DEMİYOR

Mustafa KÖKSAL

Mustafa Necati Bursalı “nur damlaları” adlı şiirinde hatırladığım bir yerinde şöyle diyordu; “Demiyor bu tene can veren nerde? Demiyor benzime kan veren nerde?  Demiyor hiç kimse dermanım o dur diye.” İman ışık ve kuran kılavuz iken niye şaşırıyoruz ki yolumuzu biz? Kör nefse uymanın sonunda, rabbimize de hakkı ile kulluk edemiyoruz ya ona yanıyorum.

İmanın çiçek bahçesi gibi , hepimizin yüreğinde,  gönlünde var. Taze, sıcacık, sevda ateşi gibi. Duru, temiz, bana bendende yakın belki. Onu içimde yaşatanmışım kadar da ben  olmuş. İman öyle bir iş ki, için ve dışın kurumuş, çölleşmişte olsa kalbine cennet ferahlığı verir.

Hepimiz oraya yolcuyuz. Hepimiz yaradan a ve peygamberimize de aşığız. Onu taşıyacak icatta yapılmadı ki. Biliyorum ki bu kadar karanlık tablonun ardından nurlu günlerde gelecek. Söndürülmek istenen imanda asla sönmeyecek, onu da söndürecek bir su icat edilemedi.

Zulüm denen çirkinlikte girecek kara bulutların ardına, merak etmeyin. Bu insanın çilesi de dinecek. Artık dünya başka, güneş başka, hayat başka olacak . Bu rüyayı gördüm düşlerimde, ona açılan yollar nurla dolmuşsa bitmiştir zalimin zulmü demiyor mu kitap?

Bitecek demek ki , göz yaşları ile çileler. İmana zincir vursa bu asrın zalim elleri, yine de rabbimden gelecek ses,  bu böyle gitmez demiyor mu? Belki kalemim bu alanda küçük olsa da iman içindeki yazı kalemim çok kişinin elindekinden daha düzgündür, eminim.

Yıllarca benimde bu konuda yüreğim çok yandı. Yanlışa kilit vurulunca, kapılar mazluma kapanınca. Bir yalnızlığa gaflete gömülen millet, vicdanlarından da olunca ortada felaket bir içler acısı manzara oluştu ki, biri nerde biri nerde.

Biri çöpte diğeri ise köşkte. Vicdansızlık ise yatlarda, katlarda …

Aslında görülen havuzlu tüm saraylar yada peri masalı yaşamın hepsi birer oyuncak. Asıl olan bir metrelik kabir. Bugün gözlerim yaşlı. Şehitler, yetimler , açlar, üşüyenler sardı etrafımı, yüreğimdeki acıya çare bulamıyorum. Feryat figan edeceğimde utanıyorum. Bir çıkmazlardayım.

Nankör ve sahte insanlar, liderler, siyasetçiler, amirler sizi o gün kim kurtaracak, hangi arabanızla, korumanızla kaçabileceksiniz ki? Hiç birimizin kuvveti sinekten az değil ama , imanımın yüceliği o kadar kuvvetli ki o bana yetiyor.

O da öyle demiyor mu?

Mürekkep gibi kara olmuş yüzleri ile dolaşanlarında havasına gülmeyi istiyorum da utanıyorum. Körebe olmuşların ardına bakasımda gelmiyor. Onlar tek gözlü canavar gibiler, hep onlar yesin doysun gezsin yaşasın. Kuduz köpekler gibiler, önüne gelen ne varsa saldırıyorlar,” hep bana hep bana”.

Rabbim demiş kitabında diyeceğini, ne yazsam boş. Yüreğimizin ateşini bari bunlara uyup söndürmeyelim. Elimize ateşte yakışmaz ki  bu Bağlantısaatten sonra…