KURTARICI BEKLEMEK MI?

Güven BAYAR

KURTARICI BEKLEMEK MI?

Türk, şehirli ve seküler muhalif kesimin siyasi tarihinde dikkat çekici bir döngü var: Önce bir lider kurtarıcı olarak yüceltiliyor, ardından değişim beklentilerini karşılayamadığında ihanetle suçlanıyor ve sonunda siyasal hafızadan silinmeye terk ediliyor. Muharrem İnce’den Kemal Kılıçdaroğlu’na uzanan çizgide, bugün Özgür Özel için de benzer bir sürecin yaşanması şaşırtıcı değil. Asıl şaşırtıcı olan, bu kopuşun bu kadar erken görünür hâle gelmesi. Aynı dinamiğin, mevcut siyasi koşullar devam ettiği takdirde, Ekrem İmamoğlu açısından da ortaya çıkacaktır.

Bunun temelinde, bu toplumsal kesimi bir arada tutan ortak bir siyasi kimliğin sınırları yatıyor. Erdoğan karşıtlığı, farklı dünya görüşlerine, sınıfsal çıkarlara ve gelecek tasavvurlarına sahip kesimleri aynı siyasi zeminde buluşturabiliyor. Ancak ortak bir iktidar karşıtlığı, tek başına kalıcı bir siyasi birlik kurmaya yetmiyor. Çünkü bir iktidara karşı birleşmekle, iktidarın alternatifi olacak ortak bir siyasal proje üretmek aynı şey değil.

Bu kesimin kendi içindeki ideolojik, kültürel ve sınıfsal farklılıklar, ortak hedef ortadan kalktığında ya da anlamını yitirdiğinde daha görünür hâle geliyor. Erdoğan karşıtlığı, farklı grupları aynı safta tutan birleştirici unsur işlevi görüyor; fakat bu grupların birbirleriyle rekabet etmelerini engelleyecek kapsamlı bir toplumsal ve siyasal uzlaşma üretmekte yetersiz kalabiliyor. Erdoğan’ın siyaset sahnesinde belirleyici olmadığı bir tabloda, bugün aynı muhalefet çatısı altında buluşan kesimlerin en az üç ayrı siyasi hatta ayrışması ihtimal dışı değil.

Üstelik bu kitlenin önemli bir bölümünün eğitimli, sorgulayıcı ve eleştirel düşünceye yatkın olması, liderle kurulan ilişkinin niteliğini de belirliyor. Lider, yalnızca temsil ettiği değerler üzerinden değil, somut performansı, siyasi tercihleri ve vaatleri üzerinden de sürekli değerlendiriliyor. Beklentiler karşılanmadığında, başlangıçta büyük umutlar yüklenen kişi kısa sürede yetersiz, uzlaşmacı ya da güvenilmez ilan edilebiliyor. Dün kurtarıcı olarak görülen liderin bugün bütün sorunların sorumlusu hâline gelmesi, bu açıdan aynı siyasi döngünün iki farklı aşaması.

Buradaki mesele, eleştirel düşüncenin kendisi değil; eleştiriyi ortak bir siyasi programa, kurumsal sürekliliğe ve kolektif mücadeleye dönüştürecek mekanizmaların yeterince güçlü olmaması. Bir lidere koşulsuz bağlılık duymamak demokratik siyasetin gereğidir. Ancak liderlere duyulan geçici umut ile ortak bir siyasi proje arasındaki boşluk doldurulamadığında, her yeni lider önce kurtarıcılaştırılıyor, ardından hayal kırıklığının hedefi hâline geliyor.

Sonuçta sorun yalnızca Özgür Özel’in, Kılıçdaroğlu’nun ya da yarın başka bir ismin ne yapacağı değil. Sorun, bütün değişim beklentisinin neden tekrar tekrar tek bir kişinin siyasi performansına bağlandığıdır.

Bir siyasi hareket, liderine duyduğu hayranlıkla değil; lideri değişse bile ayakta kalabilen ideolojik tutarlılığı, toplumsal örgütlülüğü ve ortak programıyla kalıcı olur. Muhalefet bu yapıyı kuramadığı sürece, isimler değişecek; kurtarıcılar ilan edilecek, umutlar büyütülecek ve sonunda aynı hayal kırıklığı yeni bir isim üzerinden yeniden yaşanacaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.