DEVRİMCİ BİLİNÇ DE SÜREÇ İÇİNDE OLUŞUR.
Bu sayfalarda pek çok kez anılarımdan yaşanılan günün anımsattığı anekdotları vs. paylaştım. Pek çok kez bunları kitap olarak yayınlayıp yayınlamayacağım soruldu.
Aslında kitap olarak tasarladığım ve iyi bir editörün elinin değmesini bekleyen bir kitap taslağım var.
Bakalım gelen günler ne gösterecek.
Örgütlenmenin ilk günlerini birkaç kez paylaştım da daha öncesini de T.Feyizoğlu’na anlatmışız da bu paylaşımları yapmamışız.
Ben ve arkadaşllarım, Atatürk Lisesinden bir grup arkadaşla fazla zorluk çekmeden istediğimiz fakültelere girdik. O zaman ya bu kadar zor değildi. Yada bizler iyi talebelerdik.
Hukuk Fakültesinin Bir Nolu Amfisi kocaman gelmişti bana. Ben kendimi hukuk eğitimi alan bir yazar adayı gibi görüyordum. Lisede edebiyat hocalarımızın iyi öğrencilerinden sayılırdım. Duvar gazetemize yazı yazar, yeni çıkan romanları ısmarladığımız bir arkadaşımız onları çanta ile getirir ve bize taksitle sattığı bir dönemdi. Övünmek gibi olmasın ;hangi romanları okudun sorusunun cevabı kitapları sıralamak şeklinde olmaz yazar isimlerini sayardık.
Yıllar sonra Varlık Yayınlarının sahibi Yaşar Nabi Nayır’ın kızı Filiz ile karşılaştığımda ismimle hitap etmişti. Varlık Yayınları klasik edebiyat ürünlerini cep kitapları formatında yayınlardı. Dünya edebiyatından seçmeler yayınlar ve bizler de hep takip ederdik.
Yaşamımız, Sosyal olaylara duyarlı, çözüm yollarını solda arayan , dönemin solcu yazarı Çetin Altan’ın önce Akşamda sonra Milliyette köşe yazılarını ve TİP’in Mitinglerini kaçırmayan bir seyir izleyerek üniversite yıllarına gelmiştik.
Fakültede ilk yılımızdan anımsadığım, kitap yokluğundan ilk sıralarda yer kapmak için koşturmalarımızdır. Zira devam zorunluluğu olmamasına rağmen sınav sorularının derste anlatılanlardan geldiği şeklinde daha önceki öğrencilerden bize aktarılan bir duyumdu.
Yer kapma koşuşturması gruplaşmaya da neden olan yeni arkadaşlıklara sebebiyet veren bir olay olmuştu. Bu arkadaşlıklar dayanışmaya da sebebiyet veriyordu. Bizlerin elinde sol literatüre ait kitap ve dergiler bazılarının dikkatini çekip tavırlar aldığında gurup arkadaşları tepki gösterebiliyordu.
Günlerimiz böyle , bilinen öğrenci tabiriyle “inek talebe” modunda geçiyordu. Pek çok kişi ile en azından göz aşinalığı oluyor. Havuzlu bahçede sohbetler gelişiyor.
Zil çaldığında kapı açıldığında kapıda, uzun boylu bir genç sanki birilerini arar gibi sınıftakiler üzerinde göz gezdiriyor ve sonra bizim Sivaslı delikanlılar gibi iki omuzuna doğru sallana sallana uzaklaşıyordu.
Havuzlu Bahçe sohbetleri demiştim ya bu arkadaşın hararetli konuşmalarına, tarihi bina ve bahçede dolaşan turistlerle hararetli konuşmalarına rastladığım olmuştu.
Aynı liseden geldiğimiz ve sonraki yıllarda Devrimci Hukuklulara başkan yapacağımız Deniz Çamlıbel ,68’in resmi tarihçisi T.Feyizoğluna Deniz’i nasıl tanımladığımı şöyle anlatmış; “Beyoğlu Atatürk Erkek Lisesinde Mustafa Lütfi Kıyıcı ile birlikte okuduk. Daha sonra Hukuk Fakültesinde de bu arkadaşlığımız devam etti. Kıyıcı, 66-67 döneminde fakültede dolaşırken, Deniz’i gösterir ve’ Şu çocuğun ne dediği, ne yaptığı, ne düşündüğü pek belli değil Çok karmaşık bir düşünce yapısı var. Bir bakarsın Stalin’i ,bir bakarsın Atatürk’ü, bir bakarsın İkinci Kurtuluş Savaşını, bir bakarsın Lenin’i savunur. Ben bir şey anlayamadım’ derdi. ( Deniz, Bir İsyancının izleri. S.48)
Demek ki fikirlerimizin daha billurlaşmadığı bir dönemden geçiyoruz. Sonraki yıl tanıştık, konuştuk. Kaynaştık. Doğru adamların, doğru zamanda bir araya gelmesiyle tarih yazan bir kuşak oluştu. Ve iki örgüt de kurduk. Sonra FKF isimli örgüte katıldık ve Dev Genç’i oluşturduk. Sıra neferlerinden oluşan , iz bırakan, hala coşkuyla anılan, koca bir nesil..
Bu kör olası düzen; üniversiteyi dolaşmaya çalışan turistlere hitaben, “Long live Mao Çetung” diye propaganda yapan genç adamdan bir isyancı yarattı.. Unutulmadı.