Tarihten Kesitler 1 Musul Sorunu

Salim MERİÇ
 Yirmibirinci yüzyılın başında petrolün ekonomide kazandığı önem ve Osmanlı yönetimindeki topraklarda zengin petrol yatakları bulunması, büyük devletler arasındaki rekabeti, bunlara egemen olma mücadelesine dönüştürdü. Çünkü petrolün önemi batılı ülkelerce gereği gibi anlaşılmıştı. Osmanlı İmparatorluğunun ise son dönemleridir. Ama yöneticilerce petrolün yaratacağı zenginliğin bilincine tümüyle varılmış gibi gözükmemektedir. Dolayısıyla petrol, Osmanlı sarayı ve Bab-ı ali kulislerinde kıyasıya bir mücadeleye ve çeşitli entrikalara yol açmaktadır. Çünkü büyük petrol şirketleri ve sömürgeci devletler, petrol imtiyazını elde etme çabasındadırlar. Bu mücadelede İngilizler ve Almanlar en öndedir. İngiltere, petrol yataklarının önemi sebebiyle Irak"a göz dikmiştir. Dolayısıyla daha 1900 yılı başlarında Irak"ı kendi nüfuz alanı olarak belirlemiştir. Sonradan Amerikalılar da petrol imtiyazı için çırpınmaya başlarlar. Ama herkesin gözü Musul bölgesindedir. Çünkü, Alman uzmanların 1902 yılında Mezopotamya"da zengin petrol yatakları bulmaları, bölgenin önemini çok  artırmıştır.  Özcesi, Mezopotamya petrol kuyularına karşı büyük ilgi vardır. Petrol imtiyazını alan kazanacak.

            Almanya ile görünüşte aramız iyi; geniş çapta Alman yardımı bekliyoruz. Ancak, Almanya"nın da Osmanlı"dan bir beklentisi var: Petrol imtiyazı. Almanlar zaten, arkeolojik incelemeler adı altında, Musul bölgesine bir ekip sokmuş ve petrol araştırmalarına başlamıştır.

            Alman büyükelçisi, II. Abdülhamit"e  çıkar ve “Almanya İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ile yaptığı bütün antlaşmaları harfiyyen uygulama kararındadır. Ancak, Alman İmparatorluğunun bu kararı uygulamak için ileri sürdüğü istekleri vardır. Bu isteklerden birisi Musul petrol alanı içinde imtiyaz almaktır” der.

            İngilizler ise Musul petrollerini elde etmek için her çareyi düşünüyorlardı. Nitekim Hindistan İşleri Devlet Bakanı Lord Crove, Mezopotamya"daki İngiliz ekonomik ve stratejik bitergeleri için yoğun bir çaba içindeydi. Daha 1914 Eylül"ünde General Edmond Barrow, hazırladığı raporda, psikolojik ortamın uygun olduğunu belirterek, Basra Körfezi bölgesinin derhal işgal edilmesi isteniyordu. Açıkçası, Araplar Osmanlı"ya karşı kışkırtılacak, yöredeki petrol yatakları korunacaktı. Bu plan son çare olarak uygulanabilirdi.

            İngilizler, İttihat ve Terakki Hükümetini tehdit ediyor; Musul petrol alanlarının imtiyazını istiyordu. Bu sıkıştırma, Londra elçimize de yapılıyordu. Baskı araçlarından biri de İngiliz tersanelerinde, Osmanlı İmparatorluğu için yapılmakta olan ve bedelleri bütünüyle ödenmiş bulunan üç zırhlı (savaş gemisi) idi.  Musul  bölgesinde  petrol  imtiyazı verilmediği taktirde, savaş gemilerini vermiyeceklerini söylüyordu İngilizler.

            Savaş gemileri bitmiş ve onları almak üzere Rauf Orbay başkanlığında bir Türk heyeti Londra"ya gönderilmişti. Öyle ya paraları da ödendiğine göre gemiler bizimdi ve teslim edilmeliydi. Hayır. İngilizler, heyeti, eli boş geri çevirdiler. İlle de Musul petrol imtiyazı.

            Sonunda İttihat ve Terakki Hükümeti baskılara boyun eğdi. Musul petrol imtiyazı konusunu görüşmek üzere Londra"ya bir heyet yollayacaktı.

            Cavit Bey (Yahudi dönmesi) Londra"ya petrol konusunu görüşmek üzere yollandı. Yanında ise Düyunu Umumiye"de önemli yeri olan, Ermeni hanedanına mensup bulunduğu süsünü vererek, kendine prens diyen Kalust Gülbenkyan bulunuyordu. Musul petrolü, bir Yahudi dönmesiyle, bir Ermeni"ye teslim edilmişti.

            Görüşmeler henüz başlamıştı ki, Cavit Bey İstanbul"dan çağrıldı. Cavit Bey, görüşmeyi yarıda bırakıp İstanbul"a döneceğine, Gülbenkyan"ı vekil bırakarak; açıkçası, Osmanlı Devleti adına görüşmesine izin vererek yola çıktı. Herhalde geri dönme umudu vardı. Ama geri dönemezdi. Çünkü Birinci Dünya Savaşı başlamış; Osmanlılar da İngilizlere karşı savaşa girmişlerdi.

            Böylece Ermeni Gülbenkyan, Osmanlı Devletinin temsilcisi olarak, petrol imtiyazı konusunda görüşmeleri sürdürdü. İngilizlerin eline mükemmel bir fırsat geçmişti. İstedikleri biçimde bir antlaşma hazırladılar ve Gülbenkyan"a imzalattılar. İttihat ve Terakki Hükümeti de ister istemez bu imtiyazı  verdi.  Böylece ,  İngilizler   hem   zırhlıları vermediler; hem de Irak petrol alanlarına yerleşebileceklerdi. Osmanlı topraklarındaki petrol zenginliği artık İngilizlere akacaktı. İngilizler mutluydular; büyük vurgun vurmuşlardı. Bu vurgundan Gülbenkyan"a pay ayırmayı da unutmadılar. Gülbenkyan, Musul petrolünden %5 pay verilerek ödüllendirildi.