SONUNDA "İBRİKÇİ BAŞI" OLMAK DA VAR -TANRIYA ATILAN İFTİRA - EMEĞE SAYGI DUYMAK BUDUR...

Necdet TOPÇUOĞLU

SONUNDA "İBRİKÇİ BAŞI" OLMAK DA VAR

Necdet Topçuoğlu

Eski yıllarda önemli adamın biri çok güçlüyken gücünü ve önemini kaybetmiş. Ona buna emir verme olanağını yitirmiş. Ne karşısında saygıyla ayakta duranlar, ne bir yere girerken saygıyla ayağa kalkanlar var... Kimsenin artık iplediği yokmuş bu muhteremi. Adam bu ilgisizlik karşısında bunalmaya ve dengesini kaybetmeye başlamış.

O tarihte Eminönü Yeni Cami tuvaletlerinin bekçisi yokmuş. Herkes rastgele ibrikleri alıyor-bırakıyormuş. Vaziyeti izleyen muhterem, hemen bu boşluğu değerlendirmek için kolları sıvamış. Orada kendine bir yer bulup, ibrikçiliğe başlamış.

Tuvalete gidenlerin aldıkları ibriklerin başına bir sandalye koyup oturmuş. Sıkışanlar hızlıca önüne gelip ibriklerden birine uzandılar mı, oturduğu yerden:
- Bırak onu öbürünü al, dermiş...
Öbürünü alan olursa:
- Bırak onu, diğerini al...
Böylece emir verme özlemini giderir, rahatlatırmış.

Eskiler bu hikâyeden kinaye, ona buna gereksiz yere emir vermeye kalkanlara ''İbrikçi Başılık'' yapma derlermiş. Küçük ve ezik insanlarda çok rastlanır bu duyguya. Ellerine fırsat geçti mi, önemlerini kanıtlamak için yapmadıkları kalmaz.

Gücün etkisi sınırlıdır. Gün gelir biter, kimseler sizi dikkate almaz. İşte o zamanlar, yerli yersiz, zamanlı zamansız her şeye karışmamak lazım. Yoksa ibrikçi başı muamelesi görürsünüz.

Tanrı kimseleri güçten itibardan düşürmesin. Bu hikayeyi teşbihte hata olmaz kaydıyla paylaşıyorum. Siz nasıl isterseniz öyle değerlendiriniz. Ancak ben adrese mesaj vermek için yazdım.

(26, Ocak, 2026-Ankara)

-------

"İstanbul'un eski bir semtinde, hali vakti yerinde, iyiliksever bir Musevi vatandaş yaşıyormuş.
Mahallede tüm yoksullara yardım ediyor, herkesin derdiyle ilgileniyormuş. Ancak çocuğu olmuyormuş.
Karısıyla konuşup mahalleden bir kız çocuğunu evlatlık edinmişler.
Ona anne baba olmuşlar, okula yazdırmışlar.
Ama kız 17 yaşına geldiğinde hamile kalmış.
Üstelik karnındaki çocuğunun babasını bir türlü söylememiş.
Baskılar artınca da "beni üvey babam kirletti." demiş.
Bizim Musevi vatandaş ne kadar "hayır" dese de kimseyi inandıramamış. Günlerce sokağa da çıkamamış. Ve bu karalamayı onuruna yediremediği için intihar etmiş.
Öbür dünyada melekler tarafından sorgulanırken, bir köşeden Tanrı sorgulamayı izliyormuş. Bizim Musevi vatandaş ağlamaktan sorulara yanıt veremiyormuş.
Bunu gören Tanrı araya girmiş.

‘Sevgili kulum seni intihar edecek kadar yaralayan ve bu kadar ağlatan olay nedir?’

Musevi vatandaş ağlamayı kesip konuşmaya başlamış.

‘Yüce Tanrım, ben kimseye kötülük yapmadım, tersine herkese iyilik elimi uzattım. O kıza baba oldum, evime aldım. Bana bu iftirayı neden attı. Bunu kabullenemiyorum.’

Tanrı derin bir ah çekmiş ve şöyle demiş.

"Seninki de bir şey mi sevgili kulum. Bana Meryem ile ilgili öyle bir iftira attılar ki, 2000 yıldır üzerime atılan bu lekeyi silemiyorum. O yüzden üzülme seni cennetime alıyorum." demiş.

------------

EMEĞE SAYGI DUYMAK BUDUR...

"Rusya’da en yüksek not 5 olduğu halde , bir çocuğun boş kağıt verse bile alabileceği en düşük notun 2 olduğu söylenmektedir . Bu uygulamadan yeni haberdar olan bir kişi şaşkınlıkla Moskova Üniversitesi’ndeki Dr. Theoder Medraev’e sormuş “boş kağıt veren bir öğrenciye neden “0” yerine “2” veriyoruz, niye öğrencilere adil davranmıyoruz” demiştir.

Medraev bu soruyu “her sabah 7’de soğuk havalarda bile kalkıp okula gelen, tüm dersleri takip eden, toplu taşıma ile sınava saatinde yetişen ve soruları cevaplayamasa bile en azından sınava giren, başka bir hayat yaşayabilecekken okumayı seçen birine nasıl “0” verebiliriz” diyerek cevaplamıştır.

Biz demiş, sadece sınavdaki sorunun cevabını bilmiyor diye hiçbir öğrenciye “0” veremeyiz. En azından insan olduğu ve denediği için o öğrencilere de saygı göstermeliyiz.

Düşündüm doğduğumuz andan beri küçüklü büyüklü ne kadar farklı sınavlarla karşı karşıya kaldığımızı, zaman zaman aldığımız “0”lar nedeniyle nelerden vazgeçtiğimizi, vazgeçişler nedeniyle asla keşfedilmeyecek potansiyellerimiz aklıma geldi..

Düşününce paylaşmak istedim yıkmanın en kolay iş olduğunu, asıl zor olanın yapıcı yaklaşarak ilmek ilmek yol almak olduğunu. Hakkınız yense de, “0” alsanız da hayatın önünüze getirdiği sınavlarınızda bilin ki asıl hakettiğiniz notunuz en az “2”dir. Ve ilkinde başarısız da olsanız deniyor olmak bile bir başarıdır.."

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.