SÜRGÜNDE İZ BIRAKAN BİR GAZETECİ: CELAL BAŞLANGIÇ

Doğan ÖZGÜDEN

SÜRGÜNDE İZ BIRAKAN BİR GAZETECİ: CELAL BAŞLANGIÇ

Doğan Özgüden
Sürgün Dergisi, Eylül 2024, Sayı 7*

İfade ve basın özgürlüğüne düşmanlığın her daim hüküm sürdüğü Türkiye'de yarım yüzyıl, ardından siyasal sürgünde tam sekiz yıl halktan, demokrasiden, barış ve kardeşlikten yana gazeteciliğin unutulmayacak örneğini vermiş olan sevgili meslektaşım Celal Başlangıç'ı geçen Mayıs ayında amansız bir hastalığın kurbanı olarak kaybettik.
Demokrasi vaadleriyle iktidar olur olmaz ABD emperyalizminin ve işbirlikçi sermayenin çıkarlarını korumak için Kore’ye asker gönderip Türkiye’yi NATO’ya katma, ünlü 1951 Komünist Tevkifatı’nı başlatma, Nazım Hikmet’i vatandaşlıktan atma operasyonlarıyla birlikte özgür basın düşmanlığını da başlatan DP iktidarına muhalif bizim 50 kuşağından kaç kişi kaldık, bilmiyorum…
Celal Başlangıç 50'li yıllarda İstanbul’da doğmuş, gazeteciliğe de 70’li yılların ortalarında İzmir’de başlamıştı. Biz 12 Mart 1971 darbesinden sonra mücadelemizi yurt dışında sürdürmek zorunda kaldığımız için kendisiyle Türkiye’de aynı mekanda birlikte gazetecilik yapma şansım olmadı… Ama kendisinin son derece başarılı gazetecilik performansını, Türkiye’den postayla bana ulaştırılan Politika, Cumhuriyet, Evrensel ve Radikal gazetelerinden izledim…
Celal’le yollarımız, 15 Temmuz 2016 çakma darbe girişiminin ardından muhalif medyaya ve gazetecilere karşı başlatılan terörün hedeflerinden biri olduğu için, bizim tam 45 yıl önce yaptığımız gibi, mücadelesini sürgünde devam ettirmek zorunda kaldığında, Brüksel’de kesişti.


İnci de, ben de, Brüksel'de Celal Başlangıç, Koray Düzgören, Ragıp Duran, Ahmet Nesin ve Ayşe Yıldırım ile buluştuğumuz o günü unutmuyoruz.
Bizleri ağırlayan Güneş Atölyeleri'ndeki çalışma arkadaşlarımız da, bizim gibi mücadeleyi sürgünde devam ettirme kararı vermiş beş gazeteciyle bir araya gelmekten dolayı son derece duygulanmışlardı. Kırk yıla yakındır Türkiye'den gelen Asuri, Ermeni, Kürt ve Türk siyasal göçmenlere atölyelerimizde sosyal, eğitsel ve kültürel hizmet veren dostlarımız için Türkiye'deki son gelişmeleri, bizim verdiğimiz haber ve yorumlar dışında, onu bizzat yaşamış olanlardan öğrenmek büyük önem taşıyordu.
O buluşmamızda Celal adı henüz konmamış Artı Gerçek projesini anlatarak benim de yazarları arasında yer almamı önermişti.
12 Mart 1971 darbesini izleyen yarım yüzyıllık sürgünümüzde tamamen kendi girişimimiz olan İnfo-Türk'ün çeşitli dillerdeki haber bültenleri, kitap ve broşürleri dışında, gerek Türkiye'de, gerekse yurt dışında çok sayıda gazete, dergi veya ajansa katkıda bulunmaya çalışmıştık. Hepsinin mücadeleler tarihinde yeri vardı.
Ancak 2017’de büyük sayıda tanınmış gazetecinin sürgünde bir araya gelerek Artı Gerçek’e hayat vermeleri medya tarihimizin bir ilkiydi…
Celal Başlangıç ve arkadaşları, sürgünde on yıllardır birlikte mücadele verdiğimiz gazeteci dostlarımız Koray Düzgören ve Armağan Kargılı'nın da yer aldığı ekip oluşturarak bir zoru başardılar ve büyük maddi zorlukların da üstesinden gelerek Artı Gerçek'i 2017 Şubat'ında yayına soktular.
9 Şubat 2017'de yayımlanan "Sürgün tarihimizde 'hayırlı' iki yeni olay"başlıklı ilk yazıma şöyle girmiştim:
"65 yıllık medya, 46 yıllık sürgün yaşamımın bu yeni yılında hem gazeteci olarak, hem de insan hakları savunucusu olarak zulmün padişahlığının ergeç yıkılacağı umudumu pekiştiren iki büyük olay: 4 Şubat’ta Brüksel’de toplanan Halkların Demokratik Kongresi–Avrupa örgütünün kuruluş toplantısı, üzerinden dört gün geçmeden 8 Şubat’ta Artı Gerçek’in yayına başlaması…"
Ve devrimcinin her daim iyimser olması gerektiği ilkesine sadık bir gazeteci olarak şöyle bitirmiştim: "Özgürlük ve demokrasi savunucusu gazeteci, koşullar ne olursa olsun, susmuyor, susturulamıyor. Artı Gerçek’in başarısı malumun ilamı olacak: El mi yaman, bey mi yaman?"
Celal Başlangıç ilk sayıda yayımlanan yazısında "Türkiye’nin gerçekle olan ilişkisi AKP iktidarı tarafından her geçen gün daha da fazla koparılıyor. Gerçekleri dile getiren yayın organları birer birer kapatılıyor. Hâlâ yayın yapabilenler ağır para ve hapis cezalarıyla terbiye edilmek, diz çöktürülmek isteniyor. İşte bu tablo karşısında sansürsüz ve otosansürsüz bir yayıncılığı hedefledik. İstedik ki, bir an önce Türkiye’nin demokrasisini, barışını, özgürlüklerini savunanlara bu ülkede yıllarca gazetecilik yapmış olan insanlar olarak karınca kararınca bir katkı sunalım. Özgür bir medya, demokratik bir Türkiye için hepimizin yolu açık olsun" diyordu.
Bir ay sonra da görsel yayıncılıkta büyük bir atılım olan Artı TV yayına girdi. Açılışı için Köln’de yapılan etkinlikte, ödünsüz mücadeleleriyle her daim iftihar ettiğim gazeteci dostlarımla birlikte olmak, meslek yaşamımın en mutluluk verici olaylarından biriydi.
İzmir medyasının iki farklı kuşağının çalışan gazetecileri olarak zaman zaman söyleşirdik. 4 Mayıs 2017’de Celal’e, 50’li yılların sonunda İzmir gazetecilerinin bir sendikal toplantısında benim de dahil olduğum toplu fotoğraf da bulunan bir gazete kupürü göndermiştim.
Celal, 5 Mayıs 2017 tarihli yanıtına “Beni de yıllar öncesine döndürdünüz... Ben 1975'te Ekspres'te başlamıştım gazeteciliğe. O zamanki adıyla Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu'nda birinci sınıf öğrencisiydim" diye başladıktan sonra, 50'li yıllarda benim birlikte çalıştığım gazetecilerin 70'li yıllar ve sonrasındaki konumlarını da ayrıntılı olarak anlatmıştı.
Son yıllarda Celal’in sağlık durumunun günden güne daha da kötüye gitmesi İnci için de, benim için de, büyük endişe ve üzüntü nedeniydi…
Ona rağmen, geçen yıl, 9 Haziran 2023’te, Esra Yıldız’ın bizim yaşamımız ve mücadelelerimiz üzerine gerçekleştirdiği “Vatansız” belgeselinin gösteriminin yapıldığı Köln’de Celal de, sağlık koşullarına rağmen, eşi Ayşe Yıldırım’la birlikte bizimle beraber olmuş, geç saatlere kadar Osman Okkan'ın da katıldığı, eski günleri de anımsadığımız sıcak bir söyleşi yapmıştık.
Celal'e verdiğim sözü tutarak ilk sayısından beri Artı Gerçek'e hiç ara vermeksizin yazmaya devam ediyorum... Celal’in Artı Gerçek’teki son yazısı ise, Köln’deki buluşmamızdan bir ay kadar sonra, 13 Temmuz 2023’de yayınlanmış…
Sağlık sorunlarım nedeniyle Celal'in Köln'deki cenaze törenine katılamadım.
O törende Avrupa Sürgünler Meclisi sözcüsü Enver Toksoy arkadaşımız sürgünler olarak Celal'in kaybı karşısındaki ortak duygularımızı çok güzel ifade etmişti:
"Yıllarca basın özgürlüğü için mücadele eden Celal Başlangıç’ı Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde sürgünde kaybetmenin acısını yaşıyoruz. Faşizmin en karanlık döneminde, Kürdistan'da zulmün ve zorbalığın kol gezdiği, muhalif seslerin susturulduğu, öldürüldüğü, zindanlara atıldığı zamanda boyun eğmemiş, onurlu duruşuyla risk ve cesaret olarak gerçek haberden vazgeçmemiş, ezberleri bozarak, kalemini iyiden, doğrudan, adaletten, insan hak ve özgürlüklerinden yana kullanmıştır. Gazeteciliğin yüz akı olmuştur. Türkiye halkları, devrimcileri ve sürgünler onu dik duruşuyla, iz bırakan mücadelesiyle hatırlayacaktır. Avrupa Sürgünler Meclisi onun baş eğmez mücadelesini sürgünde yaşatacaktır. Güle güle sevgili Celal."
Kendisini hep örnek bir meslektaşım, Artı Gerçek'teki yayın yönetmenim ve sayfa komşum, dahası yakın bir dostum olarak her daim sevgiyle anacağım.
Umarım ki Türkiye medyasının bu savaşkan gazetecisinin yazdıkları ve söyleşileri meslek kuruluşlarımız tarafından en kısa zamanda bir kitap haline getirilir, gazetecilik okullarında da emekten, özgürlükten, sosyal adaletten, halklarımızın eşitlik ve kardeşliğinden yana gazeteciliğin nasıl yapıldığını gösteren bir kaynak olarak hak ettiği yeri alır.

--------------------

*) Ülkemiz dışında yaşamak zorunda bırakılan sürgünlerin sesi, bilinci ve kollektif emeğin ürünü olan Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM)'nin yayın organı Sürgün Dergisi‘nin 7. sayısını isteme adresi: exilrat@web.de

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.