1945 YALTA'DAN 2025 ALASKA'YA: UYUYAN AVRUPA VE YENİ DÜNYA PAYLAŞIM DÜZENİ

Dr. Mustafa ÇUKURYILDIZ

1945 YALTA'DAN 2025 ALASKA'YA: UYUYAN AVRUPA VE YENİ DÜNYA PAYLAŞIM DÜZENİ

Tarih, büyük güçlerin masada el sıkışıp haritaları sessizce katladığı anlarla doludur.
1938’de Münih’te Hitler’i yatıştırma hayaliyle Çekoslovakya’yı feda eden İngiltere ve Fransa, farkında olmadan küresel sistemin en büyük kırılma noktalarından birinin taşlarını döşemişti. Bu yolun ulaştığı ilk durak, 4-11 Şubat 1945 tarihleri arasında Kırım'ın bir tatil kasabasında toplanan Yalta Konferansı oldu.

O şubat günlerinde, Nazi Almanyası'nın diz çöküşü kesinleşmişken bir araya gelen "Üç Büyükler" – ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt, Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill ve Sovyetler Birliği Lideri Josef Stalin – dünyayı cetvelle nüfuz alanlarına böldü, iki kutuplu Soğuk Savaş düzeninin temel haritasını çizdi.

1989’da ise Malta açıklarında bir gemide o harita yeniden revize edildi. Ancak 1989'dan sonra o yapbozun bozulan parçaları bir türlü tam olarak yerine oturtulamadı; ta ki bugüne kadar.

Malta zirvesinde Washington, SSCB lideri Mihail Gorbaçov’a NATO’nun Doğu’ya doğru "bir inç bile" genişlemeyeceğine dair sözler vermişti. Ancak bu sözler çabuk unutuldu. Özellikle Almanya ve Fransa, hem Avrupa Birliği'ni hem de NATO'yu Doğu'ya doğru genişleterek kendilerine muazzam bir göreceli güvenlik alanı yarattılar. Doğu Avrupa'yı Rusya ile aralarında bir "tampon bölge" haline getiren bu iki lokomotif ülke, savunma yükünü tamamen bu sınırlara ve ABD'ye yıkarak tüm ulusal kaynaklarını kendi içlerindeki sosyal refah devletini büyütmeye ayırdılar.

Bu süreçte Avrupa’nın çekirdek devletleri, NATO şemsiyesi altında adeta küresel sistemin sadece kaymağını yiyen yapılara dönüştü. Ancak bu durum, orta ve uzun vadede Amerika’nın Avrupa’daki tarihsel kazanımlarını, siyasi ağırlığını ve stratejik nüfuzunu geri plana düşürmeye başladı.

Washington, kıtada milyarlarca dolar harcayan ama günün sonunda sadece Avrupa'ya "ucuz bekçilik" yapan bir ülke konumuna düşmüştü. Üstelik Avrupa bununla da yetinmemiş; ortak para birimi Euro’yu küresel ticarette Amerikan Doları’nın karşısına güçlü bir alternatif haline getirmeye, Washington’ın finansal hegemonyasını kırmaya çalışmıştı. Amerika, hem askeri olarak sırtından beslenen hem de finansal olarak Dolar’ın tahtına göz diken bu asimetrik Avrupa modelinden derin bir rahatsızlık duyuyordu.

Bu sürdürülebilir bir illüzyon değildi; hem Washington’ın sırtında bir kamburdu hem de Rusya’nın güvenlik mimarisine doğrudan bir tehditti. İki dev gücün de çıkarlarına aykırı olan bu statüko, küresel çarkların yeniden dönmesiyle parçalandı.

Aslında bu kopuşun ilk açık sinyalini, Vladimir Putin 2007 yılındaki meşhur Münih Güvenlik Konferansı konuşmasında Batı'nın tek kutuplu dünyasına ve NATO'nun genişlemesine sert bir dille meydan okuyarak vermişti. Yıllar süren o birikme ve krizlerin ardından, dünya siyasetinin yeni paylaşım ekseni, 15 Ağustos 2025'te Anchorage, Alaska'daki askeri üste gerçekleşen o tarihi ve kapalı kapılar ardındaki Trump-Putin Zirvesi ile resmen tescillendi.

1945 Yalta'sından tam 80 yıl sonra bu kez Alaska’nın soğuk diplomatik koridorlarında, Avrupa’nın bedavaya konduğu o "sosyal refah" döneminin fişi el sıkışılarak çekildi. Bu yeni paylaşım planının en kusursuz işleyen çarkı ise enerji denklemi oldu.

Bugün Avrupa gaza gelip, Rusya'nın Ukrayna'ya askeri operasyonlarını bahane ederek güya ambargo ve boykot söylemleriyle Rusya’dan ucuz boru hattı doğal gazı almayı reddediyor. Ancak madalyonun arkasında trajikomik bir ekonomik teslimiyet var: Kıta, Rus gazından boşalan devasa boşluğu neredeyse üç kat daha pahalı olan Amerikan sıvılaştırılmış doğal gazı (LNG) ile doldurmak zorunda kalıyor. Washington, Avrupa pazarını tamamen tekeline alarak milyarlarca dolarlık muazzam bir kâr kapısı aralamış durumda. Hem Avrupa'nın sanayisi pahalı enerjiyle dizginleniyor hem de Euro'nun Dolar karşısındaki o iddialı yükselişi bu ekonomik darbeyle baltalanıyor.

Peki ya Rusya bu senaryoda kaybeden taraf mı? Kesinlikle hayır. Moskova, Avrupa'ya satmadığı doğal gazı ve petrolü yönünü Doğu'ya çevirerek, küresel piyasa dinamiklerini de arkasına alıp çok daha yüksek fiyatlarla Çin’e pompalıyor.

Sonuçta ortaya çıkan tablo, sahnedeki kavga gürültünün ötesinde, kapalı kapılar ardında kurgulanmış muazzam bir "Kazan-Kazan" ortaklığıdır: Avrupa suni bir boykotla kendi sanayisini baltalayıp pahalı gaza mahkum edilirken, hem Amerika hem de Rusya enerji üzerinden fevkalade kazançlar elde ederek kasalarını dolduruyor.

İşte 15 Ağustos 2025 Alaska Zirvesi'nde mimarisi çizilen bu yeni dünya düzeninde, küresel güçler birbirlerinin nüfuz alanlarına ve ekonomik pastalarına dokunmama konusunda sessiz bir mutabakata varmış görünüyor. Moskova'nın Doğu Avrupa hattındaki stratejik hedeflerine karşılık Washington'ın geliştirdiği bu yeni ve kârlı pragmatik dil, gizli denklemin ilk yarısıydı.

Bu gizli anlaşmanın ikinci ve en somut kanıtı ise çok uzakta değil, Amerika'nın kendi kıtasında, Venezuela'da trajik bir askeri ve siyasi şokla vücut buldu.

Ocak 2026’da ABD güçlerinin Caracas’a düzenlediği şok baskınla Nicolás Maduro’yu gözaltına alıp Washington’a götürmesi, sadece bir uyuşturucu operasyonu değildi. Bu, Washington’ın iki yüzyıllık dış politika ezberi olan Monroe Doktrini’ne, Trump’ın kendi deyimiyle **“Donroe Doktrini”**ne dramatik ve sert bir dönüşünün ilanıydı. Trump, Batı Yarımküre’nin tamamen Amerika’nın kontrolünde olduğunu vurgularken, aslında Putin ile Alaska'da varılan o gizli mutabakatın kendisine tanıdığı hareket alanını kullanıyordu. Normal şartlarda Venezuela gibi stratejik bir müttefikine yapılan askeri müdahalede dünyayı ayağa kaldırması beklenen Rusya'nın, Kremlin düzeyinde derin bir sessizliğe gömülmesi, o gizli maddelerin tıkır tıkır işlediğinin en net kanıtıdır. Bu bakış açısı ABD'nin İran'ı kuşatmasını da açıklıyor.

1938 Münih'inden, Şubat 1945'te Roosevelt, Churchill ve Stalin'in Yalta'sına; 1989 Gorbaçov'un Malta'sından bugünün Ağustos 2025 Alaska hattına uzanan bu büyük tiyatro bize tek bir gerçeği fısıldıyor: Dünya yeniden paylaşılıyor. Avrupa o tatlı uykusundan zorla uyandırılıp faturayı ödemeye mahkum edilirken, uluslararası hukukun yerini küresel hegemonların gizli odalarda birbirine verdiği "nüfuz alanı" sözleri alıyor. Maskeler düşerken, masada sıranın kime geldiğini görmek zor değil.

Görünüyor ki; Alaska'da çizilen bu yeni gizli haritada bir sonraki aşamada feda edilecek yerlerin, Rusya'nın tarihsel etki alanı iddiasını sürdürdüğü Baltıklardaki Litvanya, Letonya ve Estonya ile Kafkasya kıskacındaki Gürcistan ve Ermenistan olacağı yönündedir. Hegemonlar el sıkışıp kasalarını doldururken, bu tampon bölgelerin egemenlikleri yeni paylaşım savaşının kurbanı olmaya en yakın adaylardır

Mustafa ÇUKURYILDIZ

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.