ORDU’NUN ÜZERİNE ÇÖKEN ÇEYREK ASIRLIK GÖLGE: SEYİT TORUN!
Rahmetli Fikret Kızılok, yıllar önce o meşhur şarkısında "Süleyman hep Başbakan, Başbakan hep Süleyman" diyerek bu ülkenin makus talihini tokat gibi yüzümüze vurmuştu.
Aradan yıllar geçti, isimler değişti ama o "vazgeçilmezlik" hastalığı hücrelerimize kadar işledi.
Bugün Ordu sokaklarında yeni bir nakarat yükseliyor: "Seyit hep aday, aday hep Seyit!"
Tam 25 yıl...
Dile kolay, bir insanın ömrünün en verimli çeyrek asrı!
Bu şehirde iki kuşak büyüdü, insanlar emekli oldu, dünya değişti; ama Sayın Seyit Torun’un o koltuklara olan iştahı bir türlü kesilmedi.
Sormak lazım: Bu memleketin nimetleri damağınızda nasıl bir tat bıraktı ki, gençlerin önünü açmak yerine her seçim döneminde "yine, yeniden ve illa ki ben" diyerek sahalara fırlıyorsunuz?
Sekiz-dokuz yıl önce bir fotoğrafın altına düştüğüm not bugün yine önümde. Değişen tek bir virgül bile yok!
Etrafındaki dalkavuklar ordusu mu söylemiyor, yoksa siz mi duymak istemiyorsunuz: "Yeter artık! Bu işi bir meslek haline getirdiniz, devlet imkânlarıyla siyaseti emeklilik hobisine çevirdiniz. Çekilin ki bu şehrin gençleri nefes alsın!"
Şimdi bakıyoruz; yine en muteber isim olma yarışı, yine "aday ofislerinin" değişmez siması olma telaşı...
Dağ bayır gezerek, her cenazede ve her düğünde boy göstererek bu statükoyu daha ne kadar sürdürebileceğinizi sanıyorsunuz?
Buradan Sayın Torun’a doğrudan, amasız ve fakatsız soruyorum:
Sürekli eleştirdiğiniz o "tek adam" zihniyetinden sizin ne farkınız kaldı?
Ankara’daki koltuk hırsına muhalefet ederken, Ordu’da kendi yerel krallığınızı kurmaya çalışmak tutarsızlık değil midir?
Sizin demokrasi anlayışınız,
"ben ölene kadar bu koltuk benimdir" mi demek?
Ordu’nun "tek adamı" olmaya/kalmaya soyunmak,
bu şehre ve bu partiye gönül veren binlerce gencin hayallerine set olmak değilmidir!?