelerimizi ortaya koyalım. İkna edelim, toplumun gözü önünde kendi düşüncemizin doğruluğuna ilişkin bir çalışma yapalım. Sonuçlarını yayınlayalım.

Elimize geçen her şeyi dokunulmaz kılarak, monarşiden daha beter bir statükocu rejim inşa ettiğimizin farkına varmalıyız. Özgür olmayan bir düşünce gelişemez. Sevgilerimle... Bülent BAŞARAN

Bülent Başaran'ın bu yazısını grafik tasarım olarak düzenle içeriğini fotoğrak grafik biçimde düzenle ayrıca düzenlediğin bu fotoğrafa Bülent Başaran'ın bu bu gösterdiğin fotoğrafın da yükle

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.