BEN NE ANLIYORUM!
Demirtaş'ın son değerlendirme yazısının sadece "butlan" imalı kısmının basında sıkça yer bulup da, yazının tüm içeriği buna bir protestodan ibaretmiş gibi servis edilmesi, yazının içeriğini boşaltıyor.
Açıkçası Demirtaş, neredeyse Kılıçdaroğlu'nun ağzıyla konuşuyormuş gibi bir izlenim edindim.
Bu yazı altında bir imza ve bir başlık olmadan basına servis edilseydi, bundan bir kaç ay önce Kılıçdaroğlu tarafından kaleme alınan "Yeni Dünya Düzeni" makalelerinin bir devamı olarak düşünebilirdim.
Sıkça yapılan "kapitalist sistemdeki eksen kayması" , "değişen dengeler" vurgusu ile temenni olarak tekrarlanan "iç yapının muhkemleştirilmesi" ve "zorunlu bir birlik/uzlaşı" söylemleri neredeyse tıpa tıp aynı şeyleri işaret ediyor.
Yazının tamamını okumadan sadece belli bir politik amaca hizmet eden bir bölümünün kriter olarak alınması yanlış bir değerlendirme yapmanıza neden olabilir.
Birileri sübliminal olarak sürekli şunu işaret ediyor. Dünya yeniden şekilleniyor, Yeni finansal ve kapitalist merkez doğuya kayıyor. Çin yeni başat aktör oluyor. Eksen kayması olarak tarif edilen bu yeni düzende Türkiye, geleneksel "batıcı-natocu-İngiltereci" konumlanmadan vazgeçerek, Avrasya'da üstün ve belirgin bir konum elde etmeli ve kartlar daha yeni dağıtılıyorken masada yerini kapmalı gibi bir düşüncenin gölgesi Türkiye'deki siyasetin üstünde geziniyor.
Demirtaş, Kılıçdaroğlu'ndan farklı olarak yazısının belli yerlerine Kürt halkının özgül taleplerini serpiştirmekle birlikte, öz olarak bir "birlik/uzlaşı" ve "yeni duruma güçlenerek uyum sağlama" noktasında bence aynı şeyi söylüyorlar.
Bence bir bilgi ve algı kirliliği var. Ve bunun yanı sıra ajite edilmiş politik arena sağlıklı değerlendirmeler yapılmasına engel oluyor. Tüm bunların yanına Özel'in verdiği bir mulakatta "biz tehlikedeysek, Türkiye'deki hukuksuzluk bu seviyeye gelmişse, NATO da güvende değildir, bunu düşünmelidir" mesajını da koyarsak işler hayli ilginç bir hal alıyor.
Totalde gerek hükümetin, gerek Kılıçdaroğlu'nun, gerek Özel kanadının ve son olarak Kürt siyasi hareketinin, hepsinin bildiği "gerçek-ana" ayrışma noktasını saklayarak, olayları sulandırıp, popülist söylemlerle ve kişiler üzerinden yapay karşıt pozisyonlar üreterek tartışmayı halkın anlamayacağı bir hale dönüştürmesini dürüst bulmuyorum.
Benim düşüncem şudur ki; ABD Avrupa ve Asya'dan çekilmek zorunda bırakılıyor ama bunu bir yenilmişin utangaçlığıyla değil, bir kahramanın yaptığı gibi vuruşarak yapmak istiyor. Üstünlüğün çekik gözlü zenginlerin eline geçtiğini kabul etmekle birlikte, içten içe bunu kabullenemiyor.
Çin ve müttefikleri (Rusya-İran hatta Türki Cumhuriyetler) İle birlikte yeni bir dünya inşa ediyor. Kapital el değiştiriyor. Odak kayıyor. Kılıçdaroğlu ve onun gibi düşünenler, bu yeni oluşumun içinde ta baştan yer almayı ve etkin olmayı stiyorlar. Avrupa Birliğinde olduğu gibi sonradan sıraya girmek istemiyorlar.
İster istemez bu "kan bağları, eski osmanlı, çok kimlikli bir ülke, yeni bir anayasa" gibi söylemleri mecburi kılıyor. Burada kastedilen yeni bir Osmanlı kurmak yada bir monarşi kurarak doğu seferine çıkmak değil elbette... Hazarın etrafında ve ötesinde yeni kurulması planlanan bu yapıda neden yer almalıyızın politik ve moral ifadelerinden ibaret bunlar... Çok kolaylıkla neo-Osmanlıcılık olarak maniple edilebilecek bu görüş hükümetle Kılıçdaroğlu'nu aynı düzleme savrulmuş gibi gösteriyor.
Halbuki AKP iktidarı göbekten bir NATO bağlılığı ile ve Türkiye'yi NATO'nun ve ABD sermayesinin bir temsilcisi olarak orada konumlandırmak istiyor. Bu arada NATO'nun pervasız saldırganlığının Türkiye'ye bu noktada askeri bir müdehale de dahil değişik manevra kabiliyetleri kazandıracağını öngörüyor. Kılıçdaroğlu ise bunun kültürel ve tarihsel kodlar ile Türkiye'nin jeopolitik avantajını da kullanarak yapılması gerektiğini savunuyor.
Karşıtlık da tam bu noktada ortaya çıkıyor bence... Özel ekibi yani ulusalcı-Kemalist kanat mevcudu korumak noktasında muhafazakar bir tutum içinde konumlanıyor. Üniter bir devlet, geleneksel olarak İngiliz sermayesiyle bir ortaklık ve NATO'nun yarattığı güvenli alan içinde kalarak, alışılmışı devam ettirmek. Bu kanat, dünyanın bu yeni düzeninde konum edinme çabasını oldukça riskli buluyor ve keskin bir şekilde bu maceraya girilmemesini istiyor.
İçerde koparılan tüm fırtınanın ve toz bulutunun, basit ülke içi bir siyasi çekişme, bir monarşi oluşturma talebi ve buna karşı koyma girişimi falan olduğunu düşünmüyorum. Türkiye bir ray değiştirme sancısı yaşıyor ve üstelik bunu tüm dünya ile birlikte yaşıyor. Hükümet, bu ray değişimine karşı çıkanları hukuksal ve kolluk gücünü kullanarak ya ikna etmeye yada itibarsızlaştırarak sindirmeye çabalıyor.
Benim bildiklerim ve anladıklarım bunlar... Sorunumuz şu ki, bu iki seçenekten hangisi doğrudur, bunu sağlıklı bir biçimde tartışma şansımız yok. Terörize edilmiş, kutuplaştırılmış bir politik ortam yaratıldığı için, slogan atıp, ötekini hain ilan etmek dışında hiç bir düşünce üretemiyoruz.
Sevgilerimle...
@öne çıkar