BU DÜNYADAN CANLI ÇIKAN BİR KİŞİ OLMADIĞINA GÖRE...

Bülent Hakan ALTUNCU

BU DÜNYADAN CANLI ÇIKAN BİR KİŞİ OLMADIĞINA GÖRE...

Sanatçı Atilla Taş’ın kızı yüksekten düşerek veya düşürülerek öldü.

Atilla Taş’ın cenaze başındaki görüntülerini izledim bir baba olarak. Çok derin etkilendim. Ölümün sırası yok biliyorum ama hayatta tanrıdan isteyebileceğim en büyük dilek tanrının hiç kimseye evlat acısı yaşatmamasıdır.

Bu tabloya Atilla Taş’ın siyasi görüşünden dolayı sevinen, iyi oldu, oh oldu vs gibi paylaşımlar yapanlar oldu.

Bu ülkenin sosyologları, psikologları, antropologları, filozof ve daha başka bilim dalları akademisyenleri bu durum üzerine bir açıklama yapmayacaksa ki yapamayacaktır, yapamaz da; o zaman ben sözümü söyleyeceğim:

Böyle bir acıdan sevinebilen insanlar hamile bir kadını öldürüp, karnındaki fetüsü (çocuğu) kılıcının ucuna takıp nara atıp sevinecek derece de gözü dönmüş insanlardır. Sivas'ta insan yakanlar da bunlardır, Maraş'ta evlerinde öldürdükleri insanları öldürdükleri yetmiyormuş gibi bir de evi yağmalayanlarda bunlardır. Bunların hepsini yakın tarihimizde izledik ülkemizde. Kör ve sağır olmayan herkes bilir. Fakat toplumumuzun büyük bir kısmı kör sağırdır.

İşte bu insanların yaşamlarının geneline egemen duygu korkudur. Çünkü yetersiz insanlardırlar. Bu korkularından dolayı bu tip insanlar ya silahlanır; ya sopalıdır ya muştalıdır ya döner bıçaklıdır. Hatta parmaklarında yumruk atınca karşı tarafın kaşını gözünü parçalayacak kalınlıkta yüzükleri vardır.

İş bu tip insanlar korkularını hafifletecek, onlara yaşam garantisi verecek hele de haksız hukuksuz iş verecek ekmek verecek herkese bir put gibi taparlar. Bu yüzden onlar için yapmayacakları canilik yoktur.

Ülkemizin bugün ki; herkesçe bilinen fakat hiç konuşulmayan en büyük sorunu da budur.

Bu durum gerek mafya gibi illegal çetelerin, gerek iktidarını ve gücünü korumak isteyen yapılanmaların hepsinin, varlıklarını sürdürmek için bu ilkel ve yetersiz kesimleri yanına almasına neden olmaktadır. Ve bu durum ülkemizde konuşulmasından en çok korkulan şeydir.

Üç yüz bin yıllık insanlık tarihinde bir insanın yaşamı nedir ki? Beş bin de biri! O zaman sormak gerekmez mi: Bir insanın kendisinden bir yıl önce veya on yıl önce olsun da kırk yıl önce ölen bir insana sevinmesi ne kadar acı bir durumdur. Bu dünyadan canlı çıkan bir kişi olmadığına göre; hiç tanımadığı, varlığından haberdar bile olmadığı bir genç kadının ölümüne sevinmekten daha alçakça daha trajik bir şey olabilir mi?

Eğer bu ülkenin sosyologları, psikologları, eğitimcileri olsaydı hepsi tek bir ağızdan bu insanların eğitilip rehabilite edilmesini söylerlerdi. Siyasetçiler de bunları pohpohlayıp şımartıp arkalarına alacakları yerde bunların eğitilip, sosyal hayata kazandırılmasını yönünde politikalar üretirlerdi.

(Tüm bunları derken özü eşitlik ve adalet olan sol düşünceyi anlamayıp, özümsemeyip bunu sadece etiket olarak kullanıp kendi tarikat liderlerine tapanlarında bu tiplerden hiç bir farkı yoktur)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.