Çevre Duyarlılığı mı, Konforlu Bir Kimlik Arayışı mı?

Güven BAYAR

Ordu ve ilçelerinde bir süredir görünür olan doğa aktivizmini samimi bulmuyorum. Çünkü bu alanda en yüksek sesle konuşanların, cesaret gerektiren her eşikte ne denli ürkek ve geri çekilen bir tutum sergilediklerini yakından biliyorum. Bedel ödemeyi gerektiren her konuda sessiz kalanlar için çevre meselesi, en risksiz, en konforlu alan. Kimliklerini burada kuruyor, vicdanlarını burada rahatlatıyorlar. Ancak bu tür bir “kimlik mücadelesi”nin Türkiye gerçekliğinde bir karşılığı yok.

Μελέτ (Melet): Bir Coğrafi Adın Hafızası

Μελέτ (Melet), Orta ve Doğu Karadeniz hinterlandında; özellikle Ordu–Mesudiye–Alucra hattında tarihsel süreklilik gösteren bir yer adıdır. Bir akarsu ya da havza isminden ibaret değildir. Yunanca ve Ermenice kaynaklarda farklı biçimlerde karşımıza çıkan bu ad, bölgenin çok katmanlı tarihini ve kültürel çeşitliliğini belgeleyen somut bir hafıza öğesidir. Melet, tarihsel coğrafya ve kent belleği çalışmaları açısından dikkate değer bir toponimdir.

Ne var ki çok kültürlü geçmişi bilinçli biçimde perdelenmiş bir Ordu’da; inkâra, mülksüzleştirmeye, kimlikçi milliyetçiliğe ve üst üste yaşanan hak ihlallerine ses çıkaramayan bir toplumun, doğayı gerçekten koruyabileceğine asla inanmıyorum. Oysa adalet duygusu gelişmiş, hafızasıyla barışık, tarihsel hatalarıyla yüzleşebilmiş bir toplumda doğa zaten korunur. Böyle bir yerde kimse talana cesaret edemez.

Ama eğer söylenen şuysa: “Kent bu utançla yaşamaya devam etsin; biz hiç değilse kuşlar için bir yer kurtaralım,” o kuşlar oraya gelmez.
Doğa, ahlaki çürümenin üzerine kurulmaz.

Yaşar Kemal’in Yağmurcuk Kuşu romanında İsmail Ağa’nın annesinin söylediği söz boşuna değildir:

“Bir de senden dileğim, oğlum, o kasabaya gidersen, o Ermenilerden kalma evleri, tarlaları kabul etme. Sahibi kaçmış yuvada öteki kuş barınamaz. Yuva bozanın yuvası olmaz. Zulüm tarlasında zulüm biter.”

Bu söz yalnızca geçmişe ait bir öğüt değil; bugünü ve geleceği kapsayan evrensel bir ilkedir. Yıkımın, fişlemenin ve korkak sessizliğin üzerine hayat kurulmaz. Böyle bir zeminde ne kent, ne insan ne de doğa huzur bulur.

Bugün ekoloji de, diğer birçok toplumsal ütopya gibi, bir tür seküler dine dönüşmüş durumda. Tanrısı olmayan bir din. Tarihsel adaletten, etik cesaretten ve gerçek bir yüzleşmeden yoksun bu çevrecilik, estetik bir yanılsamadan ibaret kalır.

CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, kısa süre önce Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Politika Kurulu Başkanı olarak atanmasına rağmen -ki bu başlı başına yanlış bir tercihtir- Ordu’daki çevre tahribatlarına dair tek bir söz söylememesi, geçmişin günahlarıyla yüzleşmeden, bedel ödemeden devam eden sürecin utanç verici bir yansımasıdır. Altınordu Belediye Başkanı Ulaş Tepe de ne Büyükşehir Belediyesi Meclis toplantılarında ses çıkarıyor ne de “manevi abisi” Mehmet Hilmi Güler’le ters düşecek bir muhalif konumlanma alıyor. Buna karşın çevre yürüyüşlerinin en önünde CHP’li kadroları görüyoruz. Bu, basit bir çelişki değil; kolektif bir akıl tutulmasıdır.

Ordu’da onurlu bir muhalif pozisyon alamayan, taşra siyasetinin çürümüş kadroları ve çay ocağı emeklileri, çevre meselesi üzerinden kendilerini tatmin etmeye çalışırken kullanıldıklarının dahi farkında olamayacak bir seviyedeler. Bağımsız bir çevre ve doğa insiyatifi nasıl olur bilmiyorlar.

Bir diğer büyük utanç ise, Ordu’da dinazorlaşmış isimlerin, aynı ezberlerle farklı sonuçlar alınabileceğine olan inançlarını hâlâ koruyor olmaları. Oysa kent ve çevre hassasiyeti, uzmanlığı ve güncel bilgiyi gerektiren; yeni kuşaklara bırakılması gereken bir alandır. Kentin ruhunu tanımayan; dönemine göre belediye ya da kent beslemesi olmuş 3–5 figür bu alanlardan temizlenmedikçe, ortaya çıkan şey yalnızca 15–20 kişinin birbirini alkışladığı bir taşra piyesinden öteye gidemez.

Fotoğraf; “Ordu’nun ilk nalbantlarından Süren Onur, (Taşçı Kirkor’un kızı Kohar Hanım’la evliydi.) Melanthios Irmağı’nın (Μελέτ) ağzında 1960’ların başında kefal avlıyor.”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.