İRAN HALKI ŞAHIN OĞLUNU İSTEMEZ

Necdet TOPÇUOĞLU

İRAN HALKI ŞAHIN OĞLUNU İSTEMEZ

Necdet Topçuoğlu

Benim yaş kuşağım hatıtlar, Muhammed Rıza Şah Pehlevi İran'ın son hükümdarıydı. İsviçre'de eğitim görmüş, 1941 yılında baba şah hayattayken tahta çıkmıştır. Başından 3 evlilik geçmiştir.
İlk eşi Fevziye ve ikinci eşi Süreyya hanedanın devamı için erkek çocuk doğuramadıkları gerekçesiyle uzaklaştırılmıştır. Üçüncü ve son eşi Farah Diba ile 1959 yılında evlenmiş, 3 kızı ve 2 oğlu dünyaya gelmiştir.

İran eski bir medeniyet, verimli toprakları ve zengin petrol yatakları olan bir ülkedir.
Rıza Şah babasından kalan ülkesini daha zengin ve modern hale getirmiştir.
Tarımda, sanayide hızlı gelişme sağlamış,
"Ak devrim" adıyla kalkınma programını hayata geçirmiştir.
Yollar, köprüler, hastaneler, havalimanları ve çeşitli yatırımlar yapmıştır.
Amerikan dostuydu. Daha sonra Avrupalı liderlerle de iyi ilişkiler kurmuştur.
İran halkının desteğini almıştı.
1957 yılında ABD'nin desteğiyle İran Gizli Polis Teşkilatı olan SAVAK'ı kurdu.
1961 yılında Millet Meclisi'ni kendine bağladı.
İsrail devleti kurulunca Türkiye'den sonra tanıyan iki müslüman ülkeden biri olmuştur.
Kendisine bağlı özel koruma ordusu kurmuş, liyakatı değil sadakati ön plana almıştır. Yakın çevresini yandaş yalakalarla doldurmuştur. Nasılda bize benziyor değilmi!
Kendisine muhalefet yapan, eleştiren herkesi düşman gibi görmeye başlamıştır.
Siyasetçi, yazar, gazeteci, akademisyen, aydınlar, sinema sanatçıları ve hatta film senaristlerini bile SAVAK kanalıyla baskı ve zulüm altına almaya başlamıştı.
Haksız tutuklamalar, tehditler, şantajlar, faili meçhul cinayetler hızla artış göstermiştir.
Yandaş basın yaratmış ve sonunda kendi partisi olan Rastahiz (Diriliş Partisi) dışında bütün siyasi partileri kapatmıştır.
Rıza Şah Pehlevi 1967 yılında kendini krallar kralı (Şehinşah) karısı Farah Diba'yı ise en büyük imparatoriçe (Şahbanu) ilan etmiştir.
Şah, kendisini dünya lideri, İran'ı ise küresel güç olarak görmeye başlamış,
kibir ve gurur içinde, bütün dünya liderlerinin kendisini kıskandığını ve kendisine gizli hayranlık duyduğunu sanmıştır.
Saray'da ihtişam içinde, özel yetiştirilmiş gıdalarla beslenmeye başlamıştır.
Pehlevi, altın, mücevher ve süs tutkunuydu. Gösterişe ve itibara büyük önem veriyordu. Demekki o da itibardan tasarruf etmiyormuş.

Rıza Şah Pehlevi aslında ülkesini soyuyordu.
Soygunu üç kanaldan yapıyordu.
1) Vakıf
2) Banka
3) Özel büro.
Kendisine bağlı çeşitli vakıflar hayır işleri yapıyormuş gibi gösterip milletin kene gibi kanını emiyordu.
İran'daki bütün bankalarda Pehlevi ailesinin parası vardı ama içlerinden bir tanesi özeldi ve bütün yurtdışı para transferlerini o kanaldan gerçekleştiriyordu.
Ayrıca Merkez Bankası Şah'ın tam kontrolu altındaydı.
Dövizlerde kur değişikliği, emisyon hacmi ve rezervlerde Şah'ın izni olmadan işlem yapılmıyordu. Bizde de öyle değilmi?
Ve üçüncü ayak Özel Muhasebe Bürosu güçlü bir holding gibi çalışıyordu. İhaleler, finansman işlemleri, ekonomik bütün hisse hareketleri buradan yönetiliyordu. Petrol ihracatından önemli pay alıyordu. Dünyada 207 tane çok uluslu şirkette ortaklığı vardı.
Burası İran iş dünyasının kalbiydi. Ekonominin bütün verileri izleniyordu ve Şah'ın şirketi olarak tanınıyordu.

Gelelim filmin sonuna..
Şah, ailesi ve çok yakınlarından oluşan 20 kişilik bir grup 16 Ocak 1979 günü Tahran Havalimanı'ndan özel uçakla havalandı.
Bir çok ülkeye sığınma başvurusu yapmıştı.
Eğitimini yaptığı ve adeta ikinci vatanı gibi sevdiği İsviçre ret yanıtı veren ilk ülke oldu.
Aşık olduğu ikinci karısı Süreyya'nın yaşadığı ve kendisinin de çok sevdiği ve yaşamak istediği Paris'in Elysee Sarayı'ndan da ret cevabı geldi. Fransa'da Şah'ı istemiyordu. Fransa'nın yavrusu minik bir prenslik olan Monaco'dan da ret yanıtı geldi.
Şah'ı ve ailesini kimse istemiyordu.
Oysa dünyanın pek çok ülkesinde bankalarda serveti yatıyordu.
Şah'ın en güvendiği ülkelerden Meksika ve Kanada yanıt verme zahmetine bile katlanmazken İngiltere kısa bir açıklamayla Şah'ı kabul edemeyeceğini açıkladı.
Kendisini küresel lider gibi gören Şah açıkta kalmıştı.
Sonuçta ABD'nin efsane Dışişleri Bakanı Kissinger devreye girdi, Rockefeller ve Başkan Carter'ın aracılığıyla Bahama Adaları Şah'ı sadece 3 aylığına misafir edebileceğini açıkladı.
Şah ve yanındakiler Bahama'ya indi ve zor günleri başladı.
Ancak 3 ay dolmadan Bahama bu ünlü ailenin ülkeden çıkmasını istedi.
Tekrar Kissinger'e ricada bulundular ve geçici süre için Meksika'ya sığındılar.
Bu arada Güney Afrika Cumhuriyeti'ne başvurdular ve ret yanıtı geldi.
Panama ev hapsi koşuluyla Şah ve ailesini kabul etti.
O günlerde imparatoriçe Farah Diba Pehlevi Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ın karısı Cihan'a telefon açıp, ağlayarak yalvarmış ve acil yardım istemiştir.
Mısır, Pehlevi ailesini ülkesine davet etti.
Kadın dayanışması ve annelik hissiyatı bir aileyi kurtarmıştı.
Mısır Devlet Başkanı Sedat, Şah ve ailesine Kahire'de bir saray tahsis etti ve Rıza Şah Pehlevi yaşama gözlerini kapadığı 27 Temmuz 1980 tarihine kadar burada yaşadı.
Pankreas kanserinden ölmüştü ve fırtınalı geçen hayatı 59 yaşında noktalanmıştı.

Şah'ın kişisel ve aile fertleriyle birlikte servetinin ne olduğunu hiç kimse öğrenemedi.
Halen de bilinmiyor. Ortada sadece tahminler var.
Humeyni yönetime geldikten hemen sonra Şah döneminde yurtdışına milyar Dolar'lar aktaran 177 kişilik bir liste açıkladı. Bu listede bazı bakanlar, belediye başkanları ve kamu yöneticileri vardı. Bu liste buzdağının sadece görünen yüzüydü!..
Bir başka eylem.. Tahran'daki ABD Büyükelçiliği Humeyni döneminde 1979 Kasım ayında basıldı ve 52 Amerikalı rehin alındı.
İran hükümeti ABD'den Şah'ın kendisi ile kaçırdığı servetinden 36 milyar Dolar'ın İran'a iadesini istedi ancak ABD kabul etmedi.
Şah'ın ve ailesinin İran dışına ne kadar para kaçırdığı bilinmemektedir. Zira farklı ve gizli, sahte isimlerle pek çok ülke ile vergi cenneti olarak adlandırılan bazı adalarda açılan binlerce hesap vardı.

Büyük diktatör Rıza Şah Pehlevi 59 yaşında öldükten sonra, mahsun prenses Süreyya tek başına yaşadı. 2001'de Paris'teki evinde öldü, mirasçısı olmadığı için tüm serveti devlete kaldı.
Son eş Farah Diba 1980 yılında dul olarak Kahire'den ayrıldı.
Çocuklardan Leyla 31 yaşında kokain ve ilaç komasına girerek öldü. Ali Rıza Pehlevi 45 yaşında başına kurşun sıkarak yaşama veda etti.
Pek çok ülkede yüzlerce bankaya transfer edilen paralar devletlerin hazine hesaplarına geçti ve bir masal noktalandı.
Savak yöneticilerinden eski bir polis şefi Pervez Sadeghi "Humeyni rejiminin başarısı kendisinden değil, Pehlevi dönemindeki soygunlar, yolsuzluklar, hukuksuzluklar ve haksızlıklardan kaynaklanıyor.." diyerek aslında geniş fotoğrafa dip notu koyuyordu.
Paranın gücüne inanarak kendisini ilah gibi gören kibirli insanlara Şah Rıza Pehlevi'nin sonu ders olmalıdır. Bu devirde kimse şah değil, padişah değildir.

Şah Rıza Pehlevi'den sonra gelen Humeyni liderliğindeki Mollalar Rejimi, İran'ı her yönden daha geriye götürmüştür. İsrail üç defa, bu devletin onurunu yerle yeksan eden saldırılarda bulunmuş, ancak ciddi bir karşılık görmemiştir. Şimdi ise, ABD, İngiltere ve İsrail şeytan üçgeninde sıkışan İran Rejimi, beka sorunu ile karşı karşıyadır. Rejim yolun sonuna gelmiştir. Şer cephesi İran'ın bütün askeri altyapısını bitirmeden bırakmaz.

İran'a yapılan ilk hava saldırılarında dini lider Ali Hamaney dahil 48 lider konumundaki yönetici öldürülmüştür. Bu karışıklık arasında İran'ın son şahının oğlu Rıza Pehlevi yönetime talip olduğunu söylemekte ve İran halkına mesaj göndermektedir. Yıkanılmış su ile tekrar yıkanılmaz. İran halkı şah döneminin acılarını unutmamıştır. Şahın oğlunu kabul etmeyeceğini dile getirmektedir. Sonuçta İran'ın kaynaklarını emperyalizme peşkeş çekecek bir yönetimi iş başına getireceklerdir. İran sonrası Türkiye'nin durumunu da başka bir makalede yazalım.

(02, Şubat, 2026-Ankara)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.