AÇIKÇA KONUŞALIM! DERDİNİZ NE?
Bu ülkenin resmi ideolojisi Türk-İslam ideolojisidir. Üstelik "sadece" bu ideolojik kavrayış açısından bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'nın bir devamı niteliğindedir. Aradaki fark Türklük ve İslam karışımının oransal dağılımından gelir. Osmanlı'da İslam vurgusu daha baskındı, Cumhuriyet döneminde ise başat aktör Türklük vurgusu oldu.
Bu nedenle ismi ve içeriği ne olursa olsun Türk yada Atatürk milliyetçiliğini savunanlarla, İslam vurgusunu öne çıkaran sağ partiler arasında geçişkenlik ve yakınlık her zaman var oldu. Bu nedenle MHP ve AKP ittifak kurmakta hiç zorlanmıyorlar. Bu nedenle CHP yada YENİ PARTİ'den ayrılanların ilk adresi AKP yada MHP oluyor. Çünkü her iki taraf da rejimi korumayı kendilerinin birer varlık koşulu olduğunu biliyorlar.
Siz hiç CHP yada YENİ PARTİ'den ayrılıp da daha sol yada sosyalist bir partiye geçen gördünüz mü? Hayır! Çünkü bu ideolojik olarak mümkün değildir. Ama bunların AKP'ye, MHP'ye yada İYİ PARTİ'ye geçmesi daha kolaydır. İdeolojik bir yabancılık hissetmezler. Bugün Türkiye'deki iktidar - muhalefet çatışması büyük ölçüde bu Türklük mü ve İslamiyet mi daha egemen olacak politik ilizyonundan ibarettir.
Türk yada Atatürk milliyetçileri iktidarı Osmanlıcı olmakla suçluyor. İktidarın temsil ettiği İslami öğelerin baskın olduğu kanat ise Cumhuriyetçileri, İslam'a ve İslami değerlere aykırı olmakla suçluyor. Aslında hepsi aynı şeyleri korumak istiyor ama bir tarafa biraz daha ağırlık veriyorlar. Popülist burjuva siyasetinin bugün temel dinamiğini bu nüans farkı oluşturuyor.
II. Mahmut zamanından beri sahip olunan bu ulus yaratma çabası halen sürüyor. Ulus yaratmak için zorunlu bir tektipleştirme gerekiyordu. Herkes aynı potada eritilmeli ve herkese aynı şekil verilmeliydi. Herkes İslam'a inanmalı (Sünni İslam), herkes "ben Türküm" demeli ve herkes Türkçe konuşmalıydı. Aksi takdirde gevşek bir örgütlenme modeline sahip Osmanlı anlayışıyla bir "ulus" yaratılamazdı.
İşte Osmanlı'da inanç vurgusuyla başarılamayan bu uluslaştırma ülküsü, İttihatçiler tarafından Türkleştirme yöntemiyle sağlanmaya çalışıldı. Ve halen bu konuda neredeyse misyonerce bir çaba sürüyor. Bu arada olan "ötekilere" oldu. Politik çabaların ve asimilasyonun yetmediği yerlerde yer yer şiddete başvuruldu. Her iki devletin tarihinde de buna ilişkin örnekler bulunuyor.
Bu nedenle Türkiye'de bir rejim sorunu yok. Kimsenin rejimle ve o rejimin temel ayakları olan kapitalist piyasa ekonomisi, Türklük ve Sünni İslam'la bir derdi yok. Dün "din elden gidiyor" diye bağırılıyordu. Dine birşey olmadı. Dün onları bu şekilde bağırtanlar, şimdi kendileri başka şekilde bağırıyorlar. Bütün kavramlar sulandırılmış ve egzeje edilmiş biçimde halka sunuluyor. Halk kendi derdini bir kenara atmış, sömürenleri savunmak yada yeni sömürücüler seçmek için birbiri ile yarışıyor.
Herkes karnından konuşuyor. @öne çıkar