TARİH ARAŞTIRMALARI EMEK İSTER
Ben bir köy çocuğu olarak büyüdüm
Köydeki en önemli işimiz sabah inekleri bahçeye bırakmak, akşamda eve getirmekti
Ben ineği getirdikten sonra bizim tereyağ macerası başlıyordu
Annem elindeki kovaya önce ineğin sütünü sağdıktan sonra ağzına bir tülbent bağlanmış süzgeçten geçirerek süzerdi
Ondan sonra sobanın üzerindeki tencereye boşaltır üzerindeki kaymak tabakası şişmeye başlayana kadar pişmesini beklerdi
Annemin anlatısına göre bu kabarma işleminin son ana kadar beklenmesi gerekiyordu. Ona göre bu işlem sütün tam olarak piştiğinin ve içinde barındırdığı mikropların kırıldığının göstergesiydi
Süt piştikten sonra soğumaya bırakılır ılık bir duruma gelinceye kadar bekletililip, mayalandıktan sonra bir örtüyle bebek gibi sarılır sarmalanır beklemeye alınırdı
Akşamdan mayalanan süt sabahleyin mis gibi yoğurt olurdu
Bu işlem bir kaç gün devam ettikten sonra sabahın erken saatlerinde gümbür gümbür bir yayık sesiyle uyanırdık
Bakardım ki annem yayığı asmış, biriken yoğurtları içine doldurmuş yaymaya başlamıştı
Ben gelince annem yayığı bana bırakır başka işlerine koşardı
Giderken de sıkıca tembih ederdi
"Oğlum sakın yayığı kuvvetli olarak sallamayı bırakma, yoksa içindekiler piçikir, kaymaklar ayranın içine karışırsa tere yağ alamayız" derdi
Gerçekten de yayık sallanmaya ara verildiğinde o ayranın üzerinde biriken yağ tabakası eriyip kaybolup giderdi
Ben annemi hoşnut edip yayıktan daha fazla tere yağ çıkarabilmek için en az bir saat yayığı daha sert sallardım
Nihayet annem gelir bakar tamam olmuş diyerek yayıktaki ayranı bir kazana boşaltır ayranın yüzünde birikmiş olan yağ tabakalarını bir kaba alırdı
İşlem burada da bitmezdi
Annem bu kaptaki tabakanın içinde kalan son ayran kalıntıları arındırılıp yağ tabakası sertleşene kadar dakikalarca bir ağaç kaşıkla ezer, soğuk su ile defalarca yıkar, süzer tekrar soğuk sudan geçirirdi
En sonunda o güzelim mis gibi sapsarı halis tere yağ üzerine bir kaşık bal katılmış olarak önce bizim kahvaltı soframıza gelirdi
Şimdi diyeceksiniz ki sütün yağ oluşuna kadar olan bu serüveni niye anlattın sabah sabah ne alaka
Bir çok arkadaşımızın bildiği gibi ben hayatımın son 10 yıldan fazla bir döneminin büyük bölümünü tarih araştırmalarına ayırdım
Bu işe ilk başladığımda tarih bilgisi olarak büyüklerimden dinlediğim, elde edebildiğim kitaplardan okuduğum, hayalimde yaşattığım Tarkan, Kara Murat gibi tarihi kahramanlar ve seyrettiğim tarihi flimlerden öğrendiğim Hunlarla başlayan Oğuz soylu 24 boy olan Kınık boyundan Selçuklu ve Kayı boyundan Osmanlı ile devam eden bize öğretilen kadar kadar tarihçiydim
İşte Ordu genelinde yaşayan soylar sülaleler araştırmalarına başladıktan sonra yıllar boyunca yer adları ve saha araştırmalarıyla önce inek yaymağı ve ineğin karnını doyurmayı öğrendim
Ondan sonra Türk adının bir tek kavime ait olmadığını ve Türk dünyasının yüzlerce kavimden oluştuğunu anlayarak ineğin sütünü sağmayı süzmeyi ve içindeki mikroplar kırılıncaya kadar pişirmeyi ve ılık bir dereceye kadar gelmesini beklemeye bırakıp içine maya kattıktan sonra sarıp sarmalayarak yoğurt yapmayı öğrendim
Yoğurt olduktan sonra üzerindeki kaymakla, altındaki yoğurtu ayırmadan aynı yayık içine doldurup iyice karıştırmayı öğrendim
Türk tarihinin insanlık tarihi boyunca kesintisiz olarak devam eden bir süreç olduğunu anlayarak, yayık içine doldurulan malzemelerin tam olarak birbirinden ayrışması için yayma işlemine hiç ara vermemeyi öğrendim
Son olarak Anadolu Türklüğünün sadece Selçuklu ve Osmanlıya ait olmadığını onlarında bir sel suyu gibi akıp giden süreçin içinde ayrı birer figür oldukları anlayarak toplanan malzemenin yağ haline gelmeden önce iyice yıkanarak ağaç kaşıkla devamlı olarak karıştırılmasını öğrendim
Şimdi geldiğim noktada tevazu yapacak değilim
Ordu genelindeki soy ve sülaleler üzerine yaptığım çalışmalardan biliyorum ki artık bizim sütün karışım işlemleri tamamlandı ve tereyağ olmaya başladı
Kısacası ezmeye ve yıkamaya devam
12.07.2026 ŞİDDET ŞAHİN