Komünal Yaşam Bir Tercih Değil, Evrimsel Bir Zorunluluktur.

Şeref ÖZKAN

Komünal Yaşam Bir Tercih Değil, Evrimsel Bir Zorunluluktur.

İnsanlık tarihini anlamaya çalışırken en büyük hatalardan biri, doğayı yalnızca üzerinde yaşadığımız bir zemin sanmaktır.

Oysa insan da doğanın ürünüdür. Düşünceleri, duyguları, toplumsal örgütlenmesi ve kültürü milyonlarca yıllık evrimin sonucudur.

Toplum teorilerini yalnızca tarih kitaplarından değil, yaşamın kendisinden öğrenmek zorundayız.

Bugün sosyal bilimlerin önemli bir bölümü hala insanı doğadan kopuk, kendi yasalarını kendi üreten bağımsız bir varlık gibi ele alıyor. Oysa evrimsel biyoloji bize bambaşka bir hikaye anlatıyor.

Yaşamın ilk hücrelerinden bugüne kadar geçen yaklaşık dört milyar yıllık süreçte kalıcı başarıyı sağlayan temel ilke yalnızca rekabet olmadı. En az onun kadar güçlü olan ilke işbirliği ve dayanışma oldu.

Bir hücrenin içinde enerji üreten mitokondriler, bir zamanlar bağımsız bakterilerdi. Bugün yaşamlarını başka hücrelerle kurdukları ortaklık sayesinde sürdürüyorlar.

Çok hücreli canlılar, milyarlarca hücrenin kusursuz işbirliği sayesinde var olabiliyor. İnsan bedeni, trilyonlarca hücrenin oluşturduğu dev bir komündür.

Hücreler sürekli paylaşır, haberleşir, birlikte karar alır ve gerektiğinde bireysel çıkarlarından vazgeçerek bütün organizmanın yaşaması için kendilerini feda ederler.

Aynı ilke doğanın hemen her yerinde görülür. Karıncalar, arılar, kurt sürüleri, fil aileleri ve primatlar...

Yaşam, tek başına ayakta kalanların değil, birlikte yaşayabilenlerin tarihidir. İnsan da bu zincirin dışında değildir.

Beynimiz yaklaşık iki milyon yıl boyunca yalnızca daha zeki olduğumuz için büyümedi. Daha karmaşık ilişkiler kurabildiğimiz, bilgiyi paylaşabildiğimiz ve birlikte hareket edebildiğimiz için büyüdü.

Dil, empati, dayanışma ve ortak üretim, büyük beynimizin ürünleri olduğu kadar onun gelişmesini sağlayan koşullardı.

Bugün "komünal yaşam" dediğimiz olgu, yalnızca ahlaki ya da siyasal bir tercih değildir. O, insan evriminin en önemli yapıtaşlarından biridir.

İnsan tek başına yaşayacak şekilde evrimleşmedi. Bebeklerimizin yıllarca bakıma muhtaç olması, yaşlıların bilgi aktarımıyla topluluğa katkı sunması, ortak avcılık, ortak üretim ve kültürel öğrenme bunun açık göstergeleridir.

Bu nedenle sosyal teorileri yalnızca ideolojilerin iç tartışmalarından üretmek artık yeterli değildir.

Doğa bilimlerinin ulaştığı bilgiler, sosyal bilimlerin temel varsayımlarını yeniden düşünmeyi zorunlu kılıyor. Toplumu anlamak istiyorsak önce yaşamı anlamalıyız.

Ekolojiyi ekonomiden, sinirbilimi siyasetten, evrimsel biyolojiyi yaşamın yaratıcısı ve sürdürücüsü dişil deneyimden ayıran anlayış artık sürdürülebilir değildir. Çünkü insan beynini şekillendiren doğa ile insan toplumunu şekillendiren tarih birbirinden kopuk değildir. Biri diğerinin devamıdır.

Önümüzdeki yüzyılın en büyük bilimsel ve felsefi görevi, toplum kuramlarını doğa bilimlerinin ışığında yeniden inşa etmek. Çünkü doğadan kopuk her teori, eninde sonunda gerçeklikten de kopacaktır.
#KomünalYaşam #Evrim #EvrimselBiyoloji #DoğaBilimleri #SosyalBilimler #Sinirbilim #Ekoloji #İnsanEvrimi #İşbirliği #Dayanışma #Toplumsallık #Bilim #Felsefe #Toplum #Kültür #YaşamınEvrimi #BilimselDüşünce #DoğaVeToplum #OrtakYaşam #YeniParadigma#Ekososyalizm #KomünalToplum #DemokratikModernite #ToplumsalEkoloji #MurrayBookchin #BilimVeToplum #ÖzgürYaşam

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.