Uyarıyorum ve Yol Gösteriyorum
Siyasetin kendine has bir matematiği, acımasız ama bir o kadar da rasyonel kuralları vardır. Sandık kapanır, oylar sayılır ve bir dönem kapanıp yeni bir dönem açılır. Yerel seçimlerin ardından birçok büyük ve kritik belediyenin el değiştirmesi de Türk siyasetinde böyle bir kırılma yarattı.
Doğanın boşluk kabul etmediği gibi, siyaset de güç kaybını kabullenmez. Uzun yıllardır pek çok kaleyi elinde tutan AKP, yerel seçimlerde yaşanan kayıpların ardından siyasetin doğası gereği son derece rasyonel bir refleks gösteriyor. Ne yapıyor? Kanunları değiştiriyor, yeni yönetmelikler sahaya sürüyor, genelgelerle alanı tahkim ediyor. Dahası, o belediyeler yıllardır bizzat kendilerindeyken hangi yasal boşlukların, hangi pratiklerin ve hatta hangi yöntemlerin işletildiğini ezbere biliyor. Bütün bu birikimi ve yasal enstrümanları, yeni dönemde elinde kalan en güçlü siyasi koz olarak ustalıkla kullanıyor. Buraya kadar her şey siyasi tarihin ezberlenmiş, sıradanlaşmış taktik defterine uygun.
Asıl trajedi ise madalyonun diğer yüzünde yaşanıyor.
Belediyeleri yeni kazanan muhalefet CHP şimdilerde geçtikleri YENİPARTİ ise adeta şaşkınlık ve rehavet ikliminde kaybolmuş durumdalar. Durumun vahametini kavrayabilmiş değiller. İktidarın arka arkaya değiştirdiği kanunlardan, yönetmeliklerden ve genelgelerden adeta habersizler; ya bunları takip etmiyorlar ya da mevcutları bile doğru düzgün okumaktan uzaklar.
Fakat sorun sadece değişen kuralları takip edememekle sınırlı değil; bundan daha vahimi var: Yeni düzene adapte olabilecek hiçbir kurumsal strateji, hiçbir kurum içi eğitim programı veya vizyon geliştiremiyorlar.
Neden mi? Çünkü sandıktan zaferle çıkmış olmayı, "her şeyi kazanmış ve işi bitirmiş" olmak zannediyorlar. Seçimi kazanmanın kalıcı bir başarı için sadece bir "başlangıç çizgisi" olduğunu, asıl mücadelenin sandıktan sonra kurumsal hafızayla, stratejiyle ve hukuki hakimiyetle verileceğini göremiyorlar. Koltuklara oturmanın sarhoşluğu, arka plandaki bu çetin idari satranç tahtasını görmelerini engelliyor.
Tablo ortada: Belediye başkanlarının teker teker adliye koridorlarıyla, cezaevleriyle tanıştığı bir süreçten geçiyoruz. Ancak muhalefet meselenin bu boyutuna hiç ama hiç bu taraftan bakmıyor; ne kurumsal bir zırh örüyor ne de idari kadrolarını bu yeni baskı mekanizmalarına karşı hazırlıyor.
Eğer akıllarını başlarına almazlarsa, bu acı akıbet kaçınılmaz bir şekilde bütün belediyelerin (Ordu-Altınordu Belediyesi dahil) başına gelecektir. Şunu çok net ifade etmek gerekir: Şu an oturduğunuz, yönettiğinizi sandığınız hiçbir belediye de bu tehdidin ve bu acımasız sürecin dışında değildir.
"Seçimi kazanmak büyük bir zaferdir, evet; ancak o zaferi kalıcı kılacak olan akıl, strateji ve kurumsal refleks gösterilemezse, kazanılan kaleler kısa sürede birer idari hapishaneye dönüşür. (Erken uyananlar AKP nin kapısına koşuyor yakalarına yeni rozetlerini takıyorlar.)
Unutmayın; siyaset sadece seçim gecesi kazanılmaz, her gün yeniden kazanılır ya da kaybedilir.
" Ben uyarıyorum ve yol gösteriyorum... "