SPREYLEMEDE NE KULLANILIYOR?----- DEVLETİ BÖLEN SONUCUNA KATLANIR

Necdet TOPÇUOĞLU

Emekli Müsteşar-
Sayıştay Uzmandenetçisi

Sümer tabletlerinde Tanrı Anunnaki'nin, gezegen Niburu'dan Dünya'ya gelişi ve altın araması anlatılmaktadır. Tanrı Anunnaki’nin asıl amacı, Niburu’nun bozulan atmosferini onarmak için Dünya'dan bol miktarda altın çıkarmaktır. Niburu Gezegeninin atmosferinin onarılması için toz haline getirilmiş altının atmosfere serpilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle uzaylıların asırlar boyu dünyadan altın taşıdıkları söylenmektedir. Bundan daha önemlisi o çağda iklim biliminin çok gelişmiş olmasıdır. Günümüzde iklim bilimi ve mühendisliği daha yeni yeni önemini artırmaktadır.

Bilim insanları tarafından, üzerinde yaşamakta olduğumuz Yer Kürenin sera gazlarının oluşturduğu örtü sebebiyle atmosferinin bozulduğu, bu nedenle gezegenin ısındığı öne sürülmektedir. Söz konusu ısınmanın iklim üzerinde yaptığı değişiklikler, insanlığın geleceğini tehdit etmektedir. Bu tehlikeyi önlemek için iklim bilimciler, gezegenin soğutulması için çareler aramaktadırlar. Aslında seragazı emisyonunun artmasında, sanayileşmiş ülkelerin büyük sorumlulukları bulunmaktadır. Ancak tedbir alma konusunda fatura gelişmekte olan ülkelere kesilmektedir.

Gezegeni soğutmak ve küresel ısınmayı tersine çevirmek için, mitolojik çağlarda olduğu gibi, Atmosferin, Stratosfer tabakasına Güneş ışığını yansıtacak parçacıklar serpilmesi düşünülmektedir. Bunlara aerosol adı verilmektedir. Yapılacak işleme ise, "Stratosferik Aerosol Enjeksiyonu" denilmektedir. Yakın geçmişte TBMM'den geçen kısa adıyla İklim Kanunu, söz konusu uygulamanın Türkiye semalarında da yapılmasına olanak sağlamıştır. Sabah erken kalktığınızda, gökyüzünde aşağıdaki resimde gördüğünüz gibi, duman saçan bir uçak gürürseniz, spreyleme yapıldığını düşünebilirsiniz.

İklim Bilimciler, geçmişte volkanik duman ve parçacıkların atmosferi kaplayarak Dünya'nın soğumasına neden olmasından hareketle, Stratosfere püskürtülecek elmas tozunun güneş ışınlarını yansıtarak ısıyı düşürebileceğini iddia etmektedirler. Bu uygulama bir çeşit volkanik kış yaratma çabasıdır. Binlerce yıl önce meydana gelen volkanik patlamalarla, milyonlarca ton kükürt dioksit Stratosfere salınmıştır. Meydana gelen sülfat aerosolleri güneş ışığını geri yansıtarak gezegeni soğutmuştur. Ancak kükürt uygulaması tehlikelidir, sonunda sülfirikasit yağmurlarına dönüşebilme riski bulunmaktadır.

Bilim insanları Stratosfere her yıl 5 milyon ton elmas tozu atılması durumunda dünyanın 1,6 derece soğuyacağını söylemektedirler. Ancak elmas tozu seçeneğinin, kükürte göre 2400 kat daha pahalı olduğu, yaklaşık maliyetinin 200 trilyon dolar olacağı söylenmektedir. Bu durumda Türkiye semalarında elmas tozu uygulanmadığı kesindir. Bu ülkede yaşayan insanlar olarak, hangi aerosollerin kullanıldığını sormak hakkımızdır. Gezegenimiz sanayi devrimi öncesinde, şimdiki sıcaklığından 1,5 derece daha soğuktu. Tehlikeli denemeleri yapmaktansa, karbon salınımının azaltılması konusunda ortak tavır alınması daha faydalıdır.

Bilim insanları aerosollerin stratosfer tabakasında topaklanmasının doğal dengeyi bozma riskinin bulunduğunu söylemektedirler. Bu tür spreylemenin bulutların yerlerini değiştime, bazı bölgelerde aşırı yağışlar olurken, bazı yerlerde de kuraklığa sebep olma tehlikesi bulunduğu ifade edilmektedir. Diğer yandan gökyüzünden yeryüzüne çöken kimyasal bileşiklerin bitkiler, hayvanlar ve insanlar üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler henüz bilinmemektedir. Bu nedenle Türkiye semalarının küresel araştırmacılara deneme alanı yapılmasına izin verilmemelidir. Küresel iklim bozulmasına neden olan sanayileşmiş ülkeler, sorunun çözülmesinde sorumluluk almalıdırlar. Kimsenin yurttaşlarımıza zehir solutma hakkı bulunmamaktadır. Herkesi duyarlı olmaya davet ediyorum.

(17, Ocak, 2026-Ankara)

--------

DEVLETİ BÖLEN SONUCUNA KATLANIR
Mülga Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nda çalışırken, kesintisiz 19 yıl Yüksek Denetim Elemanları Derneği'nin Başkanlığını yaptım. Şimdi o Kurul kapatıldı, bizde derneği lağvetmek zorunda kaldık. İki yılda bir seçim yapılıyordu. Tam 10 seçimi üst üste kazandım. Meslektaşlarımız için çok önemli kazanımlara imza attık. Eski yıllarda Emekli Sandığı işte bu Kurul tarafından denetleniyordu. O denetim ekibinden bir Başdenetçi Derneğimizin muhasip üyesiydi. Şu anda da, MHP Genel Başkan Yardımcısıdır.

Bir gün arkadaşlar bana, Kürt kökenli bir Üstadın sürekli aleyhimde konuştuğunu, dernek başkanı olarak beni eleştirdiğini söylediler. Ben de o üstadı yapılacak ilk seçimde listeme alıp, Derneğin Genel Sekreteri yaptım. Çok şaşırdı ve sebebini sordu. Ben de dışarıdan konuşmak kolaydır, gel eleştirdiğin konuları burada birlikte çözelim dedim. Şansımız da iyi gitti, birlikte güzel işler yaptık. O bana düşman olan üstat, sonradan adeta kardeş oldu.

Kendisini Ankara Yeminli Mali Müşavirler Odası'nın toplantısına katılmak üzere görevlendirmiştim. İkinci toplantıya birlikte katımamız gerekmişti. İçinden gelmiş, beni toplantı sonrasında kebapçıya götürdü. Kırmadım birlikte yemek yedik, sohbet ettik. Sohbet sırasında konu Kürt sorununa geldi. Çok radikal görüşleri vardı. Ayrı devlet, ayrı bayrak, ayrı dil talep ediyordu. Anlaşmamız mümkün değildi. Ben Dernek Başkanıydım ama, üstat mesleki yönden benden kıdemliydi. Sert tartışmaya girmem mümkün değildi. Öyle gerilmiştim ki, bağrıma taş basmıştım.

Sonunda tamam üstadım ben de görüşünüze katılıyorum dedim. Bak sen Türkiye Cumhuriyeti'nde Sayıştay Emeklisi olacaksın. Benden ne eksiğin var diye sordum. En yüksek düzeyde emekli maaşı alacak ve sosyal haklara sahip olacaksın dedim. Ayrı Kürt Devleti kurarsanız, işte o emekliliği ve sosyal haklarını bırakıp gideceksin diye ekledim. Neden diye itiraz etti. Olurmu üstadım sen artık ayrı bir Devletin vatandaşı olacaksın, biz sana niye emekli maaşı ödeyelim, sosyal haklar verelim, sen gidip orada yeni bir düzen kuracaksın dedim. Hatta Bodrum ve Marmarise pasaport ile geleceğini hatırlattım. Üstat Devletten de, Bayraktan da vaz geçti.

Devleti bölenler haklarını bırakıp giderler. Devletin Anayasal düzenini değiştirenler, Kazanılmış hakları yok sayabilirler. Bu nedenle Devlete sahip çıkmayanlar haklarını kaybederler. Buradan ne demek istediğim mutlaka anlaşılmıştır. Tarih çok eski değil, birçoğumuz Yugoslavya'nın dağılma sürecini hatırlarız. Sırp kasabı Miloseviç'in dünyanın gözü önünde ne kadar cana kıydığı, halen hafızalardadır. Bölünmelerin hep kanlı sonuçlandığını tarih not etmiştir.

İşte o Kürt Devleti kurma fikrinden vaz geçen üstadım bir gün Kanser hastası olduğunu öğrendi. Ziyaretine gittim. Bana, Başkanım sen benim Atamsın, cenazemi törenle kaldır dedi. Mezarını çizdi, birlikte mermerci çağırdık. Mezarı onun istediği gibi yapıldı. Parasını kendi eliyle ödedi. Kısa bir süre sonra vefat etti. Sayıştay önünde yapılan Resmi Tören'den sonra, Konya Kulu'nun Celepli Kasabası'nda yine törenle toprağa verdik. Her şey Sağlığında istediği gibi oldu. Mekânı Cennet olsun.

Bu hatırayı şunun için yazdım. Devleti bölmeyelim. Bölünen devlette, kazanılmış bütün haklar ziyan olur. Ne yapalım diye sormayın. Sahip çıkalım, birlik olalım, sesimizi hep birlikte yükseltelim. Hani bir söz vardır, Şeyhi uçuran müritlerdir. Bütün kötülükler bizi yönetenlerde değildir. Aslında kötülüklerin temel sorumlusu, zalim yöneticileri seçen toplumdur. Devlet baş, İktidar şapkadır. Başı koruyalım, bundan taviz yoktur. Ancak her modelden şapka vardır, şapkayı değiştirelim. Gasp edilen hakları bir gün gelir alırız. Yeterki iktidar tercihini doğru yapalım.

(16, Ocak, 2026-Ankara)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.