Erich Froom'un ''Sevme Sanatı'' Adlı Kitabından Alıntılar
Kapitalist Toplum Neden Sevme Kapasitesini Aşındırır?
Kapitalist toplum insandan rekabet etmesini, kendisini sürekli geliştirmesini, pazarlamasını ve başkalarının önüne geçmesini ister. Aynı kişiden özel yaşamında sabırlı, paylaşımcı, karşılıksız ve anlayışlı olması beklenir. Çalışma yaşamında rakip olarak kurulan insanlar, evlerine döndüklerinde birdenbire yaşam ortağı olmaya çağrılır. Bu iki davranış dünyası birbirinden bütünüyle ayrı değildir.
Sevgi dikkat ister, piyasa düzeni dikkati parçalar. Sevgi zaman ister; uzun çalışma saatleri insanı zaman yoksulu bırakır. Sevgi güven ister, işsizlik, borç ve gelecek kaygısı güvensizliği büyütür. Sevgi karşımızdakini kendi amacı içinde görmeyi gerektirir, piyasa ise insanları işlevleri ve yararları üzerinden değerlendirmeye iter.
Bu koşullar sevgiyi imkansız hale getirmez, fakat onu sürekli aşındırır.
Tüketim toplumunda nesneler yalnızca ihtiyaç karşılamak için değil, kimlik kurmak için kullanılır. İnsanlar satın aldıkları ürünler üzerinden kim olduklarını göstermeye teşvik edilir.
Aynı mantık ilişkilere taşındığında partner, benliğin toplumsal değerini yükselten bir göstergeye dönüşebilir.
Tüketim kültürü yeniliği kutsar. Eskiyen nesne değiştirilir, ilk heyecanı azalan ilişki de “yanlış ürün seçilmiş” gibi değerlendirilebilir.
Oysa sevgi, yeniliğin sürekli tüketilmesi değil, tanıdık olanın içinde yeniden keşif yapabilme yeteneğidir.
Bencil insan kendisini fazla sevdiği için değil, gerçek anlamda sevemediği için sürekli kendisiyle meşguldür. İçsel değersizlik duygusunu sahip olmak, üstünlük kurmak ve başkalarının onayını toplamak yoluyla kapatmaya çalışır.
İnsan Sevmeyi Toplum İçinde Öğrenir
İnsan dünyaya sevginin hazır bilgisiyle gelmez. Bağlanmaya, bakım almaya, yakınlık kurmaya ve başkalarının duygularına cevap vermeye yönelik biyolojik kapasitelerle gelir.
Bu kapasitelerin nasıl gelişeceğini ise yaşadığı ilişkiler, aile biçimi, toplumsal cinsiyet rolleri, ekonomik düzen, eğitim, kültür ve siyasal kurumlar belirler.
Sevgi yalnızca beyinde gerçekleşmez, mutfakta, iş yerinde, sokakta, çocuk bakımında, hasta yatağında, arkadaşlıkta ve toplumsal mücadelede gerçekleşir.
Sevgi yalnızca “Seni seviyorum” cümlesi değildir. Emeğin nasıl paylaşıldığı, kimin konuştuğu, kimin susturulduğu, kimin özgürlüğüne saygı gösterildiği ve kimin yaşamının korunmaya değer sayıldığıdır.
Fromm’un temel düşüncesi günümüzde hala sarsıcıdır: İnsanlar sevgiyi çok istemelerine rağmen, sevmenin koşullarını ortadan kaldıran bir toplumda yaşamaktadır. Sürekli rekabetin, yalnızlığın, güvencesizliğin, tüketimin ve sahip olmanın egemen olduğu bir düzende sevgi yalnızca bireysel niyetle korunamaz.