UKRAYNA–RUSYA SAVAŞININ ARKA PLANI MEDENİYETLER SAVAŞI

Dr. Mustafa ÇUKURYILDIZ

Ukrayna–Rusya savaşı çoğu zaman enerji hatları, NATO genişlemesi, jeopolitik güvenlik ya da post-Sovyet güç mücadelesi üzerinden açıklanır. Oysa cephenin biraz gerisine bakıldığında, bu çatışmanın köklerinin yalnızca modern siyasette değil, bin yıla yaklaşan bir medeniyet ayrışmasında yattığı görülür. Bu ayrışmanın sembolik kırılma noktası ise 1054 yılında Ayasofya’da yaşanan Büyük Schisma’dır.

1054’te Roma Katolik Kilisesi ile Doğu Ortodoks Kilisesi arasında yaşanan kopuş, yalnızca teolojik bir ihtilaf değildi; bu olay, Latin Batı ile Helenik–Slav Doğusu arasında zihinsel, kültürel ve siyasal bir fay hattı oluşturdu. Ayasofya’da karşılıklı aforozlarla somutlaşan bu ayrılık, zamanla iki farklı dünya tasavvurunun doğmasına yol açtı: Biri Roma merkezli, hukuki ve evrenselci bir Batı; diğeri ise Konstantinopolis mirasına yaslanan, daha kolektif ve devletle iç içe geçmiş bir Doğu.

Bu ayrışmanın Slav dünyasındaki en önemli yansıması Kiev Rusyası üzerinden gerçekleşti. 10. yüzyılda Bizans’tan Ortodoksluğu kabul eden Kiev Rusyası, Doğu Hristiyanlığının Slav coğrafyasındaki taşıyıcısı oldu. Moskova’nın kendisini “Üçüncü Roma” olarak tanımlaması da, Konstantinopolis’in düşüşünden sonra bu mirası sahiplendiğinin ilanıydı. Böylece Rus siyasi kimliği, Ortodoks inançla ve Bizans devlet geleneğiyle iç içe şekillendi.

Ukrayna ise tarih boyunca bu iki dünyanın arasında kaldı. Batısında Katolik ve daha sonra Protestan Avrupa, doğusunda Ortodoks ve Rusya merkezli Avrasya dünyası… Ukrayna toprakları, sadece askeri ya da siyasi değil, aynı zamanda kültürel ve dini bir sınır hattı oldu. Bugün ülkenin batısında Avrupa yanlısı ve Batı kiliselerine yakın bir kimlik, doğusunda ise Rus Ortodoksluğu ve Moskova ile tarihsel bağlar taşıyan bir yapı bulunması tesadüf değildir.

Modern Ukrayna–Rusya savaşı bu bağlamda, yalnızca bir toprak veya egemenlik mücadelesi olarak değil, hangi medeniyet havzasına ait olunacağına dair bir yönelim savaşı olarak da okunabilir. Rusya açısından Ukrayna, Ortodoks-Slav dünyasının ayrılmaz bir parçasıdır; Batı’ya yönelmesi, yalnızca jeopolitik değil, tarihsel ve ruhani bir kopuş anlamına gelir. Batı için ise Ukrayna, Doğu Avrupa’da liberal-demokratik düzenin ve Atlantik sisteminin doğal uzantısıdır.

Sonuç olarak, 1054’te Ayasofya’da sembolleşen Katolik–Ortodoks ayrışması, yüzyıllar boyunca farklı biçimlerde yeniden üretilmiş ve bugün Ukrayna topraklarında askeri bir çatışma olarak karşımıza çıkmıştır. Cephenin önünde tanklar ve füzeler görülürken, cephenin gerisinde hâlâ bin yıllık kimlikler, inançlar ve medeniyet tasavvurları çarpışmaktadır. Mustafa ÇUKURYILDIZ

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.