RESİM ÖĞRETMENİM İSMAİL HAKKI TONGUÇ'A SAYGI

Doğan ÖZGÜDEN

RESİM ÖĞRETMENİM İSMAİL HAKKI TONGUÇ'A SAYGI
40'lı yıllarda yoksul köy çocuklarından bir irfan ordusu yetiştirmeyi amaçlayan efsanevi köy enstitülerine ilk darbeyi "komünist yuvasına dönüştüler" karalamalarından korkan CHP vurmuştu, öldürücü darbe ise daha sonra iktidara gelen DP tarafından 1954 yılında indirildi.
Türkiye'nin aydınlığa çıkması için bu kurumu yaratan iki insan dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlk Öğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç'tu...


Hizmetleri yıllarca inkar edilen ya da karalanmak istenen Tonguç'u tüm gerçekliğiyle tanıtmak için oğlu Dr. Engin Tonguç'un 664 sayfalık eseri "Devrim Açısından Köy Enstitüleri ve Tonguç"'u 1971 darbesinden kısa bir süre önce Ant Yayınları arasında yayımlamıştık.
Bu kitabın tam metni İnfo-Türk'ün şu link'i tıklanıp dijital olarak okunabilir:
https://www.info-turk.be/Koy%20instituleri.pdf
23 Haziran 1960’da vefat eden Tonguç'un 66. ölüm yıldönümü.
Ankara Atatürk Lisesi'nin orta kısmında resim öğretmenliğimi yapmış olan Tonguç’u aşağıdaki hatıramla ve saygıyla anıyorum.
Doğan Özgüden
****
Tüm derslerde başarılı iken, resim dersinde sınıfın en kabiliyetsiz öğrencisiydim. Suluboya resim yaparken boyaların ölçüsünü kaçırıyor, ortaya doğru dürüst bir şey çıkartamıyordum. Bu yüzden ikinci sınıfta resim dersinden ikmale kalmış, yaz tatilinde herkes matematik, fizik çalışırken ben suluboya resim talim etmek zorunda kalmıştım.
Üçüncü sınıfta bir gün resim dersine girdiğimizde, suluboya ısrarcısı kadın öğretmen yoktu. Öğretmen masasında saçları ağarmış, bakışları hüzünle karışık sevgi dolu yaşlıca bir kişi oturuyordu.
Önce kendini tanıttı. İsmi bize bir şey demiyordu. Çantalarımızdan suluboya takımlarını çıkartırken müdahale etti:
- Yok çocuklar, suluboya yapmayacağız. Defter ya da kağıtlarınızı, bir de kurşun kaleminizi çıkartın. Başka şey lazım değil…
Kulaklarıma inanamıyordum, suluboyadan kurtuluyor muydum?
- İyi resim, iyi desen yapmanın birinci kuralı, korkma­dan, titremeden düz çizgi çekmektir. Bu derste başka hiçbir şey yapmayacak, defter ya da kağıtlarınızın üzerine çizebildiğiniz kadar düz çizgi çizeceksiniz. Haydi göreyim sizi…
Sınıfta keyifli bir yarış başladı. En keyifli olan da herhalde bendim.
Çizdik… Çizdik… Yorulana kadar çizdik. Başlangıçta eğ­ribüğrü olan çizgilerimiz dakikalar ilerledikçe daha düz­gün, daha kararlı oluyordu.
Dersin bitimine yakın,
- Tamam, dedi, bugünlük bu kadar… Düz çizgi çizebil­mek hem iyi bir ressam olmanın ana koşuludur, ama aynı zamanda dürüstlük ifadesidir. Diyeceğim şu, hayatta daima bugün çizdiğiniz düz çizgiler gibi doğru ve dürüst olun…
Bir süre önce "Komünist" diye görevden alınmış olan en sevdiğimiz öğretmen Sami Bey’den beri hiç böylesi bir ders görmemiştik.
Öğretmenin adı İsmail Hakkı Tonguç’tu.
Akşam evde yeni resim ögretmenini büyük bir heyecanla anlattığımda, suluboya yeteneksizliğinden ötürü oğullarının ikmale kalmış olmasının üzüntüsünü hâlâ yaşayan annem de babam da çok keyiflendiler.
Ertesi gün sınıfımızın en gözü dönmüş milliyetçilerinden Savaş bombayı patlattı:
- Bizim yeni resim öğretmeni kimmiş biliyor musunuz? Köy enstitülerini kuran adam… Komünistlik yüzünden genel müdürlükten atılmış, bu yaşta buraya resim öğretmeni olarak sürgün edilmiş…
Sınıf arkadaşlarımın çoğu için “köy enstitüleri” belki aile içi politik tartışmalarda komünistliğin sembollerinden biri olarak anılmıştı, ama benim için geçmişimin bir dönemine damgasını vuran bir gerçeklikti.
Birden, ilkokulun üçüncü sınıfını okuduğum Kayseri’nin Muncusun Köyü’ne gelen ilk köy enstitüsü mezunu, siyah üniformalı köylü çocukları, onları bize tanıtan okul başöğretmeninin coşkusu gözlerimin önüne geldi.
Sonra yaşımın küçüklüğüne rağmen benim ortaokula kaydolmamı sağlayan eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i, o dev adamı anımsadım.
- Hayır, dedim. Ben köy enstitülerini biliyorum. Bu öğ­retmen onların kurucusuysa büyük bir insan olmalı.
Aramızda tam bir ağız dalaşı başladı. Kimileri Ton­guç’un bir dahaki dersini boykot etmeyi öneriyordu.
Ne ki, Tonguç bir dahaki dersine geldiğinde, yüzündeki o saygı uyandıran hüzünlü ifadesi, resim yaparken kendi kişiliğini ortaya koyma konusundaki konuşmalarıyla sınıfa derhal hakim olacak, en azılı anti-komünist adaylarından dahi bir daha onun aleyhinde tek kelime duymayacaktık.
https://www.info-turk.be/vatansizgazeteci%201.pdf
Doğan Özgüden, "Vatansız” Gazeteci, Cilt I, Sürgün Öncesi, Belge Yayınları, İstanbul 2010

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.