ULUSLARIN KENDİ KADERLERİNİ TAYIN HAKKI VE YURTSEVERLİK.

Ömer ÖDEMİŞ

ULUSLARIN KENDİ KADERLERİNİ TAYIN HAKKI
VE
YURTSEVERLİK. (1)

Son günlerde ulus, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, milliyetçilik ya da yurtseverlik kavramları sıklıkla seslendirilmeye başlandı. Birbiriyle ilişkili olan, birbirini var eden bu kavramların içerik olarak açımlanması ve günümüz gerçekliği ile birlikte yeni baştan olanca netliğiyle ortaya konulması gerekmektedir.

Dil, toprak, ekonomik yaşam ve ortak amaç biçiminde beliren ruhsal biçimlenme birliği ile tarihsel süreçte oluşan insan topluluğuna ulus denir. (Stalin) Stalin’e ait olan bu tanım genel ve belirleyici olan bir tanımdır. Bu tanımda ki ögelerden hiç biri tek başına ulusu tanımlamaya yetmediği gibi, birinin yokluğu da ulusu ulus olmaktan çıkarır.

Kapitalizmin güçlenip ulusal pazarlar kurmasından sonradır ki uluslar meydana çıkmıştır. Orta çağ feodalizminde bir
Fransız bir alman ya da bir İtalyan ulusunun sözü edilemez. Ulus Stalin’in de özellikle belirttiği gibi, tarihsel bir olgudur; bir başlangıcı ve bir sonu vardır. Bir zamanlar ulus yoktu, bir zaman sonrada ulus olmayacaktır. Toplumcu üretim düzeninin sürekli gelişmesiyle uluslar, aralarında ki çelişkiler tümüyle ortadan kalkacağı için birbirleriyle kaynaşacaklardır.

Ulus kimi burjuva toplum bilimcilerinin ileri sürdükleri gibi ırkla ilgili değildir. Çeşitli ırkların bireylerinden oluşan uluslar bulunduğu gibi, aynı ırktan olan çeşitli uluslar vardır. Ekonomik yaşam birliği bir ulusu diğer Ulus’tan ayıran temel özelliktir. Ama yukarıda belirtildiği gibi, dil toprak ve amaç birliği olmaksızın tek başına bu özellikte ulus kavramını açıklamaz. (O.Hançerlioğlu. Felsefe ansiklopedisi)

Ulusal bilinç ise; Ulusun bir parçası ve ona bağlı olma bilgisiyle oluşan bilince denir. Tarihsel süreçte burjuva ulusların oluşmasıyla gerçekleşen bu bilinç bir ulusun bireylerine, o ulusun çıkarına katkıda bulunma görevi yükler. Feodal düzen ile savaşırken ilerici bir nitelik taşıyan ulusal bilinç, burjuva çıkarlarının Uluslararası bir nitelik kazanmasıyla gericiliğe dönüşmüş ve burjuvazinin emekçi sınıfını kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmesi için ideolojik bir araç durumuna indirgenmiştir. Kapitalizmin tekelcilik aşamasında büyük burjuvazide ulusal bilinç eriyip gitmiştir. Günümüz kapitalizmin de ortak çıkar söz konusudur. Bu çıkar artık bir ulus çıkarı değil uluslararası kapitalizmin çıkarıdır. (O.Hançerlioğlu. Fel. Ans.s.14)

Fikret Başkaya ise, kısa bir süre önce sosyal medyada yayınladığı bir açıklamada “Ulusların kendi kaderini tayın etmesi meselesi ilk defa ABD başkanı W. Wilson tarafından Birinci Emperyalist savaşın son günlerinde [8 Ocak 1918] ortaya atıldığını” belirtti.

“Elbette yükselen yeni bir emperyalist güç olan ABD’nin başkanı, öyle sanıldığı gibi “ulusların kaderiyle” uzaktan-yakından ilgili biri değildi. Zira, öyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu dünyanın ezilen/sömürülen halklarının emperyalist bir güçten “hayırlı” bir şey beklemeleri abesle iştigaldir…

Esasen Wilson’un öyle bir çıkış yapmasının iki nedeni vardı: Birincisi, ‘klasik sömürgeciliğin son bulmasını, bir kaç sömürgeci/emperyalist gücün egemenliği altında bulunan, yeryüzünün lanetlilerinin yaşadığı geniş bölgelerin Amerikan sermayesine açılmasını istiyordu…

Özetle Wilson, “artık Kolonyalizmin klasik (doğrudan) versiyonu son bulsun, yeni-sömürgecilik statüsü [néo-colonialisme] onun yerini alsın” demek istiyordu; İkincisi, din, mezhep, etnik, kültür farklılığına sahip ne kadar topluluk varsa, bağımsız olmalarını istiyordu. Nitekim halklar ne kadar ufalanırsa, onları egemenlik altına almak da o ölçüde kolaylaşır… Şimdilerde Orta-Doğu denilen bölgede yaptıkları gibi…

Esasen İkinci emperyalist Savaş sonrası yaklaşık iki on yılda Wilson’un planı gerçekleşecek, yeni sömürgecilik eskinin yerini alacak, doğrudan sömürge ülkeler, başta ABD olmak üzere tüm emperyalist ülkelerin yeni sömürgesi haline gelecekti. Artık bu yeni statüde bir ülke herhangi bir ülkenin sömürgesi değil, “Kolektif emperyalizmin” kolektif sömürgesi (kolonisi) olacaktı ve oldu.”

Fikret Başkaya açıklamasında Lenin'in ulusların kendi kaderini tayin hakkı kavramını hangi anlamda kullandığına da açıklık getirdi. “ Lenin ve Komünist Enternasyonal, soruna dünya sosyalist devrimi açısından bakıyor ve sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanmalarıyla kolonyalist/emperyalist ülkelerin sömürü ve egemenlik olanaklarının zayıflayacağını ve sosyalist dünya devrimine uygun koşulların oluşacağını ileri sürüyorlardı.”

“Netice itibariyle, sömürge halkları da bu arada bir devlet sahibi oldular ama asla emperyalizmden bağımsızlaşamadılar. Kendi kaderlerini kendi ellerine almayı başaramadılar… Şimdilerde sözde bağımsız ulus-devletlerin varlığına rağmen emperyalist sömürü ve yağma ‘doğrudan veya yarı-sömürge oldukları dönemdekinden özde farklı değil… Sadece görüntüler, retorik, yöntemler ve araçlar değişti… Emperyalizmin uşağı olan “yerli işbirlikçi hakim sınıflar” sömürgeci devletlerin kurumlarının, adamlarının,işlevini devralmış bulunuyorlar…

Dolayısıyla ortada asla “ulusların kendi kaderini tayin etmeleri” diye bir şey yok.” diyor.
Ve devam ederek şu soruyu soruyor: “Bir halkın, bir ulusun kendi kaderini kendi ellerine alması, özgürleşmesi, hangi durumda mümkündür? Mesela bir devlete sahip olmak bu amaç için yeterli koşul mudur? Sömürgeci/emperyalist bir devletten kurtulmak kendi kaderini tayın etmenin yeterli koşulu mudur?

Eğer öyleyse bu, devleti olan ülkelerde halk kendi kaderini tayin ediyor demeye gelir!.. O zaman siz de bir devlete sahip olduğunuzda sizin için de sorun çözülmüş sayılacaktır… Bu da demektir ki, “önemli olan sizi kimin yönettiğidir!”… “Eğer sizden birileri, kendiniz gibi olanlar yönetirse” sorun çözülmüş mü sayılacaktır? İşkenceyi yapan kendinizden (içerden) olunca şeylerin anlamı değişir miydi?” Yani mesele sadece devlet sahibi olmak değil. Oluşturulacak devletin karakteri ve niteliği ve sizi kimin yöneteceğine en az devletin varlığı kadar önemlidir.

Soruna bence bu noktadan bakmak gerekir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.