İŞGÜZAR SİYASİ BİR MANİFESTO OLARAK;
"DÜŞKÜNLÜK"
Başlamadan söyleyeyim bu yazı siyasi bir tartışma yaratmak için değil, tamamen Alevilikteki bir müessese ile güncel siyaset arasında kurulan bağlantıyı sorgulamak için yazılmıştır. Daha açık söyleyeyim ki tam olsun; bir Kılıçdaroğlu savunması değildir.
Aleviliğin şeriatının (olmazsa olmaz, anayasa) üzerine oturduğu iki temel kural vardır. Bunlardan biri "elini, belini, dilini mühürlemek" diğeri ise "öl, ikrar verme; öl, ikrarından dönme"'dir. Yani Alevilikte birinin "düşkün" ilan edilebilmesi için, genel olarak "ahlaksız(el,dil,bel)" olması ve/veya ikrar vermemiş yada ikrarından dönmüş olması gerekir.
Ben elli yaşındayım. Bugüne kadar bir Alevi'nin CHP'li olmadığı, AKP'li olmadığı yada başka X bir siyasi tercihi nedeniyle dar'a çekilip, posta atılıp düşkün ilan edildiğini görmedim. Gören varsa buyursun söylesin.
Bu bir tarafa bir kişinin "düşkün" ilan edilmesi, bir topluluğun ortak kararı ile ve bir "cem erkanında" bir mürşidin, pirin yada dedenin huzurunda, eşikten içerde olan bir baba/bacının şikayeti üzerine, yine o eşikten içeri olanların oy birliği ve yol önderinin onayı ile olur. Biliyorum burada hemen Pir Sultan-Osmanlı ilişkisi örnek verilecektir. Ama güncel politik sahnede buna zerre kadar benzeyen bir durum yoktur. Zorlama paralelikler kuranları açıkçası ciddiye almıyorum.
Bu kadar hassas bir müessesenin sosyal medya paylaşımları ve atılan twetlerle "kadim" içeriğinin boşaltılması akıl alır gibi değil! Rızalık olmadan, düşkünlük de olmaz. Sosyal medya üzerinden bugün ona, yarın buna "düşkün" yaftası yapıştırmak, en hafif tabirle Aleviliğin sulandırılmasıdır. Aleviliğin kadim değerleri, siyasi klikler arası çekişmelerin bir malzemesi haline getirilemez. Eğer bu açılan kapıyı kapatmazsak, yarın herkes kendi görüşünde olmayanı düşkün ilan eder. Bunun önünü alamazsınız.
Aleviliği kendi tekelinde sanan ve kendince bir Alevilik yaratmaya/tanımlamaya çalışan kişi ve kurumların kendi siyasal düşüncelerini böylesine "kıldan ince kılıçtan keskin bir terazi" üstünden haklı çıkarmaya çalışmaları önce Aleviliğe hakarettir. Alevi töresinde bir kişiye; yanlış düşünüyorsun, bu bir hata, ben böyle düşünmüyorum vs demek başka bir şeydir, düşkün ilan etmek ayrı bir şeydir.
Kılıçdaroğlu CHP açısından; "hatalıysa", "hainse", "işbirlikçi" ise bu onun Aleviliği ile alakalı değildir. Bu onun kişisel siyasi tutumuyla alakalıdır. Dolayısıyla Aleviliğe özgü değerler ve kavramlar üzerinden tanımlanamaz. Bu tanımlama Kılıçdaroğlu'ndan çok, Aleviliğe yada onun Aleviliğine bir saldırı içerir.
Örneğin; Tayyip Erdoğan için Sünnilik üzerinden bir tanımlama yada eleştiri yapıyor musunuz? Erdoğan için "kafir yada münafık" diyor musunuz? Ben Tayyip Erdoğan'a karşı yöneltilmiş şöyle bir söylem görmedim; "Münafık Erdoğan, işçi grevlerini yasakladı." yada "Kafir Erdoğan, asgari ücrete zam yapmadı" Ki bunu bu şekilde söylemek de yanlıştır.
Kılıçdaroğlu'nu bir insan olarak, siyaseten yada düşünsel olarak eleştirebilirsiniz. Bu çok normaldir. Katılırım yada katılmam ama eleştirmenizi anlarım. Yanlışını, doğrusunu söylersiniz. Düşman da olabilirsiniz. Ama bunu sürekli Aleviliğe özgü kavramlar üzerinden yaparsanız, bu içinizde var olan "mezhepçi/ötekileştirici" bilinçaltınızı açığa çıkarır.
Etrafında, mahallesinde, köyünde, akrabalarında AKP'ye, İYi Parti'ye, MHP'ye oy veren, bu partilere üye olan, bunlarla her an flört eden kişilerle aynı cemde saf tutup, imat "eşikten içeri olanlardan razı mısınız" dediğinde istekli/şikayetçi olmayanların bir başkasını bu kadar net "düşkün" ilan etmesi Aleviliğe uygun bir davranış değildir. Niye orada çıkıp, örneğin; "Ahmet, AKP'ye oy veriyor yada Mehmet, Özel'ci değil düşkündür, ben ondan istekliyim" demiyorsunuz?
Bana bir öğretmen arkadaşım şunu sordu; "Hocam, sizde CHP'li olmayanları düşkün mü ilan ediyorlar? Böyle bir dini kuralınız mı var?" Niyetinden bağımsız olarak söylüyorum, arkadaşımın bu sorusu çok doğru bir soru! Buradan yazımı okuyacak pir, dede ve rehber dedelere soruyorum. Beni aydınlatırsanız sevinirim. Düşkünlük bu kadar basit midir?