4915 SAYILI KANUN VAR, SAHİP ÇIKAN YOK!

Serhat ÇELEBİOĞLU

Kızıl Sırtlı Örümcekkuşu üzerinden “mahkeme kararıyla yasaklandı” diye servis edilen haber, bir kuş meselesi değildir.
Bu haber, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nun fiilen sahipsiz bırakıldığını gösteren çarpıcı bir örnektir.
Atmacacılık da, kullanılan türler de bu ülkede 4915 sayılı Kanun’a göre izinli ve denetimli yapılan yasal faaliyetlerdir.
Ancak gelinen noktada;
önüne gelen çevre dernekleri dava açmakta,
idare ise kanunu savunmakta yetersiz kalmaktadır.
Sonuç ne oluyor?
Mahkemeler, idarenin etkin biçimde savunmadığı bir kanunu yorumlayarak alan daraltmaktadır.
Bugün örümcekkuşu, yarın atmaca, ertesi gün tüm geleneksel avcılık. Belkide av köpeği ile avlanmak...yasak denecek.


Bu süreç sadece atmacacılığı değil,
av turizmi dâhil tüm yasal avlanma faaliyetlerini doğrudan etkilemektedir.
Her dava emsal olmakta, her sessizlik yeni bir kısıtlamaya dönüşmektedir.
Daha vahim olan ise şudur:
Mevcut kanunun arkasında duramayan DKMP, kanunda açık bir karşılığı bulunmayan “kurak avcılığı” modeli için çalıştay düzenliyor
Hukuki zemini tartışmalı uygulamaları gündeme taşımak bazı çevreleri kışkırtmak kimseye fayda getirmez. Yap sağlam zemini değiştir kanunu peterson modelimi diyeceksin ne dersen de ama o da boş beleş davalarla çürümesin.

Yönettiği avlakları koruyamayan idare,
bu kez çevresel ve hukuki baskılar gerekçe gösterilerek
alan bazlı tür kotalarını bilimsel gerekçesi yeterince açıklanmadan 5’te 1’e düşürmektedir.
Soruyoruz:
Bilimsel veriler mi değişti?
Popülasyonlarda ani bir çöküş mü yaşandı?
Yoksa idari ve hukuki çekinceler mi ağır bastı?
Bugün avcılık,
kanunu olmasına rağmen kanunsuzmuş gibi algılanan bir noktaya sürüklenmektedir.
Bunun adı koruma değildir. Sürdürülebilirlik değildir.
Bu, yönetim ve uygulama sorunudur.
Ve gelinen nokta şudur:
Kanunu olup, kanunsuz ilan edildiği için fiilen yaptırılmayan bir avcılık.
Eğer 4915 sayılı Kanun, yamalı bohça hâline getirilmek yerine
katılımcı, bilimsel ve sahaya uygun şekilde yeniden ele alınsaydı,
bugün yaşanan birçok sorun yaşanmayabilirdi.
Neden hâlâ yapılmıyor diye sorulabilir.
Bu sorunun cevabı; avcılar ile çevre hassasiyeti olan kesimler arasında sağlıklı bir denge kurulamayışında ve
sorunun bütüncül şekilde ele alınamamasında yatmaktadır.
Unutulmamalıdır ki;
avcılığın geleceği, sessizlikle değil, hukuka ve bilime dayalı ortak akılla korunabilir.

Serhat Çelebioğlu

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.