İSLAMCI FAŞİZMİN TAM 59 YIL ÖNCEKİ ALÇAKÇA SALDIRISI
Tek parti döneminde demokrasi ve barış savunucularının sesi olan Tan Gazetesi iktidardaki CHP’nin kışkırtması üzerine 4 Aralık 1945 tarihinde saldırıya uğramış, gazetenin yöneticileri Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel Türkiye’de gazetecilik yapmaları engellendiği için sürgüne çıkmak zorunda kalmışlardı.
O saldırıdan 22 yıl sonra, aynı Tan Matbaası’nda dizilip basılan sosyalist Ant Dergisi de islamcı faşist kapitalistlerin alçakça bir saldırısıyla susturulmak istenmişti.
Büyük sermayenin ve hükümetin baskıları sonucu İnci Tuğsavul ile birlikte Akşam gazetesi yönetiminden uzaklaştırılmamız üzerine Yaşar Kemal ve Fethi Naci’nin de katılımıyla 1967 başından itibaren yayınlamaya başladığımız haftalık sosyalist Ant Dergisi bir zamanlar Sertel'lerin Tan Gazetesi'nin basıldığı, sonradan tamir edilmiş bulunan Halil Lütfü Dördüncü'ye ait Tan Matbaası'nda dizilip basılıyordu.
1967'nin Eylül-Ekim aylarında ABD'nin Türkiye'deki varlığını güçlendirme yolunda yeni girişimler birbirini kovalıyordu. Doğu Anadolu'ya nükleer mayınlar yerleştirilmesi konusunda ABD Savunma Bakanı Mac Namara ile Ankara'da yeni pazarlıklar yapılmış, NATO'nun düzenlediği bir tatbikat için Vietnam'da savaşmış binlerce ABD askeri havadan Anadolu topraklarına indirilmişti. ABD üslerindeki işçi grevleri de NATO Komutanlığı'nın isteği üzerine hükümet tarafından ertelenmişti. Dahası, ABD 6. Filosu'nun İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun 45. yıldönümünde Boğaz'a demirlemesi bardağı taşıran damla olmuştu.
TİP Genel Başkanı Aybar Ant'ta yayınlanan demecinde "Amerika Türkiye'den çıkartılmalıdır" diyordu.
Bu gelişmeler karşısında, Ant'ın 10 Ekim 1967 tarihli 41. sayısını "Go Home" sloganlı bir kapakla yayınlamış, iç sayfalarda ABD aleyhtarı son eylemlere ve açıklamalara geniş yer vermiştik.
"Go Home" sayısı, Ant'ın Tan tesislerinde çıkan son sayısı oldu, matbaayı satın almış olan ümmetçi işadamları grubu dergimizin bu tesislerde dizilip basılmasını yasakladı.
2000'li yıllarda anti-Amerikan havalara giren ümmetçiler ve aşırı milliyetçiler o yıllarda ABD emperyalizminin gönüllü fedaileriydi. Gazetelerinde anti-emperyalist yazar ve eylemcilere en aşağılık ifadelerle saldırıyor, ölüm fermanları çıkartıyorlardı.
Örneğin ümmetçi işadamlarının yatırımıyla yayınlanan ve akıl hocalığını süpermürşit Necip Fazıl Kısakürek'in yaptığı Bâbıâlide Sabah Gazetesi, 10 Ekim 1967 tarihli sayısında açıkça şu tehditleri yayınlayabiliyordu: "Ey Allahsız, kitapsız, dinsiz, imansız, kızıl köpekler! Ölüm, sizlere ölüm... Ey kızıl sürüleri! İslam arslanları, Türk yiğitleri kükredi. Hudutlarımızın içinde size ve sizin bütün şer organlarınıza ölüm yağdıracağız, ölüm!"
Bir pazartesi sabahı 42. sayıyı hazırlamak üzere Tan Matbaası'nda çalışmaya başlamıştık, İnci önceden gelmiş yazıları puntolayarak dizgi için mürettiphaneye indirdi. İndirmesiyle birkaç dakika sonra barut gibi yukarı çıkması bir oldu... Sermürettibimiz ve sevgili dostumuz Nâtık Usta yeni patronlardan artık Ant Dergisi'ni dizmemek için emir aldıklarını söylemişti.
Hemen aşağı inerek ne olup bittiğini sorduğumda Nâtık Usta “Son derece üzgünüm, Halil Lütfü bu hafta sonu matbaanın işletmesini hacılara devretmiş. Onların da ilk işi, bu sabah erken saatte gelip bize artık Ant'ın burada dizilip basılamayacağını tebliğ etmek oldu" dedi.
Gerçekten de Dördüncü, matbaanın işletme hakkını Bahariye ve Kader mensucat fabrikalarının patronu Hacı Muammer Topbaş'a devretmişti. Topbaş, yeşil sermayenin Konya çıkışlı ilk yükselen yıldızları arasındaydı. Mensucat dışında başka sektörlerde de yatırımları vardı, bir yıl önce de yeğeni Sabahattin Topbaş'la birlikte Bâbıâli'de Sabah Gazetesi'ni yayınlamağa başlamıştı.
Suudi sermayesiyle sıkı çıkar ilişkileri içinde bulunan Topbaş'ın gazetesi, aynı zamanda Türkiye-Suudi Arabistan Dostluk Cemiyeti'nin de genel karargâhıydı.
Gösterdiğimiz tepki üzerine Halil Lütfü Dördüncü benimle birlikte Kâğıthane'deki mensucat fabrikasına giderek Hacı Topbaş'la görüşmeyi kabul etti. Görüşmede de Tan Matbaası ile aramızda bir yıllık bir dizgi ve baskı anlaşması olduğunu, tesisleri devrederken mevcut müşterilerle olan anlaşmalara riayet edilmesini şart koştuğunu, bu bakımdan Ant'ın dizilip basılmasını yasaklamanın hem anlaşmaya, hem de yasalara aykırı olduğunu dilinin döndüğünce anlatmaya çalıştı.
Ancak Hacı, bu sözleri, yüzümüze dahi bakmadan, başını tavana kaldırıp sanki bir vahiy inmesini bekliyormuş gibi dinledi. Sonra bir imam tonlamasıyla konuştu: "Biz İslam ümmetinin sesini duyurmak için gazete çıkartıyoruz. Bizim gazeteyi çıkartmamız bir takdir-i ilahidir. Tan tesislerini kiralayan müslüman tüccarlar ortaklığı, Ant'ın bu tesislerde bastırılmaması için kesin karar almıştır. İmtiyaz sahibi olarak da, bu kararı uygulamakla beni görevlendirmiştir. Yazılı anlaşma da olsa, Ant'ın Tan tesislerinde bundan böyle basılması asla mümkün değildir."
Matbaaya döndüğümüzde bu kez bizi yeni bir sürpriz bekliyordu. Ant'ın dizilip basılmasına yasak konulması üzerine makinist Mithat Usta, kendisi de dindar olduğu halde, bizimle dayanışma göstererek aynı matbaada çıkan ümmetçi Bugün Gazetesi'ni basmayı reddetmiş, bunun üzerine yardımcılarıyla birlikte o da derhal işten kovulmuştu.
Derginin yeni sayısının hemen dizgiye verilmesi gerekiyordu. Öteki iki kurucu Yaşar Kemal ve Fethi Naci'yi de çağırdım. Acele bir çözüm yolu bulmamız gerekiyordu. O sırada bazı gazetelerin dizgi ve baskı işlerini yapan Güneş Matbaacılık TAŞ'ın elinde fazla iş olmadığını biliyorduk. Hemen temas kurdum. Yanıtları hiçbir gerekçe göstermeksizin "hayır"dı.
Birkaç günü azap içinde geçirdikten sonra son anda Vatan Matbaası'yla bir anlaşma sağlayabildik. Ama 16 sayfalık dergiyi bir iki gün içinde baskıya yetiştirmemiz olanaksızdı. Bu nedenle yeni çıkacak sayıyı istisnai olarak sadece sekiz sayfa yayınlayabildik.
17 Ekim 1967 tarihli 42. sayının tamamını Amerikan güdümlü hacıların sabotajına ayırmıştık. "Sabotaj" kapaklı sayının "Susturamayacaklar!" başlıklı yorumunda şunları yazmıştım:
"Değil mi ki Ant egemen sınıflara ve Amerikan emperyalizmine karşı çıkmıştır; değil mi ki Ant 'Yankee'lere ve onun Türkiye'deki uşaklarına 'Defol!' demiştir... Hepsi hepsi olacaktır... Bu, sadece Ant için değil, Türkiye'de sosyalist eyleme katılan her insan için mukadderdir. Çünkü, Amerikan emperyalizmi ve işbirlikçileri, halkın uyanışı karşısında kendileri için 'olmak ya da olmamak' saatinin yaklaştığını görmektedirler. Onun için her sosyalist eyleme ve her sosyalist yayına en kahredici silahlarıyla saldıracaklardır. İşte Ant bugün bu saldırıyla karşı karşıyadır. Ama, herşeye rağmen, bir avuç insanın yarattığı bu dergi susmayacaktır. Bu dergi susturulsa bile, nöbeti başkaları devralacak, onun sloganları ağızdan ağıza, kalemden kaleme, ta ki bir koronun haşmeti içinde yalan fetvalarını boğuncaya kadar yankılanacaktır."
Bizim bu tepkimize, Necip Fazıl'ın Büyük Doğu Dergisi'nde verilen yanıt Kanlı Pazar'ın habercisi gibiydi.
"Basit bir müslümanın bile takdirinden kaçmayacak bir vazife olarak, kiraladıkları müesseseden bu gibi necasetleri temizlemekle işe başlamaları, ilk doğru ve faziletli adımlardır. Ve bundan böyle onu takip edecek adımlardan bir işarettir. Moskova lağımının fareleri, nasıl bilsinler ki, kendilerinin karanlık dediği her yerde nur ve pis gördüğü her noktada temizlik vardır. Moskof lağımının iğrenç farelerine tatbik edilecek muamele, onları, çoktan beri müstemlekeleştirdikleri 'Tan' matbaasından atmak değil, büyük bir kapan içinde Marmara'ya sarkıtıp boğmaktır."
Aynı grubun yayınladığı İttihad Gazetesi'nde de medyanın nasıl ümmet kontroluna alınmakta olduğu müjdeleniyordu:
"Daha dur bakalım, büyüğü geride. Artık isteseniz de, patlasanız da, çatlasanız da, Bâbıâli'ye el attık. Rotatifler, Kur'an ve iman hakikatlerinin neşrinde çalışacak. Müslüman gazetelerin sayısı daha da artacak; matbaaların, dağıtım şirketlerinin en yenisi, en moderni müslümanlara hizmet edecek. Tekniğin meşru dairedeki her şeyi islamiyete, onun hadimlerine hizmet edecek."
Bu kanlı tehditler başka ümmetçi gazetelerde de sürdürülecekti. Örneğin Bugün'de Mehmet Şevket Eygi açıkça katliam fetvası veriyordu:
"Türkiye'de komünizmin himaye edildiğine, islamiyetin ise baltalandığına dair apaçık deliller vardır. Artık müslümanlara düşen vazife, uyanık ve hazırlıklı olmaktır. Önümüzde taze ve ümit verici bir örnek vardır. Endonezya'daki komünist kıyımı. Yüzbinlerce komünist öldürüldü. Karada vahşi hayvanlar, denizde balıklar insan etine doydu. Korkunç bir komünist kıyımı oldu. Fakat Endonezya kurtuldu."
Sabotajdan sonra yayınladığımız sekiz sayfalık Ant'ta bir sayfa da Ant yöneticileri ve yazarları aleyhinde açılmış olan davalara ayrılmıştı. Çeşitli yazılardan dolayı hakkımızda istenen hapis cezaları dokuz ayda 46,5 yıla ulaşmıştı.
Giderek açılan davalar, tehditler, saldırılar daha da arttı... Ant Dergisi'ni ve Sertel'lerin üç kitabını da yayınlamış bulunan Ant Yayınları'nı tüm baskılara ve engelleme girişimlerine rağmen dört yıl daha sürdürdük.
Ancak 12 Mart 1971 darbesi, tüm sol örgütler ve yayınlar gibi bizim yayınlarımızı da yasakladığı, hakkımızda yüzlerce yıl hapis istenen davalar açıldığı ve subayların OYAK aracılığıla kapitalist sınıfa entegre edilişini belgelerle açıklamamızdan dolayı darbecilerin doğrudan tehdidi altında bulunduğumuz için Türkiye’den illegal yollardan ayrılarak mücadelemizi Sertel'ler gibi biz de sürgünde devam ettirmeye mecbur bırakıldık.