Gezi’nin Öğrettikleri. Forumlar, Çadırlar, Dayanışma ve Komünal Yaşam İhtimali…
Şeref ÖZKAN
Gezi Direnişi yalnızca geçmişte kalmış bir sokak hareketi değildir. O hala bu toplumun hafızasında yaşayan büyük bir toplumsal deneyimdir.
Çünkü Gezi birkaç ağacın savunusundan çok daha fazlasıydı. O gün parkta başlayan şey, modern hayatın insanı boğan başta ebebeyn otoritesi olmak üzere bütün otorite biçimlerine karşı sezgisel bir başkaldırıydı.
Devlete karşıydı ama sadece devlete değil… Piyasaya karşıydı ama sadece ekonomiye değil…
Eril tahakküme, kibire, buyurgan dile, betonlaşmaya, tek tipleşmeye, insanın doğadan koparılmasına karşı da büyük bir itirazdı.
Gezi’nin asıl gücü tam da burada ortaya çıktı. İnsanlar ilk kez yalnız olmadıklarını hissettiler.
Çünkü modern kapitalist yaşam insanı atomize eder. Herkes kendi evine, kendi ekranına, kendi korkularına kapanır. İnsan toplumsal bir varlık olmaktan çıkarılır, rekabet eden yalnız bireylere dönüştürülür.
Gezi tam da bu yalnızlık düzenini kırdı. Parkta insanlar birbirine su taşıdı. Birbirinin yarasını sardı. Tanımadığı insanı gazdan korudu. Yemeğini paylaştı. Kitaplık kurdu. Revir kurdu. Forumlar oluşturdu. Müzik yaptı. Duvarlara şiir yazdı…vs
Belki de Gezi’nin iktidarı en çok korkutan tarafı buydu. İnsanların devletsiz de, patronsuz da, buyurgan bir merkez olmadan da birlikte yaşayabileceklerini kısa bir an için göstermesi…
Bu yüzden Gezi yalnızca bir protesto değildi. Kısa süreliğine görünür hale gelen bir komünal yaşam deneyimiydi.
Orada hiyerarşi tam anlamıyla çözülmedi elbette. Ama insanlar başka bir ilişki biçiminin mümkün olduğunu sezdi. Birinin kimliği, mezhebi, partisi, yaşam tarzı ikinci plana düştü. İnsanlar ilk kez birbirini “taraftar” olarak değil, aynı hayatın içinde nefes almaya çalışan insanlar olarak görmeye başladı.
Gezi bu yüzden klasik siyasal kategorilere tam sığmadı. Çünkü orada yalnızca iktidara değil, otoritenin gündelik hayattaki bütün biçimlerine de itiraz vardı.
Polisin copuna karşı olduğu kadar, patronun tahakkümüne, erkek egemenliğine, kentlerin rant uğruna yağmalanmasına, doğanın metalaştırılmasına, insanın sürekli denetlenmesine karşı da büyük bir öfke birikmişti.
Aslında Gezi modern uygarlığın krizlerini açığa çıkaran büyük bir aynaydı. Çünkü bugün kentler insan için değil sermaye için kuruluyor. Nehirler enerji şirketleri için akıyor. Ormanlar maden şirketleri için kesiliyor. İnsan ilişkileri bile piyasa mantığıyla şekilleniyor.
Böyle bir dünyada Gezi’nin parkta kurduğu dayanışma kültürü yalnızca politik değil, aynı zamanda uygarlık eleştirisiydi.
Bu yüzden Gezi’nin merkezinde ağaç vardı. Çünkü ağaç yalnızca doğa değildir. Ağaç, gölge, nefes, müşterek yaşam ve birlikte var olabilmenin sembolüdür.
Gezi’nin bıraktığı en önemli miraslardan biri yalnızca direniş kültürü değil, örgütlenme biçimiydi.
Çünkü Gezi klasik siyasal yapıların dışında yeni bir politik alan açtı. İnsanlar yalnızca liderlerin konuştuğu, tabanın dinlediği eski siyaset biçiminden yorulmuştu. Gezi’de ise forumlar vardı. İnsanlar söz aldı. Tartıştı. Birbirini ikna etmeye çalıştı. Yukarıdan aşağıya emir zinciri yerine yatay ilişkiler oluştu.
Bu durum birçok geleneksel yapıyı rahatsız etti. Çünkü alışılmış siyaset, merkeziyetçilik üzerine kuruluydu.
Gezi ise şunu gösterdi. Toplum yalnızca yönetilmek istemiyor; aynı zamanda katılmak, karar vermek ve üretmek istiyor. Bugün Gezi’den öğrenilecek en önemli derslerden biri budur.
Politik örgütlenme yalnızca seçim dönemlerinde ortaya çıkan geçici ittifaklardan ibaret olamaz. Gerçek örgütlenme hayatın içinde kurulur.
Mahallede… İş yerinde… Ekoloji mücadelesinde… Kadın dayanışmasında… Kültür sanat alanlarında… Forumlarda… Yerel dayanışma ağlarında…
Çünkü insanlar birlikte üretmeden birlikte mücadele etmeyi öğrenemez.Gezi tam da bunu gösterdi.
Örgütlenme sadece slogan atmak değildir. Birbirine güvenmeyi öğrenmektir. Bir parkın temizliğini birlikte yapmak… Bir yaralıyı birlikte taşımak… Bir forumda saatlerce birbirini dinlemek… Bir çadırı birlikte kurmak…vs
Bunların hepsi politik eylemdir. Çünkü dayanışma, otoriterliğin panzehiridir. Otoriter sistemler yalnız birey ister. Korkmuş birey ister. Birbirine yabancı toplum ister.
Komünal dayanışma ise korkuyu parçalar. İnsan birlikte hareket etmeyi öğrendiği anda iktidarın en büyük silahı zayıflamaya başlar.
Bu yüzden Gezi’nin açtığı yol bugün hala önemlidir. Gezi bize yalnızca nasıl direneceğimizi değil, nasıl yaşayabileceğimizi de gösterdi. Belki eksikti. Belki dağınıktı. Belki sürdürülebilir değildi. Ama kısa bir an için başka bir toplum ihtimali görünür oldu.
İnsanın insana tahakküm kurmadığı… Doğanın metalaştırılmadığı… Kararın yukarıdan dayatılmadığı… Hayatın paylaşılabildiği bir ihtimal…vs
Ve bazen tarih tam da böyle anlarda ilerler. İnsanlar ilk kez birlikte nefes alabileceklerini fark ettiğinde…