EFSANE ÖYLE KOLAY OLUNMUYOR!

Mustafa Lütfü KIYICI

Yeni yıla girdiğimizde bir dönem arkadaşım; “Hoş geldin seksenlik !” diyerek beni ve de kendisini kutlamış mı oldu ? Evet diyelim.
Yaşlandıkça anılar depreşiyor. Bir de şimdi sanal ortamda geçmişe ait görseller paylaşılınca…

Birkaç kez paylaştım. Aynı olayı farklı kulvardaki dönem arkadaşım Faruk Pekin’in “Dedem Koruk Yemiş…” kitabından da paylaştım.
6. Filo’nun İstanbul’a geldiği dönemde, 1968’in 17 Temmuz’unda “Dolmabahçe Direnişi” diye adlandırılan TİP paralelindeki “itidalli” gençlerle bizler arasındaki ayrılığın belirginleştiği olayla ilgili, bende derin izleri olan bir olayı anlatacağım.

Ve yazımın başlığına neden “Efsane öyle Kolay Olunmuyor!” yazdığımı da anlatacağım.

O günler TMGT Başkanı Başkanı Kazım Kolcuoğlu ile olayları takip edebilmek için olayların yoğun olduğu Taksim ve Gümüşsuyu’nda dolaşıyoruz.

Eylemlerin merkezi konumundaki İTÜ yurdu polis tarafından basıldı basılacak gibi bir hava var. İTÜ Rektörü Prof. Karafakioğlu engellemeye kalksa da durum vahim.

Bu izlenimlerle TMGT’ye döndük. Eylemlerin bir merkezi de bizim yönetimimizdeki Tünel’deki TMGT binası.

Arkadaşların çoğu eylemlerden dönmüşler eylem günü, yaptıklarını ve yapabilecekleri eylemleri konuşuyor ve tartışıyorlar.

Ben ise İTÜ yurdu basıldı basılacak, illaki oraya yardıma gitmemiz gerektiği konusunda ısrarlıyım.

O zamanlar üniversitelerin özerkliği var. Polis öyle canı istediği gibi üniversiteye ve eklentilerine giremiyor. Polise Rektörün izin vermesi gerekiyor. Arkadaşlar bunun olamayacağı görüşündeler ancak ben de tam tersi görüşteyim. İllaki yardıma gitmeliyiz deyip duruyorum.
Ve hala pişmanlığını duyduğum, “Ne o, korkuyor muyuz?” lafı ağzımdan çıkıyor.

Faruk arkadaşımın anılarında da belirttiği gibi, herhangi bir eylem çağrımızda karşımızdakini ikna edebilmek için bu lafı edermişiz. Onları “pasifist” olarak niteliyoruz ya…

Özet: Arkadaşlar bana öfkeyle ayaklarından çıkardığı postalları, parkalarını giydiler ve bir taksiye atlayıp İTÜ’ye doğru yola çıkmışken tam lisenin önünde polis çevirdi ve yakalanıp Sansaryan’a götürüldük.

O gece İTÜ yurdu basıldı. Vedat Demircioğlu’nun ölümüne neden olan olaylar yaşandı. Gündüz Deniz ve dışarda kalan örgüt arkadaşlarımız, kitleyi Dolmabahçe’ye indirip Amerikalıların denize dökülmesi olayından da öte olaylar geliştirdi.

Şimdi o başlığı niye öyle yazdım ona geliyorum. Bu eylemin DÖB’lüler tarafından gerçekleştirildiği hep yazılır söylenir. Belki kısmen doğru veya yanlıştır. Yanlışlığı şudur ki DÖB’ün eylemci çekirdek kadrosu benim gereksizce ettiğim “Korkuyor muyuz!” ajitasyonum nedeniyle o geceyi Emniyet’te geçirmiştir.

DÖB’ün olmazsa olmaz kabul edilen kadrosu Deniz’in dışında Mustafa Gürkan, ben, Gürel, Zulkadiroğlu ve Cihan...
Bazı kişiler için hep söylenir “Bu adamın kumaşı farklı!” denir. Eylemci kitleyi İTÜ’nün önündeki barikata rağmen Dolmabahçe’ye indiren ve Dolmabahçe Direnişi’ni gerçekleştiren o dönem eylemci gençliğin lideri Deniz’dir.

Olayların etkisiyle savcılığa bile sevk edilmeden Emniyet’ten bırakıldık. Olayları Emniyet’teki polisler anlattı ve Gümüşsuyu’na koştuk.

Deniz bizi karşısında görünce “Neredeydiniz?” diye sorarak öfkesini dile getirmişti. Bir insan boşuna efsane olmuyor.

Sağlıcakla kalın...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.