NE KADAR ACI!!!

Bülent Hakan ALTUNCU

Bizlerden çok önceki zamanlarda dinler geldi. Bugün aslında bizlerin hepimizin bildiği şeyleri söylediler: İnsan öldürmeyin, çalmayın, çırpmayın, yalan konuşmayın, iftira atmayın, yardımcı olun, paylaşın dediler.

Yüzyıllarca bu böyle sürdü gitti. Sonra Aydınlanma çağı geldi, o dönemin ünlü düşünürleri dinlerin doğru söylemlerini kabul ettiler fakat hatalı oldukları yanlarını gördüler ve eleştirildiler. Dini kitaplarının daha ilerisinde şeyler söylediler, toplumlarını bir üst aşamaya geçirdiler. Din tutucuları tarafından eleştirildiler, cezalandırıldılar. Bizler bugün bunların dedikleri doğruları da biliyoruz. Bir kısmımız bilincimizde dahi olmadan yaşamımızı bu ilkeler doğrultusunda sürdürüyoruz: Hayvan öldürmüyoruz, kalp kırmıyoruz, doğayı talan etmiyoruz vs.

Sonra 19 ve 20 yy geldi. Nice düşünür, siyasi lider, nice yazar, nice şair geldi, bilim dalları gelişti…. Bu dönemin yeni düşünce ve ürün üreticileri; toplumsal değişimleri yaratan liderleri bir önceki dönemin savunucuları tarafından eleştirildi, cezalandırıldı. En bariz örneği Mustafa Kemal…. Oysa bunlarda bir önceki dönemin içinden gelmiş, yanlışlarını eleştirmiş, doğru yanlarını özümsemiş, bu temel bilgiler üzerinden yenilik yapan ilerici kesimlerdi. Biz onların da ne dediklerini öğrendik, kabul ettik, benimsedik… Bu dönemi de geçtik.

Geldiğimiz şu çağda bizlerin ve bizden sonraki Z kuşağının, ne dinlerin dediği gibi “çalma, çırpma, iftira atma”, Ne Marks’ın dediği gibi “eşitlik, sınıf bilinci”, ne Mustafa Kemal’in dediği gibi “Hayatta en hakiki mürşit” ilimdir, ne Nazım’ın dediği gibi “Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” gibi güzel sözlerini benimsese de bunları tekrar etme, yaşamlarını bunlar üzerinden sürdürüp yerinde sayma gibi şansları yoktur.

Yeni kuşakların böyle güzel sözler, güzel düşünceler üretmeleri her geçen gün zorlaşsa da yine de tüm bu zorluklarına rağmen bu zamanda ve bundan sonraki zamanlarda geçmişteki güzellikleri özümseyip, yanlışlarını eleştirip ama onları tekrar etmeden insanlığa hizmet eden yeni eserler ve ürünler üreten insanları çıkıyor. Ve yine bundan önceki çağların ilerici öncüleri gibi önceki dönemlerin putperestlerinin eleştiri ve saldırılarına maruz kalıyorlar. Dinci yobazı da bunu yapıyor, Faşist’i de, Marksist’ i de, Kemalist’i de… Tek istisnası kapitalizme veya kendi cemaatlerine hizmet ediyorlarsa onları yüksek maaşlarla esir alıyorlar, geriye kalanlarını yok sayıyorlar. Bu da bu çağın yobazlarının engizisyon cezası şekli.

Oysa ne kadar komik değil mi; bu çağda her Cuma günü namaza gidip çalmayın, çırpmayın, öldürmeyin şeklinde binlerce kez dinledikleri vaazları tekrar tekrar yeni bir şey dinliyormuş gibi huşu içinde dinlemek. Veya diğer putların vecizlerini tekrar edip gaz çıkarmak.

Ve hatta ne kadar konforlu, rahat, zararsız ve hatta çoğu zaman gerek sosyal açıdan gerek ekonomik açıdan ne kadar karlı değil mi; özgür düşünen, üreten, bedel ödemeyi göze alan insanlara karşı çıkmak, onları yok saymak ve yalnız bırakmak.

Uygarlık tarihi boyunca en büyük sorun putperestlik olmuştur. Bu son elli yılda ise çok azınlık olsalar da putperest olmayan insanların birbirleriyle bağ kurmamaları ve kendilerini ilah sanıp kendilerine putperest kul arayışları: Yani ego! Ne kadar acı!!!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.