BİZ BULUŞMAYACAĞIZDA KİM BULUŞACAK

Bülent Hakan ALTUNCU

BİZ BULUŞMAYACAĞIZDA KİM BULUŞACAK

Kayseri’nin Develi isimli ilçesi olduğunu inanmazsınız ben bundan sanırım 6-7 yıl önce öğrendim. Kışları Mersin’de yaşayan, yazları köyüne gelen, toprağını seven, çalışkan, üretken emekli bir sosyal medya arkadaşım sayesinde. Fakat bunlardan da önemlisi doğduğu gibi temiz kalmış, insan hayatına sonradan eklenmiş kimliklerle kirlenmemiş faniliğinin de bilincinde bir dünya insanı.

Uzun süredir o beni Mersin’e, ben de onu Trabzon’a davet ediyorum ama bir türlü görüşmemiz kısmet olmuyordu. Benim hadi gene fırsatım olurdu da onun bağ bahçe işleri, arıları ona bölgesinden ayrılacak imkan tanımıyordu.

Geçen hafta aradım “Köyde misin” diye sordum. “Evet” deyince bu sefer geliyorum dedim. Çok sevindi. Köyü Develi’ye 42 km uzakta, bizi eşi sevgili Songül’le İlçe merkezinde karşıladı ve köyüne getirdi. Biz derken yanımda oğlum ve onun bir arkadaşı var.

Sol yanımızda karları hala erimemiş Erciyes dağı, etekleri yeşermiş ovalar fakat onunla karşılaşmanın heyecanı ile dağa fotoğraf çekmeyi dahi akıl edemedim. Pikabının peşine takıldım. Öyle köylerden geçtik ki bir yandan betonarme, sac çatılı, çanak antenli evler; diğer yanda kimisinin kerpiç damı çökmüş, kimisinin hala daha bir kısmı duran, kimisinde dam mam kalmamış, duvarları bile yıkılmış, taştan sanat eserleri çıkarılmış harabeler. Kimisinin çatısı kiremitle örülü. Bana eski fotoğraflarda, filmlerde, belgesellerdeki orijinal Anadolu köylerini hatırlattı. Büyük mezarlıklar. Eski mezarların mezar taşları devasa büyüklükte. Erciyes’ten patlayıp etrafa yayılan volkanik taşların ustaca işlenmesiyle yapılmış. Bana bu durum, yalan yok ilk olarak taş ustalıkları ile ünlü Ermenileri hatırlattı. Aynı taş işçiliklerini Süphan ve Ağrı dağı çevresindeki köylerdeki evlerde ve mezarlarda da görmüştüm.

Köye vardık, evine girdik. Gözlemlerimin sonucunu ona anlattım. O da bölgede 1915’e kadar Ermenilerin sayısal olarak çoğunluk olduğunu söyleyerek beni destekledi. Yöreye özgü yemekler yedik. Manda yoğurdu üzerine dökülmüş bal geleneğinin de Ermeniler’den kalma olduğunu söyledi bana. Müthişti! Aslında ben bunu ilk kez Bayburt Taht köyünde yemiştim ve biliyordum.

Yıllar üstüne, benim sayemde olan bu buluşmanın özrünü, “arılar var, bahçe var, mecburen yanlarında kalıyorum, hiçbir yere ayrılamıyorum, ne iyi ettin de geldin” diyerek anlattı bana.

“Yav” dedim Salih abi! Sende bizim, ömrünü hayvanlarının peşinde, onların ihtiyaçlarını gidermek üzere köy-mezire-yayla üçgeninde geçiren Karadenizli kadınlar gibi yaşıyorsun. Bizim Karadenizli kadınların kıymetini çok iyi bilirdi inekleri, inşallah arılarda senin kıymetini bilirler” dedim. Utangaç bir gülümsemeyle güldü benzetmeme.

Birebir tanışmasak da iletiler üzerinden yılların tanışıklığı var aramızda. Anasını veya babasını erken yaşta kaybetmiş biri yıllar sonra onlarla karşılaşsa ne yaşar ne konuşur? Tamam, sarılır, koklaşır da ayrı geçirdikleri bu uzun süre içinde o kadar çok merak ettiği şey olur ki içinde, nerden başlasa ne sorsa diye şaşırır değil mi?

Aynı öyle oldu bizim buluşmamızda. Birbirimize ne soracağımızı şaşırdık. Bir soru soruyorum, derinine inmeden alakasız başka bir soru soruyorum, ardından bir daha… Bu durumumu anlattım kendisine, o da mimikleriyle ve beden diliyle beni anladığını söyledi bana.

-Bülent, dedi ve ekledi “Bu kadar kısa zamanda bu iş olmaz, bir arada en az bir hafta geçireceğiz, oturup, yatıp, kalkacağız ki bu iş olsun, dedi.

Zamanım dardı. Kalkmak ve yoluma devam etmek zorundaydım.

-Abi kısa bir görüşme olsa da benim için fevkalade güzel bir şey yaptık. O kadar azaldık, bir nevi nesli tükenmekte olan bir türüz ki artık, bizi anlayan insan çevremizde çok az kaldı. Örneğin ben yıllardır, kendimin ve insanlarımızın derdini meramını anlamaya, anlatmaya çalışırım. Beş duyum açık 24 saat bunları gözlemler, anlamaya çalışır ve yazarım. Ne köyümde ne akrabalarımda ne çocukluk arkadaşlarımda ne şehirdeki apartmanımda ne çalıştığım iş yerinde insanlar beni sosyal medyadan edindiğim dostlarımın çeyreği kadar bile tanımazlar. Halimi, tavrımı, duruşumu, insanlara, hastalara yaklaşımımı görürler, bilirler severler. Fakat hiçbiri ben ne ile uğraşırım, nasıl yaşarım bilmezler. Aynı ortamda yaşadığın aynı üretim ilişkilerini paylaştığın insanlarla bile hayata dair aynı konularda derinlemesine konuşamıyorsun, aynı duyguları paylaşamıyorsun, ne sevgi kalmış, ne saygı, ne hoşgörü ne tevazu… Biz buluşmayacağız da kim buluşacak. İyi sosyal medya var, iyi ki halen daha kirlenmemiş temiz insanlar var.

Ayrılırken bir petek bal verdi bana ve ekledi:

-Arıcılık işini dört yıldır yapıyorum, amatörüm ayni, işin puştluklarından hiç haberim yok yani (gülerek) tam organik baldır, yiyince anlarsın...

(Abi, eve geldim balından yedim, çok zamandır tatmadığım harika bir tadı ve keskinliği var; petek mumları ağızda dondurma gibi anında eriyip gidiyorlar... Muhteşemsin... Tabi ki sağ kolun Songül'de.. Sevgiler, selamlar.)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.