MÜCADELEDE; ÖRGÜTLÜLÜK, SÜREKLİLİK ve GENİŞLİK

Bülent BAŞARAN

MÜCADELEDE; ÖRGÜTLÜLÜK, SÜREKLİLİK ve GENİŞLİK

Ülkemizde tüm toplumsal sorunlarda iyi yada kötü bir tepki gösteriliyor. Bu anlamda yetersiz düzeyde olsa da bir duyarlılığın olduğunu görmek sevindirici bir durum lakin bu tepkilerin temel bazı eksiklikleri var. Ben bu eksiklikleri temelde üç noktada topluyorum; örgütsüzlük, süreksizlik ve dar bir çevreyle sınırlı kalması...

Özellikle kadın cinayetlerinin çok yoğun yaşandığı bir dönemde bu konuya bir kez daha dikkat çekmiştim. Tümüyle duyarsız, vicdanını ve aklını yitirmiş bir toplum değiliz. Fakat toplumsal tepkiler saman alevi gibi parlayıp sönüyor. Bir süreklilik yok. Toplumu iğreti edici bir sorun yaşandığında hemen o gün içinde ortalık yıkılıyor, tepkiler arşa ulaşıyor, sosyal medyada ve yer yer sokaklarda protestolar oluyor. Bir gün sonra ise hayat normale dönüyor ve sanki bir önceki günkü olay hiç olmamış yada çözümlenmiş gibi unutulup gidiyor. Ta ki, bir sonraki acı tecrübe yaşanana kadar toplumdaki bu uyku hali devam ediyor.

Bunun temelinde ise bence örgütsüzlük yatıyor. Toplumumuz örgütsüz, örgütlerimiz ise kendi içine kapanmış durumda ve üzerlerinde ölü toprağı var. Niteliksiz ve kişisel çıkara yada reklama dayalı siyaset; örgütlere bir kanser gibi sirayet etmiş durumda, onları içten içe bölüyor ve amacından saptırıyor. Örgüt aklı değil, şahısların düşünceleri, çıkarları ve politik tercihleri ön planda tutuluyor. Örgütlerin sadece dar bir çevreden oluşan "lider" kadrosu binlerce kişilik bir kitleyi edilgen hale getiriyor. Onları sürece katmak, mücadelenin içinde tutmak ve sorumluluk vererek yeni lider kadrolar yetiştirmek yerine, sürekli onları sayısal birer veri olarak görme yoluna gidiyor. Böylece inisiyatif kullanma becerisi kazanamayan ve aidiyet duygusu gelişmeyen örgüt üyeleri, her şeyi baştaki lider kadronun tercihlerine bırakıyor. Bu lider kadrolar da, kendi politik tercihleri ve beklentileri paralelinde örgütün amacından bağımsız tutumlar sergiliyorlar.

Böylesi bir örgütsel tutum da insanların özellikle sendika, dernek ve diğer yapılardan uzak kalmasına neden oluyor. İnsanlar örgütün amacından ve ilkelerinden daha ziyade, başında bulunan dar bir çevrenin siyasal tutumuna göre karar veriyor. Hoş siyasal partiler bile artık; ortak bir siyasal tutumun sergilendiği ve öne çıktığı yapılar olmaktan çıkıp, kişi fetişizmden ibaret bir hale geldiler. Partinin ne olduğundan, neyi savunduğundan daha çok başında kim olduğu ile ilgileniliyor.

Siyasal partiler de dahil olmak üzere tüm örgütlü yapıların içinde bulunduğu bu durum insanların örgütsüzlüğüne ve mücadelenin dar bir kesim tarafından sahiplenilmesine neden oluyor. Geniş kesimler; korku, ilgisizlik ve duyarsızlık dışında salt örgütlerin içinde bulunduğu bu savrulma nedeniyle onlara uzak duruyorlar. Böylece mücadelenin geniş kesimlere yayılmasının önünde bir bariyer oluşuyor. Eylemlerde fotoğraf karelerinde hep aynı isimleri görmeye aşina hale geliyoruz.

Ülkemizde özellikle son iki yıl içinde meydana gelen siyasal kirlenmişlik ve kişiler üzerinden siyaseti tanımlama olgusu Türkiye demokrasisine çok büyük zararlar verdi. Daha önce bir yazımda belirttiğim gibi bu siyasal iklimi AKP yarattı ve muhalefetin de kendisine benzer bir siyasal kirlenmişliğe bulaşmasına neden oldu. Bu kişi tapıncına dayalı siyasal anlayış, siyasal partiler dışındaki yapıların da onlara benzemesine neden oldu? "Hangi sendika?" değil, "Kimin sendikası?", "Neyi savunuyor?" değil, "Başında kim var?" soruları sorulmaya başlandı. Örgütlerin başında duran kişiler de bundan rahatsızlık duymak yerine, bundan bir fayda devşirmek yolunu seçtiler.

Bir mücadelenin başarılı olabilmesi için; nitelikli bir örgüt, doğru bir lider ekibi, süreklilik ve kararlılık ile geniş bir halk desteği gerekiyor. Bizler yalnızca halkı ve iktidarı suçlamak yerine, kendi yaptıklarımızı da gözden geçirmeliyiz. Kimsenin adanmışlığından ve samimiyetinden şüphe etmek elbette haddimize değil ama "iyi olmak" doğru olanı yapmak için bazen yeterli olmuyor. Her toplumsal olayda haklarımızı ve öfkemizi, anlık patlamalar halinde değil, sürekli biçimde dile getirmeli ve taleplerimizde ısrarcı olmalıyız. Burjuva siyasetçilerinin kişisel politik çıkar / koltuk çatışmalarının, mücadele örgütlerinin ve alanlarının üstüne gölgesinin düşmesine müsaade etmemeliyiz. Unutmayalım; "taşı delen, damlanın gücü değil sürekliliğidir"

Ordu'da yürütülen ekoloji mücadelesi ise bu dar çerçeveyi yıkarak, bir örnek oluşturmak için çaba gösteriyor. Hem ekoloji mücadelesinde ısrar ediliyor, hem de konunun siyasal bağnazlıktan ari olarak, toplumun genelinin mücadeleyi sahiplenmesine gayret ediliyor. Özellikle Durugöl-Melet Platformu ile sağlanan, dayanışma, "talep-sorun odaklı" bir uzlaşı kültürü ve ortaklaşa karar alma becerisi, Ordu'da bundan sonra yürütülecek mücadeleler için bir ilham kaynağı olabilir. Burada yakalanan bu kişisel-örgütsel egodan uzak, demokratik nitelikli katılımı esas alan ve süreklilik arz eden mücadele anlayışını tüm il genelini kapsayacak şekilde yaygınlaştırarak sürdürmeliyiz.

Dayanışma duygularımla... Sevgilerimle...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.