ŞERİATÇI İRAN! YA ÖTEKİLER?
ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaşın emperyalist bir sömürü savaşı olduğunu sokaktaki akli baliğ bir çocuktan bile duyabilirsiniz. Az buçuk aklı olan birisi ABD’nin İran’a müdahalesinin yağma amaçlı olduğunu bilir. Gerçekten de ABD, çoklu bir hedefe ulaşmak için İran’ı tabir yerindeyse ortadan kaldırmak istiyor. Peki, bu çoklu amaçlar neler?
İlk olarak ABD bölgede görece olarak en güçlü ve kendisine en keskin tavrı koyan düşmanından kurtulmuş olacak. İkinci olarak dünyanın can damarı olan Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü bütünüyle ele alarak, istediğinde dünyanın nefesini bütünüyle kesecek stratejik bir noktaya sahip olacak. Üçüncü olarak Rusya ve Çin gibi iki emperyal düşmanının burnunun dibine kadar girmiş olacak ve onların lojistik bağlantılarını kesebilecek. Son olarak da Avrupa ile Çin arasındaki bağlantıyı kendi kontrolüne almış olacak. Bölgede artık ondan habersiz kuş bile uçmayacak. Bu devasa kazanımlar düşünülünce ABD’nin İran’ı yıkma girişimi anlaşılabilir bir şey haline gelir.
Fakat birçok kişi bölgedeki diğer Müslüman ülkelerin tutumunu anlamakta zorlanıyor. Arabesk bir romantizm ile “Müslümanlar, Müslüman kanı döküyor.” Türünden paylaşımlar yapıyorlar. Bölge tarihini ve Araplar ile İran arasındaki kadim tarihsel ilişkileri hesaba katmadan, sadece bugüne bakarak yapılan bu değerlendirmeler sığ kalıyor. İlk olarak insanların büyük çoğunluğu İran’ı bir Arap devleti sanıyor. İran bir Arap devleti olmadığı gibi Arapları en büyük düşmanları olarak görürler. İslam’ın yayılış yıllarında ve özellikle Emeviler döneminde Arapların kendilerine yaptıkları işkenceleri, yağmayı ve insanlık dışı uygulamaları unutmamışlardır. İranlılar, Arapların dinini bile reforme ederek başka bir şekil vermişler ve tarihleri boyunca Araplardan intikam almak için her fırsatı değerlendirmişlerdir.
Hamaney’in öldürülmesine “Oh be, dünya gerici ve şeriatçı bir diktatör molladan kurtuldu. Bu İran’dakiler bu adamın neyine ağlıyorlar” türünden, İran halkı için bu ölümün dini, sosyal, tarihsel ve moral anlamından bir haber yaklaşımlar da son derece sığ bir bakış açısı içeriyor. Hamaney sadece bir devlet başkanı değildir. Hamaney’e yapılanlar Şii İran halkının belleğinde, Hz.Ali’ye ve oğlu Hüseyin’e Kerbela’da yapılanların acı hatırasını canlandıran bir simgedir. Hamaney an itibariyle Kerbela’daki Hüseyin’dir. Öldürenler ve ona destek olanlar ise Yezit soyudur. 12 İmamcı, Hüseyni ve aşırı Şii bu topluluğun belleğinde ve kültüründeki “Kerbela travmasını” göz önüne almadan Hamaney’in ölümünün anlamı anlaşılamaz. Bu anlamda şu an İran’ın bomba attığı ve ABD’nin yanında yer alan diğer “İslam” ülkelerinin durumu da bence yanlış değerlendiriliyor. İlk olarak bu ülkeler ABD’nin güdümünde olmasa ve oralarda ABD üssü olmasa bile, onlar İran’ın düşmanıydılar. Bu ülkeler tamamı Sünni İslam ülkeleridir. İran için bunun anlamı şudur; onlar Ali’nin ve Hüseyin’in katilleri ve yardımcılarıdır. Başlı başına bu nedenle bile diğer İslam ülkeleri İran’ı düşman olarak görür. Bugün İranlılar için Hüseyin soyunun gömütlüğü olan Meşhed, en az Kabe ve Mekke kadar ve hatta oralardan daha kutsaldır.
Türkiye’de bile birçok arkadaşımızın yıllar boyunca şeriat ya da şeriatla yönetilen ülke deyince ilk olarak aklına İran gelir. “Şeriatçı İran” vurgusu hep vardır. Bölgede asıl katı şeriatla yönetilen ülke Suudi Arabistan’dır. Ama kolay kolay kimseden “şeriatçı Arabistan” diye bir tabir duymazsınız. İran; bütün kötülüklerin anası, şeriatçılığın merkezi, laikliğin ve modernliğin yegâne düşmanı gibi lanse edilir. Bunda Amerikancı ve Sünni eğitim sisteminin, yıllar boyunca yarattığı bilinçaltının etkisi büyüktür. İran; kötü ve gerici, Arabistan ise kutsal olarak belleğimize işlenmiştir. Net bir biçimde ifade ediyorum ki, Suudi Arabistan’daki rejim ile İran’daki molla rejimini aynı “şeriatçılık” potasında görmek bence büsbütün cahilliktir. Kadınların araba kullanıp kullanamayacağının tartışıldığı bir ülke ile kadınların profesör, vekil, belediye başkanı ve ya bakan olduğu bir ülkeyi mukayese etmek insafsızlık olur. Komik bir şekilde şu son olaylarda seküler bir grup şöyle bir söylem geliştirdi; “sen halkına baskı yaparsan, kadınları kapatırsan, şunu yaparsan, bunu yaparsan… İşte Amerika da gelir böyle tepene biner.”… ABD’nin saldırısını laisizm üzerinden rejimin anti demokratik uygulamalarına bağlayan bu bakış açısı baştan ayağa yanlıştır. Bu söylem, utangaç bir biçimde de olsa “iyi ki ABD bu mollaları ortadan kaldırıyor” demektir. ABD’nin yağmasına zımnen destek olmaktır.
Molla rejiminin benim için savunulacak bir yanı yoktur. Lakin Molla rejiminin, ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizm’i karşısında diş gösteren ve açık açığa onu yıkmak için fiili mücadele eden tek rejim olduğu unutulmamalıdır. Ben bu kararlı antiemperyalist tutumu nedeniyle İran rejiminin mevcut koşullarda yanındayım ve destekliyorum. Tekrar söylüyorum, eğer bu rejim bugün, şu savaş koşulları içinde ve emperyalist güçlerin ve işbirlikçilerinin bombalarıyla yıkılırsa İran halkı pazarlarda satılır. İran’daki rejim İran halkının daha sonra kendi devrimci güçleriyle çözeceği bir meseledir. Emperyalist yağmacılarla aynı düzleme savrularak vurun abalıya yaklaşımını asla kabul etmiyorum. Bugün İran İslam Devleti ve onun molla rejimi, ABD ve İsrail’e karşı antiemperyalist bir savaş vermektedir. Beni bugün için ilgilendiren budur. Kalben destekliyorum.