Son günlerde siyaset kurumunun lâğımları patladı. Öylesine belaltı vuruşlar başladı ki, insan söylenenleri tekrar etmeye utanmakradır. Neymiş efendim, Antalya'nın tutuklu belediye başkanı, sevgilisini oğlu le evlendirmiş. Orta yerde bir torun var. O çocuk bu iftiraların travması ile büyüyecektir.
Hadsizlik öyle boyutlara ulaştı ki, CHP'li kadın siyasetçilerin iffetlerine dil uzatılmaya başlandı. El konulan telefonlardaki görüntüler, devlete emanet olmasına rağmen, ortalığa saçılmıştır. Böyle bir devlet sorumluluğu olmaz. Bu konuda dış dünyadan bazı örnekler vermek istiyorum.
İkinci Dünya Savaşı'nda, İngiltere'nin galip Başbakanı Churchill, bir zafer sarhoşluğuna uğrar kaygısıyla savaştan sonra iktidardan düşürülür. Yerine İngiliz İşçi Partisi lideri Atlee getirilir. Churchill ile Atlee, Avam Kamarası'nın tuvaletindeki pisuvarlarda yan yana düşünce, Churchil, Atlee'ye hiç yüz vermez.
Atlee:
- Ne o Winston küs müyüz? diye sorar.
Churchill:
- Sizin programda, 'üretim araçları'na el koyacağınız yazıyor. Seni görünce, benim üretim aracını hemen saklamaya giriştim. Bu nedenle ilgilenmedim seninle demiştir.
Sonra bir gazeteci Churchill'e sorar:
- Siz eşcinsel misiniz?
- "Hayır, değilim, ama olsam bile ne fark eder ki, ben İngiltereyi kıçımla yönetmiyorum, kafamla yönetiyorum" demiştir.
İkinci Dünya Savaşı öncesinde Arjantin'den tüm dünyaya yayılan 'tango' dansı, İngiltere'ye de ulaşır. İngiltere'nin ünlü devlet adamlarının bulunduğu bir baloda tango gösterisi yapılır ve hemen ardından bu dansı ilk defa izleyen Churchill'e 'Nasıl buldunuz?' diye sorulur.
Pek çok erotik ve baştan çıkarıcı öğeler içeren tango için Churchill'in yanıtı "Bunu niye ayakta yapıyorlar ki?" şeklinde olur. Sorulan sorulara verilen cevaplar gayet estetiktir. Onur kırıcı değildir.
Bizdeki liyakatsız siyasetçilere sesleniyorum. Bize ne kardeşim, el alemin cinsel yaşamı veya cinsel tercihlerinden. Seçtiklerimiz ülkeye hizmet veriyor mu, vermiyor mu, biz ona bakmalıyız. Mahrem diye bir durum kalmadı. Bu ahlâksızlıkları yapanların da, aleyhte kullananların da Allah belâlarını versin.
Öyle bir döneme rastladık ki, özel yaşamın gizliliği diye bir kavram kalmamıştır. Kadınlar bile hemcinslerinin aşağılanmasına ses çıkartmamaktadırlar. Toplumdaki bu çürümüşlük bir an önce durdurulmalıdır. Aksi takdirde bu toplumun ayakta kalması mümkün değildir.
(14, Mayıs, 2026-Ankara)