GÜNE BİR KAÇ SÖZ VEYA PERŞEMBE'NİN GELİŞİ ÇARŞAMBA'DAN BELLİYDİ.

Tevfik KARABULUT

GÜNE BİR KAÇ SÖZ VEYA PERŞEMBE'NİN GELİŞİ ÇARŞAMBA'DAN BELLİYDİ.
Bugün 17 Temmuz.
Nedense 15 Temmuz gününde ,15 Temmuz'la ,öncesi ve sonrası ile ilgili olarak bir şeyler yazmak içimden gelmedi. Onun için sırf tarihe not düşme adına Türkiye'yi 15 Temmuz'a getiren ve halen farklı şekillerde devam eden olaylar zinciri ile ilgili bir kaç söz etmek istiyorum.
SÖZ 1 :Küresel Emperyalizmin ve elbette bu emperyalist sistemin en önemli devlet ayakları olan ABD,İngiltere ve İsrail'in hatta Almanya.Fransa ve Rusya'nın,hedef coğrafya olarak gördükleri,Müslüman toplumların yoğun nüfus olarak yaşadıkları Fas'tan Çin'e kadar uzanan geniş coğrafya'ya yönelik emperyalist proje ve politikalarının en önemli ayağının ,kurulmuş veya kontrol altına alınmış İslami etiketli,cemaat,tarikat, siyasi yapılar

vs.olduğunu görmemek ,normal cehaletle izah edilemeyecek kadar ortada bir gerçeklik idi.
Maalesef üzücü gerçeklik şudur.Bugün Müslüman toplumlar arasında etkin hale gelmiş ve İslami etiketi taşıyan cemaat, tarikat, siyasi veya sosyal yapılar arasında yukarıda saydığım ülkelerin istihbarat örgütleri ile ilişkili olmayan neredeyse bir elin parmakları kadar var mıdır bilemem.
1700 lü yıllardan itibaren uygulamaya konulan bu strateji 20.yüz yılın ikinci yarısından itibaren daha da yoğunlaştırılarak devreye sokulmuştur.
Küresel emperyalizmin en önemli hedef ülkelerinden olan Türkiye ve hedef millet olan Türk milletinin bu politikaların dışında tutulması zaten düşünülemezdi.
Yanisi şu.
Özellikle 1950- 60 lı yıllardan itibaren yukarıda saydığım Küresel Emperyalizmin baş aktörleri olan ülkelerin istihbarat örgütleri Türkiye ve çevresinde bu amaçlı olarak yoğun faaliyet halinde idiler.
Yani Perşembe'nin gelişi,bu tür yapıların Türkiye'de tam kontrolü ele almak için devreye sokulacakları Çarşamba'dan yani ta 1960-1970 lerden itibaren belli idi.
SÖZ 2 :Allah'a hamdü sena olsun ki ben bu gelişmeleri önceden görenlerden biri olmak ferasetini bana bağışladı.Herkesin maklube kaşıklamak ve el öperek bir yerlere gelebilmek için ,şimdi tü kaka edilen bu yapı mensuplarının ve önderlerinin etrafında fır döndüğü 2006 ve 2007 yıllarında peşpeşe iki kitap yazdım
AKREBİN KISKACINDA TÜRKİYE ve Bir Sinsi Savaşın Öyküsü KOD ADI ILIMLI İSLAM.
Bu eserlerimde,Dinler Arası Diyalog merkezli çalışmaların Vakitan merkezli bir proje olduğunu,Bu projenin malum BOP projesinin bir ayağı olduğunu ,Evangelizmin ,İsa'nın Gelişine Dünyayı Hazırlama misyonunun ,F.Gülen'nin "İsa'nın etrafında Müslüman ve Hristiyan Müminleri toplama " söylemi ile devreye sokulduğunu açık açık yazdım.
Ama o zaman ben bunları yazarken şimdi allame kesilen birileri bizim gibilere ağızlarına gelenleri söylüyordu.
YANİ BEN GÖZÜ 16 TEMMUZ'DA AÇILANLARDAN DEGİLİM.BANA BU FERASETİ VEREN RABBIMA TEKRAR ŞÜKÜRLER OLSUN .
SÖZ 3:Tarih 1440 lı yıllar.Şah İsmail'in dedesi Şeyh Cüneyd,o dönemin en büyük Sünni tarikatı Erdebil Tekkesi'nin şeyhidir.Ve Erdebil şeyhlerinin saygınlıkları o kadar büyüktür ki o dönemin devletleri Osmanlı'lar,Akkoyunlu'lar ve Karakoyunlu'lar Erdebil Şeyhlerine hürmet ve saygı ifadesi olarak ÇERAĞ AKÇESİ yani maddi bağış vermektedirler.
Bölgedeki Türkmen aşiretleri üzerindeki büyük saygınlığını siyasi gücü de elinde toplamak için kullanma düşüncesine giren Şeyh Cüneyd'nin bu niyeti dönemin Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah sezer ve erken davranarak Şeyh Cüneyd'in Erdebil'i terk etmesini ister.
Zorunlu olarak Erdebil'i terk eden Şeyh Cüneyd,dönemin Osmanlı hükümdarı 2.Murat'ın yanına gelerek ona Orta Anadolu'da bir yere yerleşmek ve burada müritleri le birlikte irşat faaliyetinde bulunmak istediğini söyler ve bu konuda izin ister.
Sultan 2.Murad'ın Şeyh Cüneyd'e verdiği tarihi cevap ilginçtir.
"ŞEYHİM BİR POSTTA İKİ PADİŞAH OTURMAZ."
Sultan 2.Murad ,Şeyh Cüneyd'in niyetinin irşad vs olmadığını ve Erdebil'den de neden ayrılmaya mecbur olduğunu bildiği için müsade etmemiştir.
Şeyh Cüneyd'in daha sonra sırasıyla gidip aynı talepte bulunduğu Karamanoğulları ve Memlükler de Şeyh Cüneyd'e olumlu cevap vermemiştir.
Bunu neden aktarıyorum.
Taa 1440 larda Tarikat Şeyhliği yoluyla sağladığı büyük saygınlığı siyasi alanda da güç sahibi olma aracı olarak kullanmak isteyen Şeyh Cüneyd'e ,2.Murat ile dönemin Karamanoğulları ve Memlük Sultanının gösterdiği feraseti ve buna dayalı tavrı ne yazıktır ki 20. yüzyıl ve 21. yüzyılın başında bu ülkeyi yönetenler gösterememişlerdir.
Vali,Kaymakam,Hakim Savcı,General atamalarına kadar karışan Fetullah Gülen ve benzerlerine ,"Hayırdır hoca ,sen bu işlere neden karışıyorsun " diyememişler ve gelecek felaketi öngörememişlerdir.
Ne acıdır ki bugün de benzer yapılara yönelik aynı yanlışlar sürdürülmektedir.
GELELİM SON SÖZE :Yabancı istihbarat servislerinin en iyi kullanım aracı olan bu yapılarla mücadele yalnızca Emniyet ve Yargı eliyle başarıya ulaştırılamaz. Bu yapıların en tehlikeli tarafları dönüştürülmüş ve değiştirilmiş dini değerlerin kitleleri ve özellikle bu tür yapıların mensuplarını mankurtlaştırmasıdır.Onun için en önemli tedbir bu tür anlayışların insanlar üzerindeki etkilerini kırmaktan geçer.Yanı İslam'ı doğru şekilde öğretmekten geçer.Bu konuda birinci görev de başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere İlahiyat Fakülteleri ve benzeri dini eğitim kurumlarındır.
Bu kurumlar bunu yapıyorlar mı ? sorusunun cevabı maaleseftir. Zira yapsalardı zaten bunca insan bu yapıların esiri olmaz ve Mankurtlaşmazdı.
DÜŞÜNENLERE SELAM OLSUN

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.