KERBELA ve YAS-I MATEM ORUCU
Kerbela, tarihsel bir olay olarak bakıldığında, Arap Aristokratları arasındaki bir güç (iktidar) savaşıdır. Ama duygusal ve mitolojik olarak ifade ettiği anlam bunun çok ötesindedir. Asıl anlamını ve önemini de buradan almaktadır.
Kerbela, zalimle mazlum arasındaki mücadelede, mazlumun canını vermek pahasına zalime karşı direnişini simgeleyen destansı bir tarih sahnesidir. O günden sonra zalim yöneticiler hep "Yezit", mazlumların hakkını arayanlar ise hep "Hüseyin" olarak anılır. Hüseyin, mazlumların hakkını almak için canını veren bir kahramana dönüşür.
O artık; politik devrimci bir duruşun simgesidir.
O artık; ölümsüz olan "devrim şehitlerinin" ilham kaynağıdır.
O artık; "korkuyor musun" sorusuna, "Biz korkuyu Kerbela'da bıraktık" diyerek idama yürümektir.
O artık; biçare yoksul halkların isyan bayrağıdır.
Kerbela; susuzluktur, çaresizliktir, masumiyettir, gözyaşıdır, dirençtir, onurdur, zalime teslim olmamaktır, yiğitliktir.
Bu oruç; bir açlık grevidir. Zalimi protesto etmek için uyarlanmış bir eylem biçimidir. Bir siyasetin, teolojik bir sunumudur. Zalime zorbalığını, masuma direnmeyi hatırlatan bir bellektir. Zorbaların iktidar uğruna insanlıktan ne denli uzaklaşabileceğinin tarihsel bir ispatıdır.
Ve Aleviler, sessizce, gizlice, gösterişsiz ve zorlamasız bu belleği tazelerler.
Bu günler boyunca oruç içinde veya dışında; et yenmez, cana kıyılmaz, ağaç hatta dal bile kesilmez, yumurta kırılmaz, asla cinsel ilişkiye girilmez, kana kana su içilmez, düğün nişan yada herhangi bir eğlence yapılmaz.
El, bel ve dil oruç içinde ve dışında mutlak bir katılıkta mühürlenir.
Kimseye "oruçlu musun" diye sorulmaz. Oruç tutmayan kınanmaz.
Niyetler kabul olsun. Hızır yardımcınız olsun.