SOL'UN SÜKÛTU, ZÜBÜKLERİN BAYRAMI
Nevzat Akata
Öyle tuhaf bir şehirde yaşıyoruz ki sanki Türkiye’nin küçültülmüş, sıkıştırılmış, konsantre edilmiş bir prototipi…
Bu şehirde solcular var, sosyalistler var, demokratlar var, anarşistler var, Troçkistler var; bilumum “-ist”ler var.
Halkın hakkını savunmak için gerektiğinde polisin, jandarmanın karşısına dikilen; şehir dışına çıkıp ormanda, madende, derede, tepede nöbet tutan çevreci ve sosyalist arkadaşlarımız da var.
Haklarını yemeyeyim: Mücadele ediyorlar. Cesaret gösteriyorlar. Halkın toprağı, suyu, madeni ve doğası için verdikleri mücadeleyi görüyor, takdir ediyor ve alkışlıyorum.
Hepsinin solcu olduğunu, sosyalist bir geçmişten geldiğini de biliyorum.
Amma velakin…
“Amma velakin” demeyi özellikle seviyorum. Çünkü memlekette asıl hikâye genellikle bu iki kelimeden sonra başlıyor.
Yahu arkadaş!
Ulusal tekeller halkın parasını hiç ederken, halkın madeninin, malının ve mülkünün talan edildiğini düşündüğünüzde her türlü mücadeleyi vermek için azim ve cesaret gösteriyorsunuz da Altınordu Belediyesi söz konusu olduğunda niçin sesiniz soluğunuz kesiliyor?
Altınordu Belediyesi’nin halkın parasını ve kamu kaynaklarını doğru, yerinde ve kamu yararına uygun kullanıp kullanmadığını; belgeleriyle, evraklarıyla yazıp çiziyoruz.
Üstelik bu belgeleri gökten zembille indirmiyoruz.
Belediyenin kendi evraklarından, EKAP kayıtlarından ve kamuoyuna yansıyan resmî belgelerden hareket ediyoruz. Buna rağmen bazı dostlarımızın ağzından bir kez olsun:
“Ne oluyor hemşerim?”
sorusunu duyamıyoruz.
Duyamıyoruz diyorum; çünkü soracak olsalardı şimdiye kadar sorarlardı.
CİN BAŞKA, ŞEYTAN BAŞKA!
Şimdi birileri çıkıp bana diyecek ki:
“Nevzat Akata, sen Büyükşehir Belediyesi konusunda niçin ağzını açmıyorsun? Hilmi Güler’e neden iki çift laf etmiyorsun da Ulaş Tepe’ye ve Altınordu Belediyesi yöneticilerine yükleniyorsun?”
Ben de diyorum ki:
Kardeşim, cin başka, şeytan başka!
Benim Ulaş Tepe ile belediye başkan yardımcıları ve belediye meclis üyelerinin kamusal görevleri hakkında yazdıklarım yalan mı?
Yanlış mı?
Eksik mi?
Elinizde bizim yayımladığımız belgelerin aksini gösteren bir evrak varsa çıkarın, hep birlikte görelim. Rakam yanlışsa düzeltin. Bilgi eksikse tamamlayın. Yorumumuz hatalıysa belgesiyle ortaya koyun.
Ama belgeye cevap vermek yerine gazeteciye parmak sallamak, siyasi cevap değildir.
BÜYÜKŞEHİR DÖRT DÖRTLÜK DEMEK Kİ(!)
Büyükşehir Belediyesi meselesine gelirsek…
Büyükşehir Belediye Meclisi’nde CHP’li veya diğer muhalefet partilerinden belediye başkanları, başkan yardımcıları ve meclis üyeleri var. Benim bildiğim kadarıyla sayıları on beşi buluyor.
Bunlar ağızlarını açmıyor.
Hilmi Güler ve Büyükşehir yönetimi hakkında ellerinde bulunan herhangi bir denetim belgesini, soruşturma talebini, harcama dosyasını veya somut iddiayı kamuoyuna sunmuyor.
Sonra dönüp bana:
“Sen niçin Hilmi Güler hakkında yazmıyorsun?”
diye soruyorsunuz.
Yahu kardeşim, gazeteci belgeyi üretmez. Muhalif milletvekillerinden, belediye başkanlarından, meclis üyelerinden veya kamuya açık kaynaklardan gelen belgeleri inceler ve kamuoyuna aktarır.
Muhalefetin elinde belge varsa versin, yayımlayalım.
Bir dosya açmışsa göndersin, takip edelim.
Bir hukuksuzluk iddiası varsa dayanağını ortaya koysun, halka anlatalım.
Ama muhalefet susacak, belediye meclis üyeleri susacak, başkanlar susacak, sonra herkes dönüp gazeteciye:
“Haydi bakalım, Büyükşehir’i de sen çöz!”
diyecek.
Öyle yağma yok!
Demek ki Büyükşehir Belediyesi o kadar dört dörtlük(!), o kadar kusursuz(!), o kadar şeffaf(!) yönetiliyor ki muhalefet temsilcileri bile söyleyecek iki kelime bulamıyor.
Onların bulamadığı belgeyi benim evin bodrumunda mı bulmamı bekliyorsunuz?
ALT TARAFI “SUCU NEVZAT USTA”
Altınordu Belediyesi’ndeki durumu ise mecburen EKAP’tan, belediyenin kendi belgelerinden ve kamuoyuna yansıyan evraklardan takip ediyoruz.
E hâliyle biz koskoca bir medya holdingi değiliz.
İlan reklam adı altında 10.000’ler 100.000’ler milyonlar verilen değiliz...
ALTAŞ televizyonuna altı aylığına 4 milyondan fazla ilan reklam bedeli verilen ben değilim ya da alan ben değilim...
Gazeteciyim ayaklarına yatıp ticaret erbabı olan tabelalar yapan afişler düzenleyen ya da sanatçı getirenler ben değilim ki bunlardan avantajımızı payımızı alalım..
Bizim civciv medyalar ve çakal medyalar gibi, yöneticilerin kapısının önünde nöbete yatıp 3 kuruşa 5 köfte isteyen biri değilim ki,
Alt tarafı bir “Sucu Nevzat Usta” bu gariban yazar…
Ne özel istihbarat örgütümüz var ne belediyelerin kasalarının anahtarı cebimizde. Önümüze gelen belgeyi okuyor, rakamları karşılaştırıyor ve kamu adına soru soruyoruz.
Peki, bize geçerli, doğru, kayıtlara uygun ve yasal bir belge verdiniz de biz inceleyip yayımlamadık mı?
Siz bir belge yayımladınız da biz sizi görmezden mi geldik?
Hangi dosyayı sakladık?
Hangi evrakı sümen altı ettik?
Tam burada, kişilere değil siyasi davranış biçimine dönük bir hicivle insanın içinden şöyle haykırmak geliyor:
Ulan zübüklük düzeninin gönüllü bekçileri! Bre halkın denetim hakkına düşman kesilenler! Belge verdiniz de biz yayımlamadık mı?
Vermediğiniz belgenin hesabını gazeteciden sormak nasıl bir siyasi akıldır?
AKP’NİN KÖTÜ KOPYALARI
Uzun lafın kısası…
“Halkı AKP’nin zulmünden kurtaracağız” diyerek iktidara gelmek isteyenler ve bazı belediyelerde iktidara gelenler, AKP’nin kötü bir kopyasına dönüşerek bize hesap soramazlar.
Bana hesap soramazlar; bana ancak hesap verirler.
Çünkü belediye başkanlığı kimsenin şahsi saltanatı değildir.
Belediye bütçesi kimsenin aile kasası değildir.
Kamu kaynağı, siyasi yakınlara dağıtılacak bir ganimet hiç değildir.
Bu yönetim anlayışını destekleyenler, gördüğü hâlde susanlar ve bütün bunların üzerine bir de “Ben solcuyum, sosyalistim, demokratım, komünistim” diye ortalıkta dolaşanlar da artık aynı hesabın içine konulmak zorundadır.
Madem aynı sessizliği paylaşıyorsunuz, kusura bakmayın; sizi de aynı siyasal tencereye koyacağız.
Aynı kazanda pişireceğiz artık arkadaşlar!
Çünkü solculuk yalnızca şehir dışında jandarmanın karşısına dikilmek değildir. Solculuk, kendi siyasi mahallendeki belediye kamu parasını harcarken de soru sorabilmektir.
Sosyalistlik, uzaktaki talana karşı çıkıp yakındaki savurganlığa göz yummak değildir.
Demokratlık, rakibinden hesap sorarken arkadaşının harcamasına karşı üç maymunu oynamak hiç değildir.
Kamuoyuna sunduğumuz belgelerde 170 bin lira ölçeğinde olduğu belirtilen bir işin, AKP’li kimliğiyle bilinen bir kişiye verilerek 800-900 bin liraya, kimi örneklerde ise 1 milyon lira seviyesine kadar çıktığı iddiası bulunuyorsa bunu sormayacağız da neyi soracağız?
Rakam yanlışsa açıklayın.
Belge eksikse tamamlayın.
İddia doğru değilse karşı belgesini yayımlayın.
Ama sessizliği cevap, siyasi aidiyeti de dokunulmazlık zırhı olarak pazarlamayın.
Biz AKP’li yapınca yanlış olanın, CHP’li yapınca doğru sayıldığı bir siyaset anlayışına teslim olmayacağız.
Halkın parasının sağı olmaz, solu olmaz.
Kamu zararının partisi olmaz.
Savurganlığın rozeti, israfın ideolojisi bulunmaz.
Bizim ölçümüz parti değil, kamu yararıdır.
Bizim tarafımız kişi değil, halktır.
Bizim işimiz hüküm vermek değil; belgeyi göstermek, soruyu sormak ve cevabı istemektir.
Cevap ve düzeltme hakkı da herkese açıktır.
Hadi bakalım…
Bekliyoruz.
Harmanın başında göreceğiz inşallah!
Nevzat Akata
Ordu Kent Gazetesi — “Ordu’nun Vicdanıdır”
4 Eylül 2026 Cuma.