SAKALLI CELAL

Ethem Dinçer

Sol tarihten belgeler, fotoğraflar-141

SAKALLI CELAL

Türkiye’nin ilk sosyalistleri genellikle eğitimli asker ailelerinden çıkmıştır. Örnek olarak Mustafa Suphi’nin babası vali, Nazım Hikmet’in dedesi paşadır. İsteseler devlet bürokrasisinde rahat bir hayatı tercih edebilecekken o dönem illegal olan sosyalist-komünist olmayı seçerek zor bir yola girmişlerdir.

1886 doğumlu olan Sakallı Celal’in babası da paşadır. Hem de ‘Denizcilik Bakanı’ ( Bahriye Nazırı) olacak kadar etkili bir paşadır.

Paşa’nın Galatasaray Lisesi’nde okuyan iki büyük oğlu, padişaha muhalif olarak Jön Türklere katılmış, büyük oğul idam cezasından babasının konumu nedeniyle kurtulup sürgüne gönderilmiştir.

Küçük yaşlarda evde ağabeylerinin kitaplarından okuma yazma öğrenen Celal, Fransızcayı da daha Galatasaray Lisesine başlamadan öğrenmiştir.

Başladığı lisede ‘hak bildiğin yolda gerekirse yalnız gideceksin’ diyen Tevfik Fikret yöneticidir ve Sakallı Celal’i ömür boyu etkileyecektir.

Okul sonrası yurt dışına siyasal bilgiler eğitimi için gönderilmiş, makine mühendisi olmak istediği için okulu bitirmeden geri dönmüştür.

Çeşitli liselerde Fransızca öğretmenliği yaparken, çağdaş düşünceleri nedeniyle sürekli baskı görmüş, sürgünler yaşamıştır.

Yöneticilik yaptığı Ankara’daki liseye ilk kez bir kadın öğretmeni kabul etmiş ve bu nedenle de baskı görmüştür.

Bir amiralin oğlu olarak gemilerde çımacı ve çarkçı başı olarak çalışmaktan çekinmemiştir.

‘Türkiye durmaksızın doğuya giden bir gemidir, bazıları bu geminin güvertesinde batıya doğru koşarak batıya gittiklerini sanırlar’ sözünü belki de o günlerde söylemiştir.

Okumuş ‘cahillere’ karşı söylediği ‘bir insan ancak okuyarak bu kadar cahil olabilir’ sözleri atasözüne dönüşmüştür.

Cumhuriyetin kuruluşunu, ulusal kurtuluş savaşını desteklemiş ama yanlış gördüğü uygulamalarda Mustafa Kemal’i eleştirmekten çekinmemiştir.

Aydın’da incir fabrikasında çalışırken işçilere desteği ve hak arama bilincini öğrettiği için baskıya uğramış, komünist olarak anılmaya başlanmıştır. O baskılar üzerine bir daha hiç kesmemek üzere sakal bırakmıştır. Marks’a benzeyen sakalıyla ülkenin ‘Sakallı Celal’i olmuştur.

Komünist bir delege olarak Sovyetler Birliği’ndeki toplantılara katılmıştır. Ülkede ateizmi ilk dillendiren kişiler arasında olmuştur.

Tanzimat’ın, meşrutiyetin, cumhuriyetin işe yaramadığını görünce unutulmaz cümlesini kurmuştur:

‘Tanzimat ilan ettik olmadı. Meşrutiyet ilan ettik olmadı. Cumhuriyet ilan ettik olmadı. Biraz da ciddiyet ilan etsek!’

Tevfik Fikret’ten Nazım Hikmet’e, Haldun Taner’den Nurullah Ataç’a, Orhan Veli’den Melih Cevdet’e, Ahmet Haşim’den Hıfzı Veldet’e kadar dönemin aydınlarıyla dostluk etmiştir. Ahmet İsvan ve Rasih Nuri İleri’nin hem dostu hem akrabasıdır.

Böyle geniş bir çevresi olmasına ve paşa çocuğu olmasına rağmen hayatı ekonomik zorluklarla geçmiştir. Hiç bir arakadaşının yardım önerisini bu durumda bile kabul etmemiştir. Hatta bir öğrencisinin onun adına açtığı ve sürekli para gönderdiği hesabına hiç dokunmadığı ölümünden sonra anlaşılmıştır.

Mezar taşında ‘bağban, bir gül için bin hare hizmetkar olur’ yazan Sakallı Celal 1962 yılında yaşamını yitirdi.

Aykırı bir filozof olarak hiç bir yazılı eser bırakmadı.

Çok sevdiği öğretmeni Tevfik Fikret’le birlikte Aşiyan Mezarlığı’nda yatıyor.

( Yazıdaki bilgilerin bir kısmı Evrensel Gazetesi ve Denizcilik Dergisi’nden alınmıştır.)

Fotoğraf : Sakallı Celal ( Yalınız)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.