Cinsellik Neden Yasaklandı? Evrim, İktidar ve Uygarlığın Hikayesi
İnsanlık, doğanın bir parçası olarak evrimleşti. Yaklaşık dört milyar yıllık yaşam tarihinde üreme, çiftleşme, dokunma, arzu ve cinsellik yaşamın kesintisiz devamını sağlayan temel biyolojik süreçler oldu. İnsan da bu uzun evrimsel zincirin içinden çıktı.
Bedenimiz, hormonlarımız ve beynimizin önemli bölümü hala bu evrimsel mirası taşımaktadır.
Ancak doğadan en çok uzaklaşan toplumlar, doğanın bizde yaşamaya devam eden en temel özelliklerinden biri olan cinselliği en fazla yasaklayan, denetleyen ve utanç konusu haline getiren toplumlar olmuştur.
Bu bir tesadüf değildir. Çünkü cinsellik, insanın diğer memelilerle en görünür ortaklıklarından biridir. Yemek yemek, uyumak, doğurmak ve cinsellik... Bunlar bize, ne kadar teknoloji üretirsek üretelim doğanın dışında değil, onun içinde olduğumuzu sürekli hatırlatır.
Oysa uygarlığın önemli bir bölümü, insanı doğanın efendisi olarak tanımlayan bir düşünce üzerine kuruldu.
Doğaya hükmetme fikri geliştikçe, insan kendi doğasına da hükmetmeye başladı. Önce toprağı denetledi. Sonra hayvanları. Ardından kadın bedenini. Sonunda ise arzuyu, sevgiyi ve cinselliği...
Doğaya kurulan tahakküm ile insana kurulan tahakküm aynı zihniyetin ürünüdür. Doğaya egemen olmayı meşru gören bir uygarlığın, insan bedenini de denetim altına almak istemesi şaşırtıcı değildir. Üstelik burada yalnızca ahlak değil, iktidar da devrededir.
Tarımla birlikte özel mülkiyet gelişti. Mülkiyet mirası doğurdu. Miras ise soyun denetlenmesini önemli hale getirdi. Böylece özellikle kadınların cinselliği aile, din ve devlet tarafından sıkı biçimde kontrol edilmeye başlandı. Böylece biyolojik olan politik hale geldi.
İnsanlık garip bir noktaya ulaştı. Bir televizyon ekranında savaş görüntülerini rahatlıkla izleyebilen insanlar, aynı ekranda sevgiyle birbirine dokunan iki insanı sansürlemeye başladı.
Milyonlarca insanın öldüğü savaşlar "kaçınılmaz" kabul edilirken, iki yetişkin insanın rızaya dayalı cinselliği "ahlak sorunu" ilan edildi.
Bu çelişki tesadüf değildir. Çünkü iktidarlar için denetlenmesi en zor alanlardan biri insan bedenidir. Bedeni denetleyebilen, arzuyu da denetler. Arzuyu denetleyebilen ise itaat üretir.
Elbette insan yalnızca biyolojiden ibaret değildir. Evrim bize saldırganlık, rekabet ve bencillik gibi eğilimler de miras bırakmıştır. Bunların varlığı onları meşru kılmaz. İnsan olmanın anlamı, doğayı inkar etmek değil, doğal eğilimlerimizi etik, özgürlük ve karşılıklı rıza temelinde yeniden düzenleyebilmektir.
Sorun cinselliğin varlığı değildir. Sorun, yaşamın en doğal süreçlerinden birinin korku, suçluluk ve utanç duygularıyla kuşatılmasıdır.
Bu yüzden doğadan en fazla kopan toplumlar, cinsellikten en fazla korkan toplumlar olmuştur.
Cinsellik, insana her seferinde aynı gerçeği hatırlatır. Ne kadar gökdelen yaparsak yapalım, ne kadar teknoloji üretirsek üretelim, ne kadar kutsal metin ya da ideoloji yazarsak yazalım, bedenimiz hala milyonlarca yıllık evrimin ürünüdür.
#Evrim #EvrimselBiyoloji #Cinsellik #ToplumsalEkoloji #Ekoloji #Doğa #İnsanDoğası #Uygarlık #Beden #BedenPolitikası #Tahakküm #İktidar #Özgürlük #Etik #Rıza #Feminizm #Patriyarka #ÖzelMülkiyet #Miras #Din #Devlet #Felsefe #Sosyoloji #Psikoloji #Antropoloji #Bilim #DoğaBilimleri #Toplum #Kültür #Tabu