KADIN VE AYRILIK

Canan YÜCEL

 

Zamanın bir yerinden tutunuyor insan. Eteğinden çekiştiriyor. Ama hep, bir yerlerde bir sorun çıkmak zorundadır. İyi gitmemeli hiçbir şey. Mükemmeliyetçilik yok, şu zaman denen illetin ruhunda…

 

Bazen o kadar çok bunalıyorum ki, her şeyden, yaptığım işten zevk alamaz hale geliyorum. Okuduğum kitaplar sanki bana birer yabancı, dinlediğim müzikler notasını şaşırmış ya da bozuk plak gibi takılı kalmış yalnızlığı anlatan cümlelerde, başka telden naralar atıyor insanlar. Sıkılıyorum, kaçıp gidesim geliyor uzaklara, başka diyarlara, başka canlara, başka cananlara…

 

İnsan eğlenmek istiyor, gezmek, tozmak, arkadaşlarla takılmak. Çocuk gibi olmak, çocuk olmak mesela! Gülmek, hatta kahkaha olmak.

 

Masal olmak mesela!

 

Evet evet masal olmak. Dillere pelesenk olmak. Gökyüzüne aşık olmak, bulutlara, sonra yıldızlara, sonra güneşe ve daha sonra ay’a…

Sonra ağaçlara, yapraklara, kuşlara…

Sonra sana!

Hep sana,

Yine sana…

 

Çocuk gibi sana âşık olmak! Naz yapmak usandırmadan, aşkına aşkını aşıkça yaşatmak. Bıktırmamak. Huzur bulmak.

 

Bir söze kanmak ya da kanmış gibi yapmak; çünkü, herkes bilir; kadınlar inanmazlar. İnanmış gibi yaparlar, kanmak isterler. Yalandan da olsa… Oysa erkekler bunu düşünmezler. Sadece anı yaşarlar ve sonrası yoktur. Ama kadınlar sonralara kendilerini adarlar. Hayal kurarlar. Kendi dünyalarında kurdukları hayallerle yaşarlar. Ve onlar için hiçbir şey kolay değildir. Ama herkes kolaymış gibi görür, kolaymış gibi davranır, kolaymışlarla zaman öldürür.

 

Ayrılık kararı almak bir kadın için, bir renk ojenin üç farklı tonundan birini seçmekten daha kolaydır!

 

Evet aynen bunu söylemiştim facebook sosyal medyasının bana ait olan sayfasında. Karşı çıkan olduğu gibi, katılanlar da oldu elbet. Ama kimse cümlenin içindeki kinayeyi anlayabilmiş değildi. Oysa kolay mı bir hayatı parçalarına ayırabilmek? Yerle yeksan edilen umutlar tekrar eski haline gelebilir mi? Gelelim asıl amaca; bir kadın asla kolay kolay pes etmez. Etmek zorunda bırakılır. Pes ettikten sonra da kolay olmuş gibi davranması beklenir. Toplumda bu böyledir. Çünkü kadın için “ezik” durmak yoktur. Bunu asla kimse görmemeli. Geceler günler boyu canı yanar, ağlar sızlar da başkalarının yanında asla bu olaylar olmaz. Bu nedenle dışarıdan bakıldığında kadınlar için her şey çok kolay görünür. Bakınız sadece “görünür” diyorum.

 

Bir kadın ayrılık kararı almadan önce kendi iç dünyasında çok çetin savaşlar vermiştir. İnce eler, sık dokur, tartar yetmez, tartmaz kesmez… Günlerce gecelerce hep ters giden bir şeylerin düzelmesini bekler. Yani sığındığı ve güvendiği limanın ona kucak açmasını bekler. Bir söze kanmaya ya da kanmış gibi yapmaya muhtaç kalır. Bu çok kolay bir iş olmadığı gibi zor ve sabretmeyi gerektiren bir iştir. Dışarıdan bakıp da “ne kadar kolaymış bak” diyenlerde halt etmiş. Başkaları hep konuşur; vıdı vıdı vıdı… insanın başının etini yer ama kimse gerçeği bilmez. Bilemez ki!

 

Huzursuz olan, rahat olamayan ve bir türlü alınamayan karar başkalarında değildir. Boş teneke çok tıngırdarmış hesabı. Herkes sadece akıl verir. Olay bittikten sonra adam gibi teselli veren de çıkmaz aralarından. “Üzülme” demekle yetinirler. Ve o acımasız zaman acıların üzerini küllemekle yetinir sadece. Unutturamaz bile. Şimdi “kadınlar için çok kolay” cümlesini kurmadan önce iki dakika düşünün kâfi… Bakın işte düşünmek çok zor değil ama karar almak çok zor. Bir de kadın ve ayrılık kelimelerini duyduğunuzda anlayın ki sığınılacak limana kasırga vurmuş. O kente uğramayın!

 

Not: bir kadın için ayrılık kararı almak çok zordur. Ama dışarı belli etmemesi gerektiği için kolaymış gibi davranır.

 

Sonsöz: Yan yanayken çok yakışıyorsunuz, ayrılınca o sana layık değildi diyen arkadaş;

               Sen de ayrı bir yavşaksın!   (Küçük İskender)