MİRAÇ KANDİLİ ve OYUN BOZAN ÇOCUKLAR

Bülent Hakan ALTUNCU

Bir insanı sevmeye bilirsiniz ama o insan direk size bir zarar vermediyse ondan nefret etmenize gerek yoktur, sadece sevmezsiniz.

Örneğin ben Erbakan’ı, Türkeş’i veya Fetö’yü hiçbir zaman sevmedim ama hiçbirinden nefret de etmedim. Çünkü direk olarak benle olan bir husumetleri olmadı.

Çocuklar arasında oyun bozan denilen tipte çocuklar olurdu. Gerçekten çok çirkef olurlardı. Herkesin gözü önünde cereyan eden bir olayı öyle çarpıtırlardı ki oyun bozulurdu.

Bu tip çocuklar sanırım genellikle evlerinde yalan konuşulan, bu yüzden önce yalanı normal bir şeymiş gibi algılayan, sonrasında kendileri de yalan konuşmaya başlayan ve en nihayetinde kendi yalanlarına gerçekten inanan, bunu savunan çocuklar olurlardı. Yalanın ayıbını ve yanlışlığını aslında çok iyi bildikleri ve buna rağmen yalana gerek duydukları için bu yanlışı bilinç altlarında bastırdıklarını düşünüyorum. Ne kadar bastırsalar da bu gerçekler üst bilinci baskı altında bırakır. Bu baskıdan bunalan bireyler, gittikçe daha çok yalana, daha çok çirkefliğe ve hatta şiddete başvurur.

Herkes kendi çocukluklarında bu başa bela tiplerle karşılamıştır mutlaka. Hatta tartışmaya veya kavgaya girerler, sonra evlerine gider haklıymış gibi ebeveynlerine durumu anlatılar, ebeveynleri de aynı onların zihniyet yapısında ve kültüründe olduklarından gelir kapınıza dayanırlar. Siz ne anlatırsanız anlatın bunlar fino köpeği gibi havlayıp, oranıza buranıza yapışırlar.

Neden mi bunları anlatıyorum?

Çünkü hiçbir devlet yoktur halkına her şeyi dosdoğru anlatan. Evet Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tür. Gerek o yaşarken gerek öldükten sonra cumhuriyeti tek başına kurmuş gibi anlatılmıştır. Bir nevi tanrılaştırılmıştır. Fakat gerek resmi tarihi yazanlar gerek bu tarihi hikayeleştirip, romanlaştırıp anlatanlar tamamen gerçekliklerden kopuk uydurma metinler yazmamışlardır. Belki o esnada olayların içinde rolü olan bazı isimleri es geçmişler veya üzerlerinde çok durmamışlar, belki eksik anlatmışlardır. Fakat anlattıklarının gerçek tarihte bir karşılığı vardır, masal uydurmamışlardır.

Ayrıca her birinin bir tarihçi, bir gazeteci, bir edebiyatçı sorumluluğu vardır ve eserlerini bu mesleklerin kural ve ahlaki değerlerine mümkün olduğunca sadık kalarak, tarihsel ve bilimsel bir akıl ve mantık çerçevesinde yazmışlardır.

Bugün bile bir cumhuriyet gazetesi ile bir sabah gazetesini açın okuyun; haberi anlatım şekilleri, dilleri, üslupları arasındaki inanılmaz farkı görebilirsiniz ( bu arada ben çok uzun yıllardır cumhuriyeti okumuyorum, okuduğum yıllardan aklımda kalanlardan hareketle söylüyorum).

Fakat ülkemizi nerdeyse yüz yıldır yöneten, kendilerini “ millliyetçi, muhafazkar” diye tanımlayan siyasetlerin tek bildiği şey, tek geçindiği politika saklı gibi tutmaya çalışsalar da Atatürk düşmanlığıdır. Onun laik devlet anlayışıdır. Onun laik olmaya çalışan ( ki bana göre dinci müslümanların şeyinin keyfine kadar laik olabilmiştir ancak) devlete karşı olan kinleri onları sürekli asılsız, astarsız, sıfırdan uydurma yalan üretmeye, bu yalanlar dizisine ölümüne inanmaya sevk etmiş ve tıpkı çocukluğumuzun oyun bozan çocukları olmuşlardır.

Bugün ki güncel siyasetimiz de medyamızda tam bu oyun bozan çocukların kontrolünde gitmektedir. Yapamayacakları oyun, atamayacakları iftira olmayan bu aileden görmemiş zihniyetten her şey beklenir.

Bunların tüm düşünce, felsefe, siyaset alt yapıları sadece insanları dinlerine göre ayırmadan, eşit bakan laik devlet anlayışı kini üzerinedir ve bunun dışında insanlık adına hiçbir şeye kafa yormamışlardır.

Boşuna demiyorum bizim ülkemizde laiklik dinci müslümanların şeyinin keyfine göre bir laikliktir. Yoksa nice ilahiyat profesörünün dediği gibi dinimizde yeri olmayan kandil gecelerinde, sene boyu haram alkol satan tekel bayileri kapatır mıydı?

“Sevap almak için içeriz şarap/İçmezsek oluruz düçar ı azap/Senin aklın ermez bu başka hesap/Meyhanede bulduk biz bu kemâli/
Kandil geceleri kandil oluruz/Kandilin İçinde fitil oluruz/Hakkı göstermeye delil oluruz/Fakat kör olanlar görmez bu hâli”

İnanmıyorum ama eğer varsa böyle bir gece: Gerçekten inanarak tanrıya sığınan ve dileklerini ileten insanlarımızın dileklerinin kabul olmasını; sıfırdan asılsız astarsınız yalan üretip, iftira atıp sonra buna inanların kahrolmasını dilerim.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.