“TARİHSEL TKP” SÖYLEMİNE BİR TÜRLÜ ISINAMADIM GİTTİ.
“Tarihsel TKP” söylemine bir türlü ısınamadım gitti. Günümüzde birkaç tane TKP var. Ve pek çok kişi var kendisine komünist diyen.
Biz elbette ki Sovyetler himayesinde bir parti olduğunu bilirdik. Ancak bizler “eski tüfekler” diye adlandırılan son olarak 51 tevkifatında yargılanan ve önem verdiğimiz kişilerin ağızlarından neredeyse kerpetenle laf alarak o partinin önde gelenleri hakkında bilgi sahibi olabiliyorduk. Ve Sovyetlerin onları nasıl parti ve parti yöneticisi olarak kabul ettiklerine bir türlü anlam veremiyorduk.
Zeki Baştımar’ın 51 tevkifatında ,parti ve partililer hakkında 173 sayfa ifade verdiği, Laz İsmail’in de 1934 den bu yana Türkiye’de değil Sovyetlerde yaşadığını eski tüfeklerimizden öğrenmiştik.
74 affından sonra bizler TEP partisini kurmuştuk ve Partinin yayın organları EMEKÇİ Aylık Dergiyi, haftalık Bağımsız Türkiye ve Onbeş günde bir çıkarmaya çalıştığımız Emekçiden Mektup dergisini çıkarmaya başlamıştık. Hepsinin imtiyaz sahibi ve hamalı bendim. Ayrıca, Osman Saffet Arolat’ın önerisi ile Aydın Engin, Oya Baydar’ın da bulunduğu İSTA Haber Ajansında işçi/ Sendika haberlerini yaparak nafakamı temin etmeye çalışıyordum. Bu çalışmalar sırasında Sovyet Kültür Ataşesi Azeri bir şahısta ajansa gelir giderdi.
Nasıl bir konuşma ortamı oldu tam anımsamıyorum ama ben bu kişi ile “TKP” ve yöneticilerini tartışır halde buldum kendimi...
Yöneticilerden kastım Laz İsmail ve Zeki Baştımar’dı. Yoksa dönem arkadaşlarım olan ve aramızda tartışmalar olsa da Sovyetlere gittikten sonra partide etkili pozisyona gelen ve gerçekten de bir atılımı gerçekleştiren eski FKF’li arkadaşlarımıza bir sözümüz yok idi.
Bu tartışmadan sonra benim Reşat Fuat'a "Reşat Abi" diyebilmemi,Suat Derviş ile yakınlığımı bilen ve kıskanan Aydın Engin, birlikte çalışamayacağımızı söyledi ve ayrıldım. Bu dönemde o günün söylemiyle bunlar “ilerlemeci” olmuşlardı.
Zaman geçti. Sovyetler çöktü. Ne oluyor demeye varmadan sırtını reel sosyalizmin kalesine dayamış olanların ne denli komünist olduğu anlaşılır oldu.
Öyle ya benim için teoriye hakim olması gereken ve ona göre vaziyet alması gereken arkadaşlardan bazıları. “Marksizm öldü, komünizm öldü” demeye başladılar.
Yaşayanlar bilir; bir dönem - ki Dev Gencin yükseliş dönemleriydi- akşam TİP’li olarak yatıp sabah MDD’ci olmuş ve özeleştiri yaparak yanımızda yer almaya başlamıştı kimileri... Biz de ağzı laf yapan bu arkadaşlardan bazılarını önemli görevlere getirmiştik.
Ve zaman geçti, affımıza sığınarak yanımızda yer alan arkadaşlar gene özeleştiri yaparak “biz hata yapmışız! Demeye başladılar ve hatta öyle oldu ki işverenlerin yanında danışman olarak ömürlerinin kalan kısmını yaşar oldular.
Benim zoruma giden, partinin adına bakarak orada yer alan insanların gençlerin heba olmasıdır. Coşkuyla, “DGM’yi ezdik sıra MES’de !” diye slogan atan gençlerin bu yaşanılanlardan sonraki ruh halleri.
Bir genç tanıyordum ODTÜ’de öğrenci ve iyi bir örgütleyici militan.. Partisi görev verince yeniden sınavlara girip başka bir üniversitede yer almış ve örgütleme çalışmalarına devam etmişti.
Bu gencin parti yöneticilerinin bilinen, yaşadığımız özeleştirilerinden sonra yaşadıklarını yıkımını anlayabilmeleri mümkün değil.
Benzer bir yaşanmışlığı, Bodrumda bir yakınımdan dinlemiştim. O da partinin “emri” ile okumakta olduğu şehirden Anadolu’da bir kente nakil yaptığını anlatmıştır.
Bir de ondan, yurdunda kalan ve mücadelesine devam eden Şefik Hüsnünün “köylü” olduğunu ve kominternden atıldığının söylendiğini duymuştum. Yıllar sonra Dr. Şefik Hüsnü’nün kişiliği hakkında bilgi sahibi olduğunu anlatmıştı.
Dememem o ki çok şeyin çakmasını görmüştük de partinin de çakmasını göreceğimiz hiç mi hiç aklımıza gelmemişti. Onun için bizler "TKP" olarak anmayı tercih ederiz. Olan adına aldanıp peşinden koşan gençlerimize oldu.
Belli ki bir ara dönem yaşıyoruz. Toplum gerekeni illa ki yaratacaktır.
Mustafa Lütfi Kıyıcı