İnsan ister istemez düşünüyor. Bu güzel yurdumuzun gelirlerinden hak ettikleri miktarı alamayan, bu yüzden zor şartlarda yaşamak zorunda kalıp gelecek kaygısı yaşayan…
Üstüne de çalışıp çabaladıklarını bu ülkenin gelirlerinden hiçbir emek harcamadan hak ettiklerinin çok çok üzerinde pay alanlarına vermek zorunda kalan sınıflar…
Irkları, dinleri, mezhepleri, dilleri, şiveleri, kılık kıyafetleri, türküleri, dansları ne kadar birbirinden farklı olsa da sadece sınıf bilinci sayesinde kan kardeş olsalar: Birbirlerinden ne çok şey öğrenirler. Kendilerini ve üretimlerini ne kadar çok geliştirirler. Kültürleri ne kadar çok zenginleşir. Bu gelişme ve zenginleşme onları ne kadar çok güçlü kılar. Nasıl kardeşçe bir hayat sürerler, nasıl birbirlerine olan güvenleri artar, nasıl bir yoldaşlık bağı kurarlar. Tüm bunların sonucunda farklı kültürleri de tanıyarak özeleştirilerini yaparlar. Geçmişten gelen hatalarını anlarlar ve zaman tam anlamıyla tek bir millet olurlar.
Ne var ki böyle sınıf bilinci olan bir milleti, memleketin kaynaklarını hiç hak etmedikleri boyutta sömüren, onlara bu yoksulluğu reva gören zenginler bu durumdan hiç hoşnut olmaz. Bu yüzden onların bu bilince ulaşmaması için onları dinler, ırklar, bölgeler üzerinden böler ve birbirine düşman ederler.
Bu yüzden anasının elleri nasır tutmuş örneğin bir Of’lu vatan-millet, din-iman hamaseti yapan, elleri yumuşacık, taşa değmemiş, bir eli yağda bir eli balda bir mafyayla kendini aynı sınıftan hisseder.
Bu yüzden babası iş kazası sonucu ölmüş bir genç patronların safında yer alabilir.
Bu yüzden insanlığı kendisine ikinci sınıf bir yaratık olarak belletilmiş bir kadın erkeğinin kulu kölesi olabilir.
Bu yüzden dedesi ekmek bulamayıp fındık kabuklarını, mısır kuturlarını ( taneleri ayıklandıktan sonra hayvanlara verilen sapını) değirmende öğütüp yemek zorunda kalmış, at bokunda arpa aramış bir millet bu durumu görmezden gelip kendini Osmanlı sarayında altın kaşık ve çatallarla kadınbudu köfte, Hünkar beğendi, Kuzu kapama, bademli dolma, hanım göbeği, dilber dudağı yemiş bir Osmanlı torunu sayabilir.
Bu yüzden bir sünni bir Alevi’nin yaptığı yemeyebilir. Bu yüzden bir Alevi bir sünniye kızını vermeyebilir.
Bu yüzden yedi yaşında bir Türk çocuğu Kürt bir gence, yedi yaşında bir Kürt çocuğu bir askere iğrenç bir şekilde bakabilir.
Ve bu yüzden aynı yurdun insanlarının hatırı sayılır bir kesimi, ne haltlar çevirdiklerini çok iyi bildikleri halde; hırsızlık yapsalar da rüşvet alsalar da uyuşturucu işine bulaşsalar da parsel parsel memleketimizi satsalar da sadece sırf “namaz kılıyorlar” diye bu alçak, şerefsizlerle aynı yoldan yürüyebilir.
Yoldaşlık sınıf bilinciyle olur fakat sınıf bilincinin olması gereken emekçiler maalesef ya onları sömüren faşistlerin ya da onlardanmış gibi görünüp günlerini, koltuklarını, makamlarını koruma derdinde olanların peşinden gidiyor ve yazımın başında bahsettiğim emekçi halkların sınıf bilinciyle muhteşem buluşması, kaynaşması, bu birliktelikten güç sağlanması zaruriyeti gerçekleşemiyor. Neden?
Diyalektik düşünme her insanın sahibi olduğu bir özellik değildir. Diyalektik düşüncenin kıyından köşesinden bir şeyler kapmış ama tam hakimi olmayan insanlar bugün bizim en büyük sorunumuzdur.
Bu dediğim, kıyından köşesinden az çok diyalektik düşünme kapasitesi olan ama asla tam olmayan, yine kıyından köşesinden az çok sanat ve estetik zekaları olan ama asla tam olmayan kesimler kendilerini o kadar üstün özellikli ve halkın çok çok üstünde muhteşem yaratılmış insanlar olarak görüyorlar ki bunlar yüzünden yaşıyoruz tüm bu sıkıntıları.
İşte bunların en büyük sorunu kendilerini erişilmez bir mertebede görmeleri, bilmediklerinin farkında olmamaları ve hepsinin kurtarıcı olarak halkın kendilerini baş tacı etmelerini beklemeleridir.