Alçak gönüllü olma gerçek sanırlar..

Mustafa Lütfü KIYICI

Alçak gönüllü olma gerçek sanırlar..
Her nasılsa sanal ortamda Face’de arkadaşım olmuş biri ,”68’e teğet geçmişsin anlatıp anlatıp duruyorsun..” demişti…Ve cevap da vermiş ancak sayfamdan da atmıştım.
On dört yaşındaydım İstanbul’a geldiğimde. İlk işim o zamanlar yeni yeni Hürriyet Meydanı denilen , 28-29 Nisan öğrenci gençlik hareketinin yaşandığı yeri görmek istemiştim. Turan Emeksizin şehit edildiği yerdi orası.. Yaşadığım mahalleden yürüyerek gitmiştim. Sivastaki evimiz gazete giren evlerdendi. İnsanın fikri gelişmesinde 13/14 yaşları önemlidir.
Ortaokul, lise ve hiç zorluk çekmeden üniversite...Tercih ettiğim tüm fakültelerin kazananlar listesindeydim…Tercihim Hukuk Fakültesi idi. Oysa dört buçuktan beş alacak kadar derslere çalışırdım. Beş alırsak o dersten geçer not almış sayılırsın.
Hukuk Fakültesi 1 Nolu Amfisi kocaman gelmişti bana.
İkinci sınıftayım. Sınıftayız demem lazım çünkü birinci sınıfta önce sıra kapma yarışından giderek aynı olaylara benzer tepkiler vererek ve okuduğumuz gazete ve dergilerinde benzerlik nedeniyle oluşan ,benzer olaylara benzer tepkiler veren bir gurubumuz var artık.
60’lı yılların başlangıcından itibaren toplumun fikir alanında “sola” doğru bir açılım vardı.
Ve bizlerde örgütlenmek. Birlikte hareket etmek. Ve illa ki ileriye dönük kalıcı bir şeyler yapmak. Aslında toplumda bu potansiyel de vardı. Öne düşecek, bu potansiyeli harekete geçirecek biriler veya bir şeyler beklenir gibiydi. Kaldı ki fakültemizde Fikir Kulüplerinin bir şubesi de vardı.
Bizim tercihimiz yeni bir örgüt oldu.
Bir Nolu amfide kürsüden, demokrat, ant-faşist arkadaşların boş bir derslikte toplantıya katılmasını isteyen bir çağrı yaptık.
Böyle bir çağrı beklenir gibiydi. Genç arkadaşlarımız akın akın toplantıya doluştular. Gelenler arasında uzun boylu bir arkadaş bana yakınlık gösterdi. İkizi gibi yanından ayrılmayan biri daha vardı yanında. Sonra . Kaynaştık. Kararlar aldık. Örgütler kurduk.
Devrimci gençlik hareketinin ve de Siyasi Polisin ;”Deniz ve Mustafalar!” söylemi böyle başladı. Gelişim sonunda başka Mustafalar da katıldı.
Toplumun beklentileri ve kabulleri doğrultusunda eylemler oluşturan bir guruptuk ki buna o zaman kitle çizgisinde hareketler denilirdi.
Demem o ki hiçbir şey gökten zembille inmedi.
Kazananın ve doğruyu örgütleyenin etrafında koca bir nesil tarihe damga vurdu.
Sıra neferi ve sıra neferleri kavramları da böyle oluştu.
Erdal Özün kitaplarını okuyorum. Üç Fidanın idam olayı anlatılıyor. Hepimizin avukatı Halit Abimizin ağzından.. Bir Adli Tıp dersi düşüyor aklıma. Kürsüden anlatılan nasıl oluyorsa birden idam anında urgana asılı adamın sert düşüşle omurlarının kırılıp ayrılacağı,,sinirlerin de kopması nedeniyle asılanın çırpınma hareketlerinin refleks olduğu gibi şeyler anlatılıyor. Arkadaşım dönüyor ve “Hiç de önemli değilmiş!” demesi geliyor aklıma…Bir de ipin ucundaki bir adamın nabzı ancak 45 dakika sonra kayboluyor. Ve indiriliyor sehpadan..Ölümsüzleşiyor…
Anılarını omzuna al ve git diyor birisi...Kolaysa git de görelim.
Hak bilir olmanız umuduyla. Saygıyı hak eden bir nesil için de bir sıra neferi…
Hoşça kalın..

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.