YERİM SİZİN DİNİNİZİ, İMANINIZI

Bülent Hakan ALTUNCU

“Her horoz kendi çöplüğünde öter” diye bir söz vardır. Gerçekten de öyledir. İster hastaneye gidin ister postaneye gidin; ister itfaiyeye, ister belediyeye, ister kahvehaneye eğer oranın yabancısıysanız orada vakit geçirenler kendilerini direkt senden üst, seni sorgulayabilme, yönetebilme hakkı olan insanlar olarak görürler ve size üst perdeden yaklaşırlar. Tabi bu durum bizim gibi aşağılık kompleksi olan toplumların özelliğidir.

Hele de biz gibi aşağılık kompleksi olan ve tanrıdan bile yüce değeri para olan toplumlarda bu durum küstahlık boyutuna da varır.

Son günlerde bir araba siparişi verdim, tabi eski arabamı da satmaya çalışıyorum bu arada. Bir arkadaşın tanıdığı olan bir oto galeriye gittim. Öyle bir ofis ki; dersin vali makam odası. Deri koltuklar, devasa bir müdüriyet masası, arkasındaki duvarda Osmanlı tuğraları, armaları…. Referanslı gittiğim için gayet samimi bir şekilde ilgilendiler benimle. Sağ olsunlar.

Oradan çıktım, oto galeri sitesini gezerken bir bayinin önünde çok güzel görünen Mercedes, BMW, Audi markalı üç siyah araba gördüm. Belki modelleri eskidir, fiyatları düşük olur diye durdum. Bir müddet arabaları inceledim. İçerde dört kişi oturuyordu. Hiçbiri dışarı çıkıp yanıma gelmedi. Ameliyathaneden çıkıp gelmiştim, bone dediğimiz kafamıza taktığımız başlıktan ötürü saçlarım darmadağın, sakalım çıkmış ve bedenim yorgundu. Yalan yok üstüm başımda pek iyi değildi. İçeri girdim burayla ilgilenen kim diye sordum. Bacak bacak üstüne atmış bir adam bacaklarını toparlamadan o şekilde “benim ne var” dedi. Araçlardan birinin fiyatını sordum, “beş milyon” dedi. Daha modelini falan sormadan çıktım.

Bu adamlarda para piyasasının horozları! Satın alamayacağımı anladı ve beden diliyle benim üzerimden anlık keyfini yaşadı. “Horozları” mı orospuları mı o da ayrı bir konu.

Gençliğimden beri oturdukları yerden para kazanan emlakçıları ve oto galericileri hiç sevmedim. Aklım, mantığım, ahlakım bu meslekleri insan onuruyla bağdaşır bir yere oturtamadı.

Bir araba satış sitesine de vermiştim araba ilanımı. Beni arayanların selam veriş şekillerinden, konuşma üsluplarından, ses tonlarından, sorularından anlıyordum galerici olduklarını. Zaten konuşmanın sonunda benim yazdığım rakamın 200-250 bin eksiğine (%20 eksiğine) veriyor musun diyorlardı bana… Sanki bir şey istemek için ben onu aramışım gibi üst perdeden konuşuyorlardı benimle.

Bir günde bir tane işçi aradı beni; sanki ilk kez bir araba alacak olmanın heyecanı içinde, öyle istekli, öyle ezik bir dille konuştu ki benimle; şu emin evim, fuzul ev gibi bir yerlere başvurmuş, paramı beş ay sonra verebileceğini söyledi bana. İçim gitti, üzüldüm ona ama o kadar beklemeyeceğimi söyledim kendisine gerçekten çok üzülerek.

Medeni olan insanlar işlerinde çok profesyonel olsalar da karşılarına çıkan en cahil insanlara bile saygıyla davranırlar, sorularını cevaplamaya çalışırlar. Onlar üzerinde bir üstünlük kurmaya bir baskı oluşturmaya hele onlara bir eziklik duygusu oluşturmaya hiç gerek duymazlar. Aksine daha alçak gönüllü olup onları kırmamaya, onlara yardımcı olmaya çalışırlar.

Ne var ki “peygamber mesleği” diye ticareti dini bir sevap (sünnet) olarak öğütleyen öğreti ve bu tüccar zihniyetinin kapitalizme tamamen entegre olup parayı tanrıdan bile değerli görür hale gelmesi sadece bu piyasalarda değil bütün sosyal ortamların ilişki şeklini belirler oldu maalesef. Ama Müslümanız gene "elhamdülillah". Yerim sizin dininizi, İman’ınızı…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.