Dikran Amca, Ardem Teyze huzur içinde uyuyun
Doktor Dikran Toraman (1932) ve Eczacı Ardem Toraman’ın (1936) Ordu’da sürdürdüğü onurlu yaşam, kent hafızası ve belleğinde unutulmaz izler bıraktı. Geçmişte yaşanan tüm acılar ve olumsuzluklara rağmen doğup büyüdükleri topraklarda yaşamaktan
Bu süreçte, doğup büyüdüğüm Ordu’da yaşadığım fişlenmeler, hakkımda üretilen paranoyak senaryolar, toplumun bilinçaltında beslediği kimlik faşistliği kadar hayal kırıklığına uğratmadı beni. Ordu, Karadeniz’de Resmî ideolojinin pompaladığı milliyetçilik rüzgarına o kadar kapılmadı düşüncesindeydim ama yanılmışım. Beni asıl üzen, bu saatten sonra artık doğup büyüdüğüm şehre, insanlara ve birçok birleşenden oluşan bu toplumsal yapıya, koşulsuz ve sağlıklı bakamayacak olmam.
Dikran Amca ve Ardem Teyze’yi defnederken görmüştür herkes, büyükanne Elmon Toraman, Annesi Şironik Hanım ve Babası Bakırcı Mıgırdıç Usta’nın mezartaşlarının yazısız olduğunu! Dikran Toraman’ın Büyükannesi Elmon Tehcir’de Sivas’a gidiyor, Dedesi Atam Toraman Malatya’ya. Babaannesi Elmon Sivas’ta Amerikan Halı Fabrikası’na giriyor. 1915’den 1919 yılında çıkan affa kadar orada kalıyor. Dedesi Atam Tehcir’de ölüyor mezarı yok. Bu baba tarafı. Anne tarafından Büyükannesi ve Büyükbabası yolda ölüyor. Dikran Amca yaptığımız görüşmelerde: “Annemler 7’di kardeşdi, Tehcir’de 2 kardeşi hayatta kalabilmiş ben onları tanıdım. Tehcir’de ölen Annemin Dayısı da Ordu’nun ilk Eczacısı.” demişti. Peki Dikran Amca maddi durumu olmadığından mı mezar taşlarını yaptırmadı, yoksa mezarla oynamasınlar diye mi?
Ordu'da 1913'te ilk matbaayı kuran ve Osmanlı Ajansı Gazetesini çıkaran Karnik Kalayciyan’ın (Erman) Ordu kent mezarlığında ki mezarı 1945’de iki kere açıldı. İçinde altın, gömü arandı ve aile sonunda aldı İstanbul’a götürdü. Bakırcı Harutyun Artun’un küçük yaşta kaybettiği oğlu Atom için 1953 yılında İstanbul’da yaptırdığı mezar taşında bulunan haç işaretini görenler bir çocuğun mezar taşını kırıp gelip babasına anlatmadı mı? Harut Amca geçen hafta Ordu’ya geldi utanmazsanız sorarsınız…
Toraman kardeşlerin cenazesi sonrası Ermeni Patrikhanesi de bir açıklama yapmıştı; “Toraman kardeşlerin vefatı hakkında Patriklik Makamı’na bilgi ulaşmamıştır. Şayet bir bilgi verilmiş olsaydı Patriklik Makamı doğal olarak bir din görevlisi gönderir ve her ikisinin de cenaze törenleri kendi dini inançlarının akaidine göre icra edilmesi sağlanırdı.” diye. Sanki bu zamana kadar cenazelerden ve cemaatten haberleri varmış gibi! Toraman ailesinin bağışladığı Şehir Mezarlığı’nda (Çakalçıkmaz Mezarlığı) bulunan 100’e yakın Ermeni mezarı sanki yıllar içinde sahipsizlik ve bakımsızlıktan yok olmamış gibi! Patrikhane bugüne gelebilen 30’a yakın Ermeni mezarının bakımını yapabilir, haberimiz yoktu olmasın sonra!
“Varlık Vergisi döneminde Doktor Sefer Altan’ın abisi İsmail Altan tahsilat sorumlusuydu. Aynı zamanda Ordu Belediyesi’nde vezne müdürüydü. İsmail Altan babamın samimi dostu idi, her öğlen yemeğinden sonra dükkana gelir kahvesini bizde içerdi. 1942’de Varlık vergisi çıktığında savaş zamanı dükkanda mal yok, mülk yok, çalışan yok bir gün geldi kahvesini içerken tezgahın arkalarına bakmaya başladı babam dedi ki “Bey ne arıyorsun?”, “Hamam tası arıyorum” dedi, kalktı gitti. 15 gün sonra babama 15 bin lira varlık vergisi vurdular. O sırada dükkanda olan manifaturacı Hacı Karekin Efendi’ye de haber geldi, ona 50 bin lira varlık vergisi vurmuşlar. Babam 15 gün içinde ödeyemediği için babama 500 lira, Karekin Efendi’ye ise 5 bin lira ceza geldi. Ordu’da Tahıl Pazarı’nda Nezirlerin karşısında 3 tane dükkan var köşeye kadar, o dükkanları babam yok parasına Sarı Hafız diye birisine sattı. Ordu Belediye Reisi İbrahim Türkmen vardı, Kazım Türkmen’in amcası, o yardım etti, Osman Ağa yardım etti, Aşkale’ye gitmekten kurtuldu babam. İsmail Altan biz parayı ödedikten sonra gelip kahvesini içerken babama bugün gibi aklımda aynen şöyle dedi: “Ulan Gavur, bizi atlattın, seni biz Aşkale’ye süremedik.” Yüzüne karşı… O lafı babam ölene kadar unutmadı."
Bu kadar hevesliyseniz: Müjgan Teyze’nin (Markaryan) Ermeni Mahallesi’nde varisi olmadığı için hazineden Altınordu Belediyesi’ne geçen evini eşyaları ile yapmalattınız en azından çökmeden kurtarın. Saatçi Hafız Hüseyin Altınel’in 1926’da “aldığı” tarihi Rum Konağı’nı (Rum Metropolitinin evi) oğlu Kemal Altınel restore ettirip Ordu Belediyesi’ne içindeki aile fotoğrafları ve eşyalarla ”müze” olarak kalması şartıyla devretmişti. Yıllardır çürümeye terkedilen konağı açın. Taşbaşı Menekşe sokakta yıllardır boş duran Rum evlerini bağımsız kültür sanat üreticilerine tahsis edin. Ordulu Rumlardan Konstantin (Kostas) Efendi’nin Taşbaşı Rum Mahallesi’nde bulunan, hazineden devlete geçen ve Ergin Karlıbel tarafından işgal edilen Sarı Konağı’nın kapılarını açın. 1853 tarihli Taşbaşı Rum Ortodoks Kilisesi’nin (Aziz Georgios Kilisesi) bir parçası olan Rum Okulu arazisini, Samsun Anıtlar Kurulu’nun yıkım kararına rağmen “Teras” isimli bir işletme ile yıllardır işgal eden Karlıbel Grubu’nu tahliye edip, aslına uygun olarak yeniden inşaa edin. Ermeni Mahallesi’nde (Zaferimilii) 1852 tarihli olan ve bugün 172 yaşında olan Movsesyan Ermeni Okulu’nu “Kent Hafıza Merkezi” olarak ya siz düzenleyin yada bize tahsis edin. Ermeni ve Rum Çeşmeleri’ni, sivil mimari örneği evleri ve kültürel varlık eseri niteliği taşıyan Ordu’nun çok kültürlü geçmişini yansıtan yüzlerce detayın çözümüne odaklanın.
Yerel seçimlerde CHP’ye geçen Altınordu Belediyesi ile süreci tekrar başlattım ve sokak ismi değişikliği için dilekçe verdim. Gelen cevap: Sokak ismi verme yetkisinin Büyükşehir Belediyesi’nde olduğunu söylemek oldu. Arkadan dolanmayı tercih ettiler. Oysa ki Altınordu Belediye Meclisi bunu oylayıp, Büyükşehir Belediyesi’ne kendisi yollamalı ve bir kamuoyu oluşturmalı ama yap(a)madılar. Her konuya bize getirisi götürüsü ne olur hesapları yapılarak bakılırsa eğer onurlu bir duruş da sergilenemez.
Geçen Hafta, CHP Altınordu Belediye Başkanı Ulaş Tepe’de kendisinden önce ki Ak Partili başkan Aşkın Töre gibi işe aileden evi isteyerek başlamış. Madlen Teyze durumu üzüntüyle karşıladığını söyledi. Ordu’da zihniyet değil parti değişimi yaşandığını, sürecin en başına 2 yıl öncesine geri döndüğümüzü anladık.
Günler geçiyor ve Doktor Dikran Toraman’ın ismi bir türlü yaşadığı evin sokağına verilemiyor ama Doktor Mehmet Hilmi Memecan’ın ismi verilebiliyor, Doktor İsmail Engin ismi verilebiliyor, Sıtkı Çebi yaşarken ismi evinin bulunduğu sokağa verilebiliyor,Temel Uzlu ismi verilebiliyor, Bahriye Üçok ismi verilebiliyor, Sıtkı Can ismi verilebiliyor, Gazeteci: Bilal Köyden’in, Kazım Vardar’ın ve Alaattin Benal’ın ismi verilebiliyor! Hacı Mustafa Katırcıoğlu ismi verilebiliyor, Şükrü Efendi ismi verilebiliyor, Furtun ailesinden ismi verilmeyen kalmıyor da Ermeni kimliğine sahip birisine gelince ne oluyor?
Dikran Amca’nın yıllarca ücretsiz baktığı hastalar, Orduspor’da 25 yıl sürdürdüğü saha doktorluğu ve maaşını da kulübe bağışlaması, Eczacı Ardem Teyze’nin şimdi ki gibi raf eczacılığı yapmadığı dönemde hazırladığı şuruplar, merhemler, tozlar ve ücretsiz olarak kimseyi ayırmadan verdiği ilaçlar, Ordu’da Ermeni Okulu olmadığı için kızından ayrılmak zorunda kalıp evliliğinde sorunlar yaşayan Dikran Amca’nın Ordu’ya, bu topraklara olan sevgisi, emeği, tüm kimliklerin üstünde olan var oluşu evinin bulunduğu sokağa ismini vermek için yeterli değilmiş!
14 06 2024