KARARLAR, KADER VE ANESTEZİ
Hayat, bir kararlar örgüsü. Sonucuna da “kader” diyorlar.
Tıpta ihtisas yapmak için aslında tıpta ihtisastan çok Trabzon’a tayin aldıramadığım için ihtisas sınavına girmiş ve Trabzon’daki fakültede açılan tüm branşları tercih olarak alt alta yazmıştım. Histoloji Ana Bilim dalına kadar. Hatta fakülteye TUS sınavıyla görevli temizlik işçisi alan, temizlik işleri ana bilim dalı diye bir bölüm açsalar onu bile yazacaktım. O kadar çok bunaltmışlardı beni Bayburt’ta çünkü. Bunaltanlar Bayburtlular değil sağlık camiasıydı. Yoksa Bayburt benim ilk aşkım. Ona laf ettirmem.
Sınav sonuçları açıklandı: Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim dalını kazanmışım. Sadece Tıp Fakültesi 5.sınıfta okurken üç haftalık stajından geçmenin çok zor olduğu bir bölüm olduğunu hatırlıyordum. Başkada hiçbir bilgim yoktu bölüm hakkında. İçime hiç sinmedi doğrusu. Kararsız kaldım. Uzmanlık kazanmış veya uzman olmuş arkadaşları arayıp kayıt yaptırayım mı diye sormaya başladım. Yarısı yaptır diyor, yarısı da sakın yaptırma bir daha ki TUS’a tekrar gir diyor. Fakat bir daha ki TUS’a kadar Bayburt’ta kalmak istemiyorum. Her insanın kararsız kaldığı anlar olur ama benim için içime sinmeyen bu bölüme gidip kayıt yaptırıp, yaptırmamak arasındaki kararsızlığım akla ziyan, insanı çıldırtan, geceleri uykudan kan ter içinde uyandıran bir kararsızlıktı ve sonuçta kararımı verip kayıt yaptırdım.
Aslında uyanık olmayan, saf ve doğal olan her insanın hayatının her aşamasında aldığı ve hayatına yön verdiği kararlar, en acemi anlarına rastlar. Kararını verir o işe koşulur. İşin aslını o yola koyulduktan sonra öğrenir. Bu ilk aşk içinde öyledir, ilk evlilik içinde…Sonrası da onun kaderini oluşturur.
Bu cümleleri yazmaya başlamadan önce aklıma şu gelmişti: İnsanların birçoğu bir dine inanır, bu dünyanın fani, gerçek dünyanın ise diğer tarafta cennet veya cehennem olduğunu kabul eder. Bu inanç üzerinde yaşamını sürdürür fakat bunun kanıtlanabilir hiçbir noktası yoktur. Bir kısmı da reenkarnasyona inanır: Öldükten sonra tekrar dünyaya geleceğine… Kimi fakirse zengin olarak geleceğine, kimi insansa başka bir hayvan olarak dünyaya geleceğine… Daha da derinini düşünenler bir ağaç, bir çiçek, bir ot, bir yosun, bir liken belki bir virüs olarak geleceğine… Bununda cennet/cehennem gibi kanıtlanabilir bir tarafı olmasa da insana bir bilinç ve sevgi katacağını düşündüm.
Nefes almaya, enerji üretmeye, beslenmeye, doğanın tehlikeleri karşısında korunmaya ve barınmaya ihtiyacı olan bakterisine kadar mikropların bile insan gibi bir yaşama kaygısı olduğunu düşünebilen, üstelik bunların bir zamanlar yaşamış bazı insanların enerjileri (ruhları) olduğunu düşünebilen bir insan bir dikene dahi kızabilir mi? Tanrının yarattığı her canlının yaşam hakkına saygı duymaz mı? Böyle insanların olduğu bir dünyada emek sömürüsü, savaşlar, kendini bir şey sanmalar, birilerini kendinden aşağı görmeler olabilir mi?
“Kararlar” diyerek yazıma başladım. Kararlarımızın “kaderimiz” olduğunu söyledim. Fakat uyanık, cingöz değil; saf, tertemiz ve doğal insanlarsak en acemi olduğumuz bir anda karar vermek zorunda kaldığımızda, bu kararlarımız bize sonrasında büyük sıkıntılar çektirse de bize gerçeği ama bundan önemlisi anlamı ve sevgiyi öğretiyor bunu da kendi hayatımda tecrübe ettim. “Kader” denen alın yazısı boşa çekilmiyor.
Hepsi böyle olmasa da büyük bir çoğunluğu kendilerini neşter ellerinde, astığım astık, kestiğim kestik özgüveninde gören cerrahlar; onlara işlerinde hem bu kutsal görevleri hem de insan sağlığı ve yaşamı adına koşulsuz hizmet edip saygı duyan insanlara, daha alt sınıf, insan, yardımcı, hizmetkar gözüyle bakar, eşlerine, çocuklarına edemeyecekleri ağır lafları bunlara ederler. Bu kararım sonrası ömrümü bu insanların içinde geçirdim. Kocalarından işitemeyeceği azarları bunlardan işitip de yine de bunlara hayran olup saygı duyan, hakaretlerine gülen insanları da yine bu ameliyathane ortamlarında gördüm.
Kısacası bu anestezi doktorluğu kararım sayesinde çok şey öğrendim, insanı tanıdım, yaşamın anlamını kavradım, doğru yerde durmanın tadını aldım, elli yaşımdan sonra sevmeyi öğrenmeye başladım. Bugün 54 yaşımda düşününce; tüm yanlış gibi görünen kararlarım kaderim olmuş olsa da bana daha yeni yeni, virüsüne kadar tüm doğayı sevdirmeye başladı. Bundan büyük bir nimet olabilir mi? Yine de çok çok eksiğim var, daha daha çok sevmeyi öğrenmeyi ümit ederim.