İnönü’nün ölüm yıl dönümünün üzerinden üç gün geçti ve üç gündür düşünüyorum yazsam mı yazmasam mı? Yazmaya karar verdim sonunda. Kim ne derse desin umurumda değil.
Köylümüz olan bir yüzbaşı, bir tatbikat öncesi kendi atına diğer atlardan daha fazla arpa vermesini isteyen komutanına “emir böyle bu kadar verebilirim” diyen bir eri fena bir şekilde dövmüş. Yüzbaşı bu durumu öğrenince çocuğu döven rütbeliyle tartışmaya girmiş ve tartışma büyümüş ve ona ateş etmiş. Ardından Erzincan cezaevine düşmüş.
O içerdeyken büyük Erzincan depremi olmuş. Yüzbaşı içerdeki mahkumlara o güne kadae hem öğretmenlik yapıp okuma, yazma, matematik öğretmiş; hem de bir şeyler üretip satmalarını sağlamış. Mahkumlar tarafından çok büyük bir saygı duyulan biri olmuş. Deprem olup hapishane yıkılınca “Kimse firar etmeyecek hep beraber enkazların kaldırılmasına yardım edeceğiz” demiş ve bir tane mahkum bile firar etmemiş.
Deprem sonrası bölgeye gelen İsmet İnönü bu kadar enkazı nasıl kaldırdınız diye valiye sormuş. Vali de mahkumların yardım ve çalışmalarından bahsetmiş. İnönü şaşırmış nasıl yani mahkumlar kaçmadı da size yardım mı etti, diye sormuş. Vali de mahkumların, mahkum bir yüzbaşının bir dediğini iki etmediklerini, onun emirlerine harfiyen uyduklarını söylemiş. Bunun üzerine İnönü yüzbaşıyı valilik makamına çağırtmış, dile benden ne dilersen demiş. Yüzbaşı da “Beni ocağıma bağışlayın paşam” demiş.
İnönü bunun üzerine “Benden ne dilersen dile ama bunu dileme. Asker ocağının bir kuralı ve geleneği vardır, ben bunu yıkamam” demiş ve kendisini cezası bittikten sonra Sümerbank’ın bir fabrikasına müdür yapmış.
Üç gün önce İsmet İnönü’nün ölüm yıl dönümüydü. Mustafa Kemal Atatürk ile beraber saltanatı ve hilafeti ortadan kaldırıp tarihin çöplüğüne gömüp, cumhuriyeti kuran ve ölene kadar bunu savunan İnönü kimdi? O da Atatürk gibi eğitimi, bilimi, devletçiliği, halkçılığı savunan; yobazların din tacirlerinin ne mal olduklarını bilen devlet geleneklerinden, kurallarından, yasalarından asla taviz vermeyen bir devlet adamıydı.
Bu yazıyı yazarken gelecek tepkileri düşünüyorum. Evet sosyalist değildi, Atatürk de sosyalist değildi. Fakat kendi koşullarında ve toplumun eğitim, kültür, sosyal ve ekonomik düzeyleri doğrultusunda o zamanın koşullarına göre laik bir hukuk devleti kurmaya çalıştılar. Siyaset üstü güçler ayrılığı temeli üzerine kurulu bir devlet inşa etmeye çalıştılar. Çok partili demokratik sistem kurmaya çalıştılar. Evet bunları yapmaya çalışırlarken eski düzene geri dönmek isteyen çevrelerin örgütlenmeleri karşısında buna sert hatta bugünün kafasıyla akıl almaz sertlikte müdahalelerde de bulundular.
Ne var ki bu insanların o zamanların imparatorluklar sonrası olmazsa olmazı milliyetçi “ulus devlet” kurmak istemeleri ve bu eksende sürdürdükleri bir yandan halkçı ve devletçi diğer yandan gerek burjuva yanlısı politikaları gerek Dersim olayları gibi orantısız güç kullanma yöntemleri yüz yıla yakın zamandır solcu, sosyalist, komünist çevrelerin eleştiri konusu olmuştur. Çağı, dönemin ekonomik, endüstriyel, sosyolojik, kültürel, sınıfsal, inançsal ve uluslararası düzeyde tam teşhis edemeyen bu insanlar, insan öldürmenin bile bugünün dünyasında bir ayı öldürmekten çok daha kolay olduğu o yıllara bugünün gözüyle baktılar ve bakıyorlar.
İşte bu diyalektik materyalizme inanan ama günün koşullarını ve neden sonuç ilişkilerini hesap etmeyen insanlar bugün hala faşizmin sözde açılım, barış ve özgürlük politikalarını destekleyip Atatürk ve İnönü düşmanlıklarını sürdürüyorlar. Bence o insanlar bugün yaşasalardı bırakın bu sözde barış masallarını desteklemeyi, barış için gerekirse devletin adından “Türk” ibaresini bile kaldırabilecek cesarette ama yüz yıldır ülkemizde emperyalizmin maşalığını yapan MHP ve APO’nun tezgahına gelmeyecek kadar aydın fikirli, ileriyi gören, vatansever insanlardı.
Fakat ne yazık ki bizim bu seküler yaşamcı, kendilerini halktan her zaman önde gören Atatürkçü, Marksçı, Leninci, Stalinci, Maocu putperestlerimiz ve Kürtleri kullanan sözde Kürt aydınlarımız hiçbir zaman bu toprakları ırklardan, izmlerden, inançlardan bağımsız düşünmemiş, birçok halkın taparcasına severek yüz yıllardır yaşadığı bu toprakları ırkçı ve dinci yalanlar üzerinden yöneten emperyalizmin uşağı iktidarların eline teslim etmiştir.
Bu sebeple İsmet İnönü’yü ölüm yıl dönümünün üzerinden üç gün sonra saygıyla anıyorum.